Cuma, Nisan 30, 2010

Cuma'ya kalsa...

Bugün kısa kısa...

H.aluk B.ilginer'in yeni dizisi berbat. Birbirine yakışmayan iki kişiyi karı koca olarak oynatmayı nasıl başardılar acaba? Karı kocadan çok baba kız gibi duruyorlar, bu durumda H.aluk B.ilginer de sanki sapık gibi görünüyor karısına sarıldıkça. Ve çok abartılı oynuyor, ben kendisinin oyunculuğunu çok beğenirim ama bu dizide olmamış dostum.

Sanırım vampir kitapları beni cezbetmiyor. Dünyayı kasıp kavuran üçlemenin "Tutulma" sını okuyayım dedim, bir türlü kaptıramadım kendimi kitaba. Acaba Twilight ile mi başlamalıydım? Sanki o zaman bile okuyamayacakmışım gibi geliyor. Konu ilgimi çekmedi.

Yeni taşındığımız üretim içindeki asma kat ofisi aşırı gürültülü. Üretimdeki makinaların uğultusundan telefonda konuşamıyorum, kimseyi duyamıyorum ve konsantrasyonum tamamen bozulmuş durumda. İnşallah alışırım. Haftaya kulaklarıma baktırmaya gideceğim, cidden duymuyorum ya.

Güzel bir şeyler olmasını bekliyorum. Ailemin ve kitaplarımın dışında hayattan zevk aldığım hiç bir şey yok, ne bir planım, hevesim, ne de gelecek için bir hayalim var. Neden böyle oldum bilmiyorum, sanırım koyu bir depresyona doğru ilerliyorum. Beni ayakta tutan tek şey çocuklarım.

Yukarıdaki paragrafı çok karamsar yazmışım, aslında çok mutsuz değilim, birazcık.

Ayda bir gün yıllık iznimden kullansam ne güzel olurdu. Hafta içi, sabahtan akşama kadar kendime ayırabileceğim bir gün mesela, işte bak, hayal etmeye değer bir şey buldum sanırım:)

Annemler taşındı dün. Yarın gidip göreceğim yeni evlerini. Çok merak ediyorum.

Perşembe, Nisan 29, 2010

Benim güzel çocuklarım...



Bugün oğlumun doğumgünü. 2 yaşını bitiriyor, ben geçen 2 sene boyunca neredeydim bilemiyorum:) Çabuk geçti diyorum ama aslında çok uzun sürdü. Neredeyse her gün kokladım, öptüm, yedim bitirdim oğlumu. Ablasıyla büyümesini, huylarını, huysuzluklarını:) sevinçlerini ve birbirlerini ağlatmalarını izledim.

Eve geldiğimde zıp zıp zıplamasını, kurbağa gibi yerde hoplamasını, babasını görünce sevinmesini, sevgisini çok fazla gösterip sokulgan oluşunu, öpmeye, öptürmeye bayılmasını (kız hiç öptürmediği için alışık değiliz:) ablasıyla aralarındaki o acayip bağı neredeyse gözümle görmeyi bir çırpıda anlatabilirim.

Anlatamayacağımsa, kalbimin nasıl olup ta bu kadar sevgiyle dolup taşarak yine de dünyanın tüm sevgisini almaya hazır oluşudur. Aynı zamanda vermeye tabii, sanki sevsem, çok sevsem daha çok daha çok diyor kalbim bana. Acaba çevremde hep çok sevdiğim, beni çok seven kişiler olduğu için mi?

Doğumgünün kutlu olsun oğlum, güzel gözlüm, tatlı gülüşlüm, zıpırım benim. Seni çok seviyorum.

Salı, Nisan 27, 2010

GÖÇEBE



Dünya görünmeyen bir düşman tarafından istila edilmiş ve insanların bedenleri, bu istilacılar için sahiplik yapmaktadır. Şöyle ki, bedenler bir değişikliğe uğramamış gibi görünse de, zihinleri ele geçirilerek bedenin içine bir ruh yerleştirilir ve beden o ruha ait olur.

Geriye kalan birkaç insandan biri olan Melanie, yakalandığı zaman sonunun geldiğine inanır.Göçebe, yani Melanie'nin bedenini alan ruh, avcılar (direnişçileri yakalayanlar) tarafından bir insan bedeninin içinde yaşarken karşılaşabileceği zorluklar hakkında uyarılmıştır: Baskın duygular, hislerin yoğunluğu, çok canlı olabilen anılar gibi. Ama Göçebe'nin beklemediği bir zorluk vardır: Bedeninin önceki sakini zihninden vazgeçmeyi reddeder.

Göçebe, Melanie'nin düşüncelerinin derinlerine inerek geri kalan insanların nerede olduğunu öğrenmeye çalışır. Ama Melanie'nin zihninde tek görebildiği, sevdiği adamın, hâlâ saklanan bir insan olan Jared'ın hayalidir. Bedeninin arzularına direnemeyen Göçebe, yakalamak zorunda olduğu bu adama karşı özlem duymaya başlar. Dış güçler, Göçebe ve Melanie'yi, aslında istemeseler de, ortak bir hedefte birleştirir ve birlikte sevdikleri adamı bulmak için tehlikeli ve sonu belli olmayan bir macera için yola koyulurlar.

Çok heyecanlı, romantik, ilginç bir konusu ve anlatımı olan kitapta kimin tarafında olacağınızı şaşıracaksınız. Filmi de gelecekmiş yakında (The Host) merakla bekleyeceğim.

Pazartesi, Nisan 19, 2010

Haftasonu...

Her zamanki gibi neşeli geçti. Cumartesi günü Ö.ablalar bize yakın bir siteden aldıkları evi bana göstermek için geldiler. Çocukları da aldık gittik. Yürüyerek 10 dakika mesafedeyiz, komşu olduk ne güzel. hemen taşınmayacaklar ama sık sık gelecekler, hafta sonları kalırız diyorlar. Yazın da çok keyifli olacağına eminim. Sonra Ümraniye'deki meşhur bir pideciye gittik, Cigi orada uyudu, biz yemek yedik ve hep beraber bize döndük.

Akşamüstü Güyeller de arayıp geliyoruz dediler. Cigi kuzen Kayriş ile öyle güzel oynadı ki, ikisini izlemeye doyamadık. Yavaş yavaş birlikte oynamaya başlıyorlar. Kayriş Cigi'ye abi diyor:) Hal bu ki kendisi 26 gün büyük bizimkinden. Bir ara da holde Cigi Kayyaaa diye seslendi, Kayriş de bağırdı, Cigi "bağıyma" diyerek fırça attı! Kafa kafaya verip oyuncak çamaşır makinasında Cigi'nin hangi ara çıkardığını göremediğim çoraplarını yıkıyorlardı en son.



Dün ise kahvaltıdan sonra Paa'lara gittik geçmiş olsun demeye. Önemli bir göz ameliyatı geçirdi, gittik ki herkes orda. Lupi'nin annesi, annemler, diğer akrabalar, resmen Paa'nın kabul günü olmuş:) Lupi'cik hemen Gigi ile oynamaya başladı, bir ara annesine "anne, şu sarıkızın adı neydi?" diye sormuş. Sarı kız bizim kız oluyor, Lupi esmer ya, Gigi sarışın gelmiş çocuğa:) Beraber çok güzel oynadılar. Biz de kuzen E. ve L.annesi ile Dolphin'i de katarak FB-BJK maçı için iddiaya girdik. BJK'lı olan biz kadınlar kaybettik tabii:( Kanatçı Ağa'da kanat ısmarlayacağız erkeklere. Bu bir şey değil de, çenelerini dinlemek zor olacak:) Bu fikrimi paylaştığım L.annesi dedi ki, olsun, kanatları tıkarız ağızlarına, konuşamazlar!

Annemleri de alıp çıktıktan sonra sahile, Koçtaş'a gittik. Allahım ne kalabalıktı, zar zor park edip içeri girdik ki, kalabalıktan yürünmüyor. Kriz Koçtaş'a uğramamış anlaşılan. Neyse, annemler ev için rustik baktılar, biraz dolandık ve annemlere gittik. Akşamı orada bitirip eve döndük gece.

Bu haftayı 4 gün olarak düşününce sanki Pazartesi sendromu da olmuyor gibi:) Ne güzel, ne güzel...

Hediye kazanma şansı!



Bu şahane bonibonlu çantayı ve içindekileri kazanmak istiyorsanız doğruca Nilgün'ün sayfasına gideceksiniz. Belki de bana çıkar:)

Cuma, Nisan 16, 2010

ZAMAN YOLCUSUNUN KARISI



Okuduğum en ilginç romanlardan biriydi. Konu aslında bir aşk hikayesi, zamanda yolculuk yapan bir adamı hem kendi gözünden, hem de karısının gözünden anlatıyor. Kurgusu muhteşem, Dan Brown romanları gibi, ama burada 2 kişinin yaşadığı aşkı okurken zaman yolculuklarıyla şifreleri de çözmeye çalışıyorsunuz. Yazarın zekasına hayran oldum, ilk romanıymış bir de, inşallah devamı da gelir.

Henry De Tamble, yakisikli bir kütüphaneci ve 'Chrono Displacement disorder' hastalığı var . Yani iradesi dışında ortadan kayboluyor ve zamanda geçmişine ve geleceğine yolculuk yapıyor. Claire ise güzel bir sanatçı (kağıt hamurundan heykeller yapıyor). Tanıştıklarında Claire 6 Henry ise 36 yasında. İkisi gerçek zamanlarında tekrar karşılaşıncaya kadar Henry Claire'i düzenli olarak ziyaret ediyor. O'nun koruyucusu, arkadaşı, sevgilisi ve en sonunda kocası oluyor. (Clarie 20, Henry 28 yaşındayken evleniyorlar).

Kitap, Henry ve Claire'in anlattığı bölümlerden oluşuyor. Her bölümün başında kaç yaşında oldukları belirtiriliyor. Evlendikleri ana kadar geçen sürede eğlenceli, heyecanlı, şaşırtıcı konular yer alıyor. Ancak kitabın sonuna dogru hikaye değişerek acımasızlaşmaya başlıyor. Henry geçmiş ve gelecek arasinda gelip giderken her şeyi sorgulamaya başlıyor. Clarie ile aralarındaki aşk ise öyle güçlü ki, hiçbir olumsuzluk bunu bozamıyor.

Ben soluksuz okudum, kesinlikle tavsiye ediyorum. (Filmi de var ama henüz izlemedim. Bakalım Henry ve Clarie benim hayalimde canlandırdığım gibiler mi?)

Çarşamba, Nisan 14, 2010

Havadisler birikti...

Dedem "havadis" derdi, bir de "ajans" dinlerdi, her saat "ajansı açın" diyerek TV'nin başına geçerdi. İlkokul mezunu olmasına rağmen müthiş bir matematik zekası vardı, özlüyorum dedemi.



Annemler nihayet evi aldılar. Resimleri çoktan çekmiştim ama tapu işi bitene kadar beklemek istedim, son anda bir aksilik olur diye, hep dua ettim sorun çıkmasın, evi alsınlar,taşınsınlar diye.



Dubleks evin alt katında abimler, üstünde de annemle babam oturacak. Hem birlikte, hem ayrı 2 daire gibi, 2 ayrı girişi var evin, apartman çok güzel, yeni ve 4 katlı, yeri çok güzel, tüm marketlere yakın, terası sıcak yaz akşamları için mükemmel.



Şimdiden kışın çıtır çıtır yanacak odunları seyredip közde patates ve mantar pişireceğimiz kış günlerini hayal edebiliyorum. Çatı katının tavanı ahşap kaplı,odalar çok güzel, mutfağı ve banyosuyla şirin bir daire. Alt kat mı? Sıradan bir ev işte:))) Abimler için de heyecan verici bir durum tabii, istedikleri gibi döşeyip ferah ferah oturacaklar.



Kuzenler karşı karşıya:) Çok sevimliler, ne güzel oynadılar beraber.



Gigi kuzeni Berfuş'un doğumgünü partisinde çok eğlendi. Biz de şahane şeyler yedik ve güzel bir gün geçirdik pazar günü.

Cuma, Nisan 02, 2010

Nisan'ın ikisi...



Hayat arkamdan kocaman bir çığ gibi geliyor. Bir yerde durursam ya da tökezlersem bittim:) (Manalı bir cümle yazıp okuyucuya woouuw dedirten yazar diğer paragrafa geçer)

Günlerdir işyerinde hummalı bir çalışma içindeyiz. Bir taraftan alımlar, üretim ihtiyaçları, diğer taraftan belgelendirme için çalışmalarımız derken sabah masama oturup akşam olduğunda nasıl kalktığımı bilemiyorum. Arada fabrika içinde turlayıp görüşmeleri yapmak da cabası. Bir taraftan dışarıda inşaat işleri var, neredeyse bir müteahhit kadar bilgim oldu. Nasılsa eş durumundan lazlık da var, yakında laz müteahhit olarak piyasaya çıkmayı düşünüyorum da!



Geçen hafta sonu teyzemdeydik. Yardımcısı 2-3 gün çalışmış ve öyle muhteşem şeyler hazırlamış ki neredeyse rejimi bozacaktım (sanki yapıyorum da:) Kısır, börekler (bakın "ler" diyorum)kurabiye (gül şeklinde harika bir kurabiye yapmış, tarifini alıp evde yaptım ama benim güllerim pişince yayıldı:) ve çeşitli salatalar, zeytinyağlı dolma veee kapanış iri cevizlere sarılmış kadayıf dolması ile yapılmıştı.

Çocukları bir ara aşağı bahçedeki parka indirdim. Oğlan deiler gibi koşturup kaydı durmadan. Öyle sevimli ki, akşam eve gidince kucağıma gelip "anneee, çok tatlışın" diyor bana.

Annemler nihayet evlerini satıyor galiba, yeni oturacakları ev de güzelmiş, yarın gidip görmeyi planlıyorum.

Pazar günü de Kayriş'in doğumgünü kutlama şenlikleri yapılacak, sülalemizin koca tarafı olarak toplaşıp eğleneceğiz:)

Bahar geldi mi ne?