Yaprak Dökümü'nü izliyorum. Bu sene hiç izlemedim, son bölümü merak ettim. 5 yıldır yayınlanıyormuş, amma uzun değil mi? Acıların acısını yaşadılar, son yıllarda izlemek eziyet oldu ama 174 bölüm için de harcanan emeğe saygı duymak lazım.
Diziyi izlerken ben de bu yılı düşündüm. 2010 zor bir yıldı, işyerindeki yeni düzene alışmak, 2 çocukla uğraşmak, hiç bir şeyi aksatmamaya çalışmak yordu beni. Kendime değer vermeyi bıraktım ben galiba:(
Son günlerini yaşadığımız yılda babaannemin kaybı, bir arkadaşımızın en yakın arkadaşını pat diye kaybetmesi (beyin kanaması) bana en çok unuttuğum bir şeyi hatırlattı birden.
Sağlıklıyım! Çocuklarım iyi, ailem yanımda, sevdiklerim yakınımda, ben neden üzüyorum ki kendimi olur olmaz şeylerle?
2011, senden bir tek şey istiyorum ben: Bana iyi bak, bak ki ben de sevdiklerime bakabileyim. Çünkü ancak o zaman mutlu oluyorum.
Herkese iyi yıllar şimdiden.
Hayatın anlamını 20'de buldum, 26'da yaşamaya başladım, 34'te karşılaştığım mucizeyle tüm bildiklerim bir anda değişti. 37'deki mucizeyle de galiba aileyi tamamladık.
Çarşamba, Aralık 29, 2010
Pazar, Aralık 26, 2010
Çalışan kadın ve Erkek...

Çenebaz'ın blogundaki yazıyı çok beğendim, burada olmasını istedim. Bana çok iyi tanıdığım birini hatırlattı:)
"Eskiden kadin olmak daha kolaydi.
Kadinlar sadece evde olur, yemek yapar, cocuk bakarlardi.
Sadece esinin geliri dusukse kadin calisirdi ve calisan kadina acinirdi.
Kadin calisiyorsa, evine bakamayacagi dusunulurdu,
Zaten kadin bekarken calisiyor idiyse bile evlenince evinin kadini olurdu.
90'li yillara gelindiginde kadin sadece evde olmak istemedi, artik
Calismak ekonomik olarak ozgurlesmek istiyordu.
Once universite okumaya ,sonra calismaya basladi. Bu kadinin hosuna gitmisti.
Calisiyor, istedigi gibi harciyor, geziyordu.
Artik calisan kadin evli olmak degil bekar olup gununu gun etmek istiyordu.
Yasasin ozgurluk...
Calisan kadin artik iskolik olmustu, calisiyor ve yuksekliyordu.
Zirveye ulasmisti. Bircok sirkette once orta kademe, sonra ustkademe yonetici kad in oldu.
Doksanlarin sonuna gelindiginde sirketler yalniz ve iskolik 30lu yaslarinda kadinlarla doluydu..
Bu calisan kadina yetmedi, citayi biraz daha yukseltti.
Artik hem evli ve hem de basarili calisan kadin olmaliydi.
Calisan kadin etrafina bakindi. Basarili, parali koca adaylari gozden gecirildi.
Adaylardan kel, sisman ve kisa boylu olanlar hemen elendi.
Ince ruhlu, saraptan anlayan, 14 Subat'ta muthis surprizler
Yapabilen, kimsenin bilmedigi yerlerde basbasa tatillere goturen, yasamayi
Seven ve bol bol espiri yapanlar hemen kapisildi.
Yurt disindan gelinlikler getirtildi. Otellerde muhtesem dugunler yapilip, Maldivler'e ya da Bali'ye balayina gidildi.
Balayindan sonra calisan kadin hizla is basi yapti.
Gunduzleri toplantidan toplantiya kostururken artik aksam yemegini de dusunmeye baslamisti.
Aksam NE yenmeli, nereye gidilmeli, esinin gomlekleri, pantolanlari utulu mu, kiyafetleri kuru temizlemeciye
Gitti MI geldi MI, marketten alinacaklarin listesini cikar, is cikisi gital, eve gel, aksam yemegini hazirla....
