Çarşamba, Ocak 27, 2010

Gigi'den inciler...

Geçen hafta sonu arabada:

-Anne, Hedefler iyi olur değil mi?
-Nasıl yani kızım?
-Yani kötü hedef olmaz, hep iyi hedefler olur.
-Benim yerime işe git kızım.

Dün akşam evde:

-Baba, biliyor musun ben hep yarın'ı bir gün adı sanıyordum. Oysa ki her gün yarın diyebiliyormuşuz. Günler Pazartesi, Salı, Çarşamba diye gidiyor, yarın hepsi olabilirmiş.
-Sen aslında kaç yaşındasın kızım?

Daha eskilerde bir gün :

-(Okula gitmeyi hiç istemiyor ya) Anne, ben evde büyüyebilir miyim?
-Nasıl yani?
-Yani okula gitmesem, evde yetişip büyüsem olur mu?
-Olur, ben sularım seni arada bir kızım.

Pazartesi, Ocak 25, 2010

Haftasonu...



Gönül isterdi ki bugün Gigi'nin doğumgünü resimleri ile bu yazıyı süsleyeyim.Onun yerine Gigi ve babasının yaptığı şaheser(!) kardan adam eşlik ediyor yazıma.

Doğumgünü partisini iptal etmek zorunda kaldık, iyi ki de etmişiz çünkü kimse gelemeyecekmiş. Cumartesi günü annemin günü vardı, orada baktım ki karşı taraftan kimse gelemeyecek, tüm akrabaları aradım ben de. Gigi çok üzüldü ama arkadaşların gelemeyecek, Berfuş bile dedim ve sihirli kelime Berfuş'u duyunca tamam dedi:)

Anneme de birçok kişi gelemedi ama gelenler yine de 15 kişiden fazlaydı. Paa'nın dediği gibi "Sa...." sülalesine gezme deyin, kar kış vız gelir:) Akrabalarımızdan biri de giderken benim botlarımı giymemiş mi:) Benzemiyor bile aslında, renkleri farklı, giyim şekilleri farklı, dalgınlığına gelmiş Fatma Teyzenin, annemden aldığım spor ayakkabı ile eve gittim. Dün annemler değiştirmiş ama ben ne zaman alacağım bakalım. Yoksa bu bana yeni bir bot almam için ulvi bir işaret mi? (Bahane hazır:)

Dün sabah uyandığımızda kar epeyce yağmıştı, devam da etti. Gigi ve babası balkonda oynadılar, Cigi uyuyordu, uyanınca balkona baktı ve çıldırdı:) anne, kaydan adaaam deyip durdu. Ama dışarıda kar hoşuna gitmedi. Yüzüne yağdıkça sinir oldu:)

Akşamüstü Güyellere gittik. Yollar açıktı. Yemek yedik, çocuklar oynadı. Sanırım yediğim kızartma bana dokundu orada, korkunç bir mide bulantısı ve sancısı çektim. Dolphin de bir kaç gündür rahatsızdı mideden, eve döndüğümüzde çocukların yanına uzandım salonda, TV seyrettik. Gigi uyudu zaten, oğlan da yanımda oturdu, yattı, beni çekiştirdi uyumayayım diye. "Anne gözünü aç" diyor, ben tekini açıyorum, "iki tane aç" diyor:) Sanırım uyuyakalmışım, Dolhin hadi yatın diye kaldırdı beni, oğlanı alıp yatağa gittim, yanıma yatırdım, bir iki debelendi, sonra uyumuşuz.

Sabah kalkınca mide ağrım yoktu, bugün çok hafif yiyeceğim, kar hala yağıyor, akşam eve servisle gideceğim, sabah beni Dolphin bıraktı.

Bu hafta içinde yine soğuk hava gelecekmiş diyorlar, bakalım hafta sonuna doğru hava düzelmezse planlar yine değişecek mi?

Cuma, Ocak 22, 2010

Komik Prensesim...



5 yıldır hayatımıza dünyanın tüm renklerini ve coşkusunu katıyorsun. Doğduğun günden bu yana seninle dopdolu hayatımda beni mutluluktan ağlattın, güldürdün, peşinden koşturttun, sinirden kudurttun, sevinçten geberttin, her bi şeyi yaptın kızım.

İnşallah bundan sonra da böyle devam edersin. Seni çok seviyorum şekerparem, annesinin bitanesi, komik prensesim benim. Doğum günün kutlu olsun.

Salı, Ocak 19, 2010

Ne düşünüyorsam yazmış yine...

Dilimize yapışıp kalmış: İnsanlıktan söz ederken hep insanoğlu diyoruz. Böylelikle de dünya nüfusunun yarısını, yani erkekleri kastediyoruz. Ama bu kullanım zaman zaman da işe yaramıyor değil.

Mesela savaştan söz açtığınızda “insanoğlu” demenizden daha doğru bir kullanım olamaz.

Çünkü savaşları insanoğlu yapıyor, insankızı değil. Eğer Amazon söylencesini saymazsanız tarih boyunca yüz milyonlarca erkek birbirine giriyor, dönemin silahlarıyla birbirini parçalıyor.

İnsankızları ise çocuk doğuruyor, besleyip büyütüyor, savaşa gönderiyor ve sonra da yasını tutuyor.

Bu yüzden “Savaş bir erkek davranışıdır!” dersek pek de haksız olmayız.

Erkek yığınlarının alışkanlığı bu.

Belki çözüm de burada.

Dünyanın yönetiminde kadınların ağırlığı ne kadar artarsa, savaş tehlikesi de o oranda azalır.

Bir kadın, erkek gibi yok edici olamaz.

Çünkü bir insan doğurmanın ve yetiştirmenin ne demek olduğunu bilir.

Erkek gibi dölleyip yoluna gitmemiştir o. Çocuk doğurmanın acısını, sancısını çekmiş, canından can kopmasının şiddetini yaşamıştır.

Sonra o çocuğu emzirmiş, beslemiş, yirmi yıl üstüne titremiştir.

Erkekler çocuğu alır, asker yapar, cepheye gönderirler ve “bum!”; çocuk artık yok!

Kadınlar, bu yok oluşun ne derece yanlış, vahşi ve doğaya aykırı bir durum olduğunu iliğinde kemiğinde duyar.

Hırslarına kapılmış ve egemenlik peşindeki erkekler anlayamaz bunu.

Çocukluğumuzdan beri böyle yetiştirildiğimiz için, savaşı ülkelere ve insan soyuna mal ediyoruz.

Oysa anlamalıyız ki savaş sözünü ağzımıza aldığımız anda erkeklerden söz etmekteyiz.

Bugün bazı ordularda, göstermelik bir miktar kadın subaya da yer veriliyor ama bu durum, savaş vahşetini bir kadın davranışına dönüştürmeye yetmiyor.

Belki de ileride, bu çıldırmış dünyayı kadınlar düzeltecek.

Zülfü Livaneli

Pazartesi, Ocak 18, 2010

Haftasonu...



Gigi hanımın yeni kreasyonunu nasıl buldunuz? Bu kız modacı olacak. Kıyafetlerini öyle güzel ve değişik kombinliyor ki, şaşırıp kalıyoruz. Bana hiç çekmemiş neyse ki, ben beceremem değişik tarzları, klasik ve standart bir giyim tarzım var, memnun değilim aslında ama bir imaj danışmanım:) yok. Kızım büyüdüğünde bana imaj danışmanlığı yapacak.

Haftasonumuz çok güzeldi. Cumartesi günü anneme gittik, Babamla beraber Ozzy'i de alıp carrefour'a gittik. Ufaklık jetonlu arabalara binmeyi çok seviyor, bir haftadır sayıklıyordu, çok eğlendi. Gigi ve Ozzy de sevdiler, bowling oynadılar, hava hokeyinde kapıştılar, Mado'dan dondurma yediler ve geri döndük.

Paa ve amcamlar gelmişti. Annem fırında hamsi yaptı, yöresel yemekler de vardı, hep beraber oturduk, Cigi uzun süre uyudu, ben de gazetelere gömüldüm, dinlendim. Akşam Dolphin geç geldi, eve geldiğimizde çocuklar uyumuştu bile.

Dün benim niyetim evde kalmaktı aslında, Dolphin ablama gidelim mi deyince ve Gigi de Berfuş'a gitmeyi çok isteyince aradık, evdelermiş. Akşamüstü geliriz dedik. Hava korkunç soğuktu, pasta yaptım çocuklara, yemek pişirdim. Saat 16.00 gibi çıktık evden, Ö.ablalara gittiğimizde onlar da yemek yiyordu. Gigi ve Cigi çok oynadılar, Cigi'nin çenesi düştü, konuşup durdu. Bir ara pilav yediriyordum, Ö.abla son bir iki kaşığı yedirdi, bir parça da et yemeğinden vereyim dedi, ağzına küçük bir et verdi, Cigi'nin suratı buruştu, bana bakıp "iğyenç" dedi ve eti elime bıraktı:) O kadar sevimliydi ki, gülmekten öldük. Daha 2 yaşında bile değil ama maaşallah pabuç kadar dil var, ablasının güzide! kelime dağarcığından bol bol yararlanmış. Bir ara kendi kendine oyuncak kasa ile oynuyordu, düğmesine basıp kasa açılınca ellerini havaya kaldırdı ve "oleeey, kazandım" diye bağırdı!

Arabaya bindiği anda babasına "baba, müzik aç" diyor, sonra da "sesini aç". Oturup gayet güzel muhabbet edebilirsiniz yani, cümleler kuruyor, yorumlar yapıyor, hele bir küsmesi var, ne zaman hoşuna gitmeyen bir şey olsa dudaklarını büzüp "küstümmm" diyor ya, ölüyoruz o anda. Biz asla küsmeyiz, bu lafı da kullanmayız, nereden duydu bilmiyorum. Ya Arife'den öğrendi, ya da Gigi'den.

Evde yