Perşembe, Kasım 18, 2010

Bayram Şekerleri...



Tam istediğim gibi bir bayram tatili yapıyoruz. Arife günü bir klasik olarak Arife'yi aradık tabii:) Çocuklar gününü kutladı, o da Amasya'da torunları ile güzel bir tatil geçiriyor, keşke siz de olsanız dedi bizimkilere.

İlk gün anneme gittik. Halam ve eniştem, kuzenlerim, amcam ve diğer akrabalarla bayramlaştık, annemin şahane su böreğinden ve cevizli tatlısından yedik. Sonra teyzeme gittik. Almanya'dan gelen küçük teyzem de oradaydı, çocuklara hediyeler getirmiş, Gigi'ye Barbie, Cigi'ye de küçük model arabalar. Bayıldılar tabii.

Sonra kayınvaldeye gittik. Köprü trafiği berbattı, 2 saat filan sürdü gidişimiz. Kayrişler oradaydı, biraz oturup kalktılar. Biz de G. annemin yaptığı mercimek çorbası, zeytinyağlı biber dolması ve sonra da harika baklavalarla karnımızı doyurup semirdik bir güzel:)

Gigi epeyce bahşiş topladı:) Çantasında saklıyor, bugün ne alsak benim paramla alalım diyor canım. Biz de sen kendi istediğin bir şey al diyoruz.

Bugün de bir ziyaret yaptık, sonra çocukları dolaştırdık, yemek yedik. Şimdi ikisi de uyuyor. Bayram boyunca nereye isteseler götüreceğiz, istedikleri kadar oynayacaklar, Bayramlarda çocukların istedikleri olur diyoruz ve öyle yapıyoruz. Onları mutlu görmek benim için yaşayabileceğim en güzel gün oluyor.

Resimler geçen hafta sonu Kızkulesinde çok profesyonel bir fotoğrafçı (baba) tarafından çekildi. Ne güzeller değil mi? Dolphin yine döktürdü anlayacağınız.

Cumartesi, Kasım 13, 2010

Mimlendim...

Judy beni mimledi, Garip Alışkanlıklarım:

* Gizli gizli biri de beni mimlese diye düşünürüm bazen:)
* Şerbetli tatlı yerken (baklava, tulumba vs) yanında ekmek yerim.
* Bazen birine soru sorarım ama cevabını beklemem. Benim için soru sormak önemlidir, cevabı değil:)
* Gazetecilere e-mail gönderirim durmadan. Sevdiğim yazılarını tebrik ederim, beğenmezsem eleştiririm. Yılmaz Özdil'le kanka olduk neredeyse:)
* Kitap okurken kahramanları gözümde canlandırırım hemen, filmi olsa kim oynardı diye düşünürüm.
* Merdiven basamaklarını sayarım.
* Birisi bit dese kaşınmaya başlarım.
* Şeftaliyi kabuğuyla yiyemem. Birisi bana şeftali deyip kabuğuyla yeme taklidi yaparsa çıldırırım, bunu bilenler de yaparlar sık sık ak.
* Kafamdan acıklı senaryolar yazıp ağlarım:) Manyak mıyım neyim?

Aklıma gelen gariplikler bunlar, teşekkürler Judy.

Cuma, Kasım 12, 2010

Tatil geldiiii....



Nedense son saatler geçmek bilmiyor. Kafamda bi dünya yapılacak şeyler, oraya da gideriz, onu da yaparız diyorum ama biliyorum ki rüzgar nereye savurursa o olacak (Fikret / Yaprak Dökümü gibi konuştum:) Almanya'dan teyzem geliyor Pazartesi, özledim Ayşe'ciğimi, gidip göreceğim. Sonra Bayramın ilk günü annemlerde bir sürü akraba, kuzen olacak, onları göreceğim.

Çocuklarımla eğleneceğim, onları oyuncaklara götürüp mutluluklarını seyredeceğim. Bol bol anne yemeği yiyeceğim. Şımarıp şımartacağım. Havalar güzel olursa vapura binip Eminönü'ne gideceğiz, kuşlara yem atıp tramvaya bineceğiz (bu yazıyı sonra şarkı sözü mü yapıp satsam acaba?)

Velhasıl Bayram güzel şey, ben seviyorum el öpmeyi, çocuklara harçlık vermeyi, çukulata ve şeker ikramlarını.

Herkes sevdikleriyle olsun bu Bayram, gülsün eğlensin, dinlensin. Ben öyle yapacağım.

Çarşamba, Kasım 10, 2010

Sahne Hayatım başlamadan bitti:(

Pazar günü Cigi oğlum anne ağzım ağrıyor demeye başlamıştı. Boğazı acıyormuş zavallının. Sanırım bana da bulaştırdı. Günümüz güzel geçmişti oysa ki. Güyellere (artık komşu olduk) kahvaltıya gittik. Öğleye doğru görümcemler (onlarla da komşu olduk) de geldiler. Üçümüz de aynı semtte, 3 ayrı sitede oturuyoruz, aramızda 1 km var. Hafta sonları nereye gidelim derdi yok:) Kahvaltıda birinde, öğle yemeği diğerinde, hadi akşam yemeği de öbüründe olsun şeklindeyiz. Görümcem zaten Ö.ablam, canımdır. Bizi çok sever, eltişim Nayan desen, şahanedir. Bu ailenin kadınları ve gelinleri süper zaten, ne varsa erkeklerinde var!

Öğleden sonra da ciğer alalım dediler, çocuklara tavuk, büyüklere ciğer ziyafeti çektik. Yiyip içip gülüyoruz hep beraber işte. Nazar değmesin aman!

Akşamına işte hastalandık oğlumla. Pazartesi iyiydim, dün öğleden sonra sesim kısılmaya başladı, şu anda ise ne erkek, ne kadın, tuhaf bir hırıltıyla konuşmaya çalışıyorum işyerinde. Telefonda kimse sesimi tanıyamıyor, herkes bana acıyor, ne güzel. Şarkı da söyleyemiyorum tabii, Günay'daki haftasonu programımı iptal ettim, Nur'a da elbiseyi yapma dedim, sevenlerime duyrulur.



Şu asortik resim de geçen haftalardan, masamda Facebook profil resmi çektirdim.



Hani Pamuk Şeker var ya, işte beni bir kıskandırdı ki sormayın gitsin. Anne kız uğraşıp neler yapmışlar, bir de Meraklı Minik'te resmi çıkmış cimcimenin, biz durur muyuz, hemen yeni tema için (Doğada kış) çalıştık. Gigi güzel bir resim yaptı, ben de fotoğrafını çektim, gönderdim. İnşallah bir sonraki sayıda basarlar da biz de çatlatırız birilerini:)))



Annem geldi demiş miydim? Tam 4,5 ay olmuş Rezan hanım ile görüşüp öpüşmeyeli. Özlemişim valla. Babam bıyık bırakmış, Ömer Şerif'e benzemiş. Gittik geçen hafta sonunda, Cumartesi günü akşama kadar hasret giderdik. Çocuklar da çok özlemiş, hele Cigi, anneme bir sarıldı, annemin gözleri doldu. Akşamüstü serin oldu, Dolphin de hadi şömüneyi yakalım dedi. İlk defa yaktık (önceki evsahibi bir sürü şömine odunu bırakmış). Nasıl güzel ısıttı, karşısına geçip ısındık, seyrettik. Akşam abimler geldiğinde inanamadılar, abim babama biz üstte oturalım, siz alt kata inin dedi. Kışın şömine ile çok rahat ısınabilir annemle babam. Dolphin de şöminenin önüne post alacak, babam da röbdöşambr ile gelip viskisini içecek:) Türk filmlerinde şömine, basamaklı salon ve mutlaka evin içinde merdiven olur ya, bir anda biz de kendimizi zengin ve gururlu hissettik:)))

Haydi minişler,benden bugünlük bu kadar.

Cumartesi, Kasım 06, 2010

Günler, haftalar aylar...

Çok uzun zaman oldu değil mi? Yazamadım bir türlü. Oysa yazılacak ne çok şey var.
Diğer blogları okuyunca günlük işleri yazmanın ve paylaşmanın bile önemini hissediyor insan.

İşler yoğun, pek keyfim yok ama. Sorumluluğum fazla, şikayetçi de değilim ama mutlu da değilim. Umarım Susan Miller'in dediği gibi güzel şeyler olur kasım ayında.

Gigi okula devam. Sabahları kalkmak zor geliyor sadece, bir de servisle eve gelirken çok yorulduğunu düşünüyorum. 13.40'da çıkıyor ama servise ancak 14.30'da binebiliyor, eve gelişi de 15.30 oluyor. Oysa geçen gün babam aldı okuldan, 14.30 olmadan evdeydi. Taşınalım okula yakın bir yere diyoruz ama evimi de seviyorum. Her ne kadar çatısı aksa da (yönetime teşekkürler) ev batana kadar gemiyi terk etmeyeyim diyorum:) Valla, yakında batacağız galiba. Yazın çatıda tadilat yapıldı, düzelmiş gibiydi ama olmadı, yine rutubet var. Bakalım, yönetime tekrar gidip hörleyeceğiz:)

Cigi desen, tam canavar oldu. Arifeye Arifemmm diyor, Arife eriyor o anda:) Çocuğu komple yiyecek sanıyorum. Akşam işten gelince bana bir sarılıyor, anneee ben şeni çok şeviyorum deyip yanaklarımı şap şup öpüyor. Acayip sevgi dolu, herkesi seviyor.

Kurban Bayramını hevesle bekliyorum. 1 hafta evdeyiz, çocuklarla gezip tozacağız İstanbul'da, inşallah havalar iyi olur, adaya filan da gideriz.

Saçlarımı kırmızıya boyadım. Sonbahar Kızılı yazıyordu kutunun üzerinde, bayağı kırmızı oldu ama. Yakıştı bana:) Yıllar önce sarıya boyatmıştım, aman Allahım ne kabustu yaa. benim rengim kızıl, değiştirmem artık.

Resimler de var aslında ama buradan yükleyemem, hepsi işyerindeki bilgisayarımda. Umarım bundan sonra daha sık yazarım.