Calisan kadin artik mutluydu. Gece yatagi sicacikti.
Uzulunce derdini paylasan, hastalaninca ona bakan, aglayinca destek
Olacak bir omuza, goz yaslarini silecek sevkatli ellere sahipti. 15 saat
Kosturmak kadina viz geliyordu. Etraf bu sekilde kosusturan, ev ile is
Arasi cift vardiya calisan Kadinla doluydu.
Zaman geciyordu. Calisan kadin 35 ine yaklasiyordu.
Biyolojik saati 'be bek, be - bek' diye uyari vermeye basladi.
Evet calisan kadin hemen cigliklar atmaya basladi 'Bebek de yaparim kariyer de ' diye...
Calisan kadinlar hemen sosyetik kadin dogumcularin randevularini doldurdular.
Calisan kadinlar ajandalarina ve islerinin temposuna
Uygun zamani secip hemen mikroenjeksiyonla bebek yapmaya basladilar.
1-2 ay sonra guzel haberler sirayla gelmeye basladi,calisan kadinlar ham ileydiler.
Calisan kadin hem hamile, hem guzel olmak istedi.
Hemen diyetisyenlere kosulup, ozel hamile diyetleri alindi, bol bol
Kivi yenmeye baslandi. Eskisi gibi tatli, tursu, borek, Erik aserilmiyor,
Karpuz, kivi ve mango isteniyordu gecenin bir yarisi eslerden.
Calisan kadin cocugunu eski usul buyutmeyecekti. Hemen onlarca
Hamilelik, bebek buyutme kitaplari alindi, bir cok Internet
Sitesine uye olundu, Yoga ve Anne-baba kurslarina yazilindi.
Calisan hamile kadin artik gun gun takip ediyordu bebeginin gelisimini.
Bugun 43. Gun, bebegim uzum tanesi gibi... 59. Gun, parmaklari olustu... 89.
Gun, bugun ilk defa hickirdi... 210 uncu gunden sonra artik bebegin
Matematik zekasinin artmasi icin Mozart dinletilecek... Sonunda mutlu gun geldi.
Calisan kadin artik anneydi. 3-4 aylik izinden
Sonra calisan kadin oldurucu diyetlerle zayiflayarak incecik bir sekilde isbasi yapmisti.
Artik basarili bir yonetici, iyi bir es ve Anne olarak 24 saat calisiyordu.
Bebek buyudukce, sosyallesmesi icin calisan kadin cumartesilerini
Cocuguna ayirdi. Artik tum anneler topluca etkinliklere katilmaya
Basladilar. Yas gunu partileri, tiyatrolar,piyano dersleri, basketbol,
Tenis ve yuzmekurslarinin biri bitiyor, digeri basliyordu.
Calisan kadina bu DA yetmedi. Artik hem calisiyor, hem
Iyi bir es olmaya gayret ediyor ve hem de annelik yapiyordu. Calisan
Kadin citayi birkez daha yukseltti.
O artik evinde katkisiz, saglikli ekmekler, receller yapmali,
Organik gidalarla, vitamini bol sebze yemekleri hazirlamali,
Cocuguna ve esine ozel gunlerde pastalar yapabilmeli, bu pastalari cok guzel susleyebilmeliydi.
Butun calisan kadinlar yemek yapma kurslarina kosmaya basladilar.
Evlerine ekmek yapma makinalari aldilar,
Toplanti aralarinda bir birlerine yemek tarifleri vermeye
Basladilar, 'Dun nefis bir cavdarli ekmek yaptim, istersen tarif ini
Vereyim 'Ben de hafta sonu harika bir pasta yaptim. Evdekiler bayildi. Bir
Aksam gelin de size de yapayim' Bakalim calisan kadin bundan sonra citasini nereye yukseltecek?
Gelelim erkege...
Bu surec icerisinde calisan erkek ise citasini hic yukseltmedi.
80 lerde, 90 larda ve 2000 lerde hep TV izliyor,bira iciyor ve maca gidiyordu...
..............
Ve bu yazı şöyle devam etmeliydi bence: sonra çalışan kadın ikinci çocuğu da yapmaya karar verdi!!!
Çarşamba, Aralık 22, 2010
Güle güle Babaannem...
Fahriye Hatun'u da gönderdik kardeşlerinin yanına. 5 bacı buluştular, orada da anneanneme söylenir mi acaba, çok geziyorsun diye?
Babaannem 92 yaşında 2 gün önce öldü. Onunla birlikte çocukluğumun torunluktan kalan bölümü de bitti.
Rahmetli Dedem kızkardeşi tüfekle beklerken babaannemi kaçırmış, babaannem hep anlatırdı. Sonra Devlet Orman Memurluğu nedeniyle birçok yer gezmişler, dedem insanlardan uzakta ve dağda, bayırda çalıştığı için sert, otoriter ve dediğim dedik bir koca ve baba olmuş. Babaannem hem hayat şartları, hem de dedemin sert mizacı ile sürekli mücadele etmiş, çocuklarıyla babaları arasında köprü olmuş bir çok kadın gibi.
Diğer yandan, gizli reis de Fahriye Hanım'dı aslında. Dedemi öyle idare ederdi ki, kendi istediğini sanki o istiyormuş da kabul etmek zorundaymış gibi yaptırırdı. Babam ve 4 kardeşi annelerine taparlardı. Babaannem çocuklarını çok iyi yetiştirmiş, otoritesini kurmuş, sevgisini fazla göstermeyen ama sevdiğini her zaman hissettiren biriydi hepimiz için.
Bayramlarda köyde olurduk, sabah un helvası kokusuyla uyanırdım. Babaannem helvayı taze olsun diye bayram sabahı herkes namaza gidince kavururdu. Ben de henüz şerbeti dökülmeden önce birkaç kaşık alıp bir tasta şerbetleyip yemeyi çok severdim, sırf bunun için erkenden uyanırdım. Her odada birkaç kişi olurdu, dedem namazdan gelince güzel bir kahvaltı yapar, yeni kıyafetlerimizi giyer ve sıraya girerdik. Hepimize harçlık verirdi (felçliyken bile babam ve Haşim Amcamın cebine koyduğu paraları bayramda verirdi bize). Bu seramoniyi çok severdi. Sonra babaanneme koşardık, ondan da harçlık alırdık. Yıllardır çalışıyorum ve para kazanıyorum ama dedemin ve babaannemin verdiği harçlığı harcamanın zevki başkaydı inanın.
Yıllar geçtikçe ve bizler büyüdükçe köye gitmeler azaldı, en azından aynı anda tüm aile gidemedik, yine de orada, o evde olmak, dedem ve babannemle zaman geçirmek çok ama çok güzeldi.
Dedem 75 yaşında felç geçirdi, konuşamaz oldu. Sağ tarafı tutmuyordu, koltuk değneği ile zorla yürüyor, yemeğini zar zor yiyordu. Babaannem tıpkı bir çocuk gibi ona yıllarca baktı, çocukları onu artık kendi çocukları gibi görüp tüm ihtiyaçlarını severek yerine getirdiler.
Dedemi kaybettikten sonra babaannem ailemizin başı oldu, her fırsatta ona gittik, elini öptük, yanında olduk. 5 yıl önce felç geçirdi. Yine de yardım alarak yürüyebiliyor, konuşuyor ve idare ediyordu, 2 yıl öncesine dek. Son 2 yıldır neredeyse yatağa bağlı yaşadı, yavaş yavaş bizleri tanımamaya başladı.
15 gün önce amcam hastaneye kaldırdı, karaciğeri iflas etmiş, safra kesesi sorunları başlamış, ameliyat edilemez, tedavi edilemez duruma geldi. Annemle babam da gittiler, halalarım da yanındaydı. Son günlerini hastanede, yoğun bakımda, acı çekmemesi için çoğunlukla uyutularak geçirdi.
Pazartesi günü babam aradığında anladım, ağlamaklı sesini duyunca içimde bir şeyler koptu gitti, dün gidip köyümüzde babaannemi son kez gördüm. Sanki huzurla uyuyor gibiydi. Güzel havada onu 70 yıl yaşadığı evinden uğurladık, kardeşlerinin yanına bıraktık.
Canım babaannem, huzur içinde yat, seni hiç ama hiç unutmayacağım, kızım seni tanıdı, oğluma da ben anlatacağım. Seni çok seviyorum.

Bu evin en büyüğü artık babam, balkondan sarkan battaniye de babaannemin el emeği.
Babaannem 92 yaşında 2 gün önce öldü. Onunla birlikte çocukluğumun torunluktan kalan bölümü de bitti.
Rahmetli Dedem kızkardeşi tüfekle beklerken babaannemi kaçırmış, babaannem hep anlatırdı. Sonra Devlet Orman Memurluğu nedeniyle birçok yer gezmişler, dedem insanlardan uzakta ve dağda, bayırda çalıştığı için sert, otoriter ve dediğim dedik bir koca ve baba olmuş. Babaannem hem hayat şartları, hem de dedemin sert mizacı ile sürekli mücadele etmiş, çocuklarıyla babaları arasında köprü olmuş bir çok kadın gibi.
Diğer yandan, gizli reis de Fahriye Hanım'dı aslında. Dedemi öyle idare ederdi ki, kendi istediğini sanki o istiyormuş da kabul etmek zorundaymış gibi yaptırırdı. Babam ve 4 kardeşi annelerine taparlardı. Babaannem çocuklarını çok iyi yetiştirmiş, otoritesini kurmuş, sevgisini fazla göstermeyen ama sevdiğini her zaman hissettiren biriydi hepimiz için.
Bayramlarda köyde olurduk, sabah un helvası kokusuyla uyanırdım. Babaannem helvayı taze olsun diye bayram sabahı herkes namaza gidince kavururdu. Ben de henüz şerbeti dökülmeden önce birkaç kaşık alıp bir tasta şerbetleyip yemeyi çok severdim, sırf bunun için erkenden uyanırdım. Her odada birkaç kişi olurdu, dedem namazdan gelince güzel bir kahvaltı yapar, yeni kıyafetlerimizi giyer ve sıraya girerdik. Hepimize harçlık verirdi (felçliyken bile babam ve Haşim Amcamın cebine koyduğu paraları bayramda verirdi bize). Bu seramoniyi çok severdi. Sonra babaanneme koşardık, ondan da harçlık alırdık. Yıllardır çalışıyorum ve para kazanıyorum ama dedemin ve babaannemin verdiği harçlığı harcamanın zevki başkaydı inanın.
Yıllar geçtikçe ve bizler büyüdükçe köye gitmeler azaldı, en azından aynı anda tüm aile gidemedik, yine de orada, o evde olmak, dedem ve babannemle zaman geçirmek çok ama çok güzeldi.
Dedem 75 yaşında felç geçirdi, konuşamaz oldu. Sağ tarafı tutmuyordu, koltuk değneği ile zorla yürüyor, yemeğini zar zor yiyordu. Babaannem tıpkı bir çocuk gibi ona yıllarca baktı, çocukları onu artık kendi çocukları gibi görüp tüm ihtiyaçlarını severek yerine getirdiler.
Dedemi kaybettikten sonra babaannem ailemizin başı oldu, her fırsatta ona gittik, elini öptük, yanında olduk. 5 yıl önce felç geçirdi. Yine de yardım alarak yürüyebiliyor, konuşuyor ve idare ediyordu, 2 yıl öncesine dek. Son 2 yıldır neredeyse yatağa bağlı yaşadı, yavaş yavaş bizleri tanımamaya başladı.
15 gün önce amcam hastaneye kaldırdı, karaciğeri iflas etmiş, safra kesesi sorunları başlamış, ameliyat edilemez, tedavi edilemez duruma geldi. Annemle babam da gittiler, halalarım da yanındaydı. Son günlerini hastanede, yoğun bakımda, acı çekmemesi için çoğunlukla uyutularak geçirdi.
Pazartesi günü babam aradığında anladım, ağlamaklı sesini duyunca içimde bir şeyler koptu gitti, dün gidip köyümüzde babaannemi son kez gördüm. Sanki huzurla uyuyor gibiydi. Güzel havada onu 70 yıl yaşadığı evinden uğurladık, kardeşlerinin yanına bıraktık.
Canım babaannem, huzur içinde yat, seni hiç ama hiç unutmayacağım, kızım seni tanıdı, oğluma da ben anlatacağım. Seni çok seviyorum.

Bu evin en büyüğü artık babam, balkondan sarkan battaniye de babaannemin el emeği.
Pazar, Aralık 19, 2010
Gigi ve Resim Sanatı...

Gigi resim yapmayı çok seviyor. Okulda da yaptıkları hep panoya asılıyormuş. En kısa zamanda bir resim kursuna götüreceğim.
Okula başlarken verilen kırtasiye listesinde boyaları alırken MONAMİ markalı olanları seçtik. Özellikle Sarı çantalı Pastel boyaları çok güzel ve kullanışlıydı. Kuru kalemleri de çok güzel. Renkleri, kolayca sürülmeleri ve çabuk kırılmamaları Monami'yi seçmemizde etkili oldu.
Gigi pastel boyayı tercih ediyor çoğunlukla. Kuru kalem ile de çalışıyor ama en çok pastel boya seviyor. Eh, onu gören Cigi oğlum da pastel boyaları alıp elini, yüzünü boyuyor hemen. Neyse ki kolayca çıkıyor yıkadığımda, ayrıca zararlı bir etkisini de görmedim şimdiye kadar. Gönül rahatlığı ile Monami markasını tavsiye ediyorum.
Cumartesi, Aralık 18, 2010
Kim olursan ol, gel...
Mevlânâ, başbakanla karşılaşmış.
"Sen gelme" demiş.
Yılmaz Özdil kopardı beni bugün, fıkraya bak:)
Bugün biz bir doğumgünü partisine gittik. Korsan bir kral vardı, yüzü boyalı, beyaz gömleği, siyah çizmeleri, tacı ve kılıcı ile çok sevimliydi:) Sergio'nun yeni yaşını kutladık.
Sabah Arife geldi sağolsun, ben de kuaföre gittim 9'da. Saçımı biraz kestirdim, kaşlarımı düzelttirdim. Yeniden insana benzedim yani, güzel bir duyguymuş:) Çıkınca pantolonlarımı DARALTMASI için! terziye verdim. Bu duygu daha da güzeldi. Sonra azıcık alışveriş ve eve döndüm. Tubiş'e kek getireceğim demiştim, hemen yapıp fırına koydum, çocukları giydirdim, ben de giyindim ve çıkabildik evden.
A.ablamın arabası ile Bursa'da okuyan ve hafta sonu için gelen Müjdi de olmak üzere yola koyulduk. Standart Cumartesi trafiğinde adım adım ilerleyerek vardık parti mekanına.
Gigi ve Cigi arabada uyudukları için toparlanamadılar. Gigi palyaço ile eğlendi ama Cigi bana yapıştı. İkimiz aslında uhu reklamında filan güzel oynarız, "onlar bile ayrılmıyor" sloganı ile. Yanak yanağa her şeyi yapabiliyor insan isterse, çay bile içtim yani.
Herkesi görüp partiyi bitirdikten sonra çıkıp Carrefour'a gittik. Galiba çatısında sorun varmış, üst kat kapalıydı, biraz dolanıp eve döndük.
Güzel bir gün oldu, hava da güneşli ve güzeldi. Daha ne isterim?
"Sen gelme" demiş.
Yılmaz Özdil kopardı beni bugün, fıkraya bak:)
Bugün biz bir doğumgünü partisine gittik. Korsan bir kral vardı, yüzü boyalı, beyaz gömleği, siyah çizmeleri, tacı ve kılıcı ile çok sevimliydi:) Sergio'nun yeni yaşını kutladık.
Sabah Arife geldi sağolsun, ben de kuaföre gittim 9'da. Saçımı biraz kestirdim, kaşlarımı düzelttirdim. Yeniden insana benzedim yani, güzel bir duyguymuş:) Çıkınca pantolonlarımı DARALTMASI için! terziye verdim. Bu duygu daha da güzeldi. Sonra azıcık alışveriş ve eve döndüm. Tubiş'e kek getireceğim demiştim, hemen yapıp fırına koydum, çocukları giydirdim, ben de giyindim ve çıkabildik evden.
A.ablamın arabası ile Bursa'da okuyan ve hafta sonu için gelen Müjdi de olmak üzere yola koyulduk. Standart Cumartesi trafiğinde adım adım ilerleyerek vardık parti mekanına.
Gigi ve Cigi arabada uyudukları için toparlanamadılar. Gigi palyaço ile eğlendi ama Cigi bana yapıştı. İkimiz aslında uhu reklamında filan güzel oynarız, "onlar bile ayrılmıyor" sloganı ile. Yanak yanağa her şeyi yapabiliyor insan isterse, çay bile içtim yani.
Herkesi görüp partiyi bitirdikten sonra çıkıp Carrefour'a gittik. Galiba çatısında sorun varmış, üst kat kapalıydı, biraz dolanıp eve döndük.
Güzel bir gün oldu, hava da güneşli ve güzeldi. Daha ne isterim?
Cuma, Aralık 17, 2010
Günlük EyleMce...
Damat halayı ile başlıyorum güne. Alem FM'de Nihat ve Sivrisinek programı ile her sabah 8'de ve akşam 19'da çalan şahane müzikle dörtlü ikaz sinyalini açarak oynuyoruz hep beraber:)
Dünyanın en pahalı benzinini kullanmayı kutluyoruz. Bir sürü araba görüyorum dörtlülerini yakmış giden, öyle eylemceli ki anlatamam. Siz de katılın bence, belki benzin ucuzlamaz ama kerizliğimizin acısı azalır biraz.
Dünyanın en pahalı benzinini kullanmayı kutluyoruz. Bir sürü araba görüyorum dörtlülerini yakmış giden, öyle eylemceli ki anlatamam. Siz de katılın bence, belki benzin ucuzlamaz ama kerizliğimizin acısı azalır biraz.
Çarşamba, Aralık 15, 2010
Cigi Tiyatro ile tanıştı!

Çok sevdiğim biricik abimin ondan çok sevdiğim biricik eşi Nazo yengem bize Eti Çocuk tiyatrosu için davetiye almıştı geçen hafta. Pazar günü Ozzy, Kayriş, Nayan ve çocuklarımla birlikte gittik Türkan Saylan Kültür Merkezine.
Salona girdiğimizde çocuklar heyecanla beklemeye başladılar. Ozzy ve Gigi daha önce tiyatroya gittikleri için ben Cigi ve kayriş'in tepkilerini merakla bekliyordum açıkçası.
Oyun başladığında ikisi de pür dikkat izlemeye başladılar. 1 saat boyunca gıkları çıkmadan izlediler, tabii biz de:))
5 kişilik kadrosuyla, kostümleriyle, müzik ve dekoru ile oyun çok güzeldi. şarkılar biraz yavaştı ama sıkılmadı çocuklar. Eti'nin sosyal sorumluluk projesine alkışlar!
Çıkışta çocuklara bisküviler ve elma şekeri dağıttılar. Arabada gelirken Kayriş kariyerini açıkladı: "Ben büyüyünce tiyatrodaki pinokyo olcam" dedi. Ayrıca rolleri de dağıttı. Buna göre o ve Cigi Pinokyo, ben mavi peri (en güzel olan:) annesi ve babası kurnaz tilki ile kör kedi, Dolphin amcası da gepetto olacakmış:) Bir de bu tiyatroya bir daha gelmeyecekmiş çünkü bitiyormuş:)
Güle oynaya eve döndük. Şahane bir gündü, çocukları mutlu etmek için yorulmaya değdi, her zamanki gibi.
Aktiviteler devam edecek, değil mi sevgili yengecimmm???
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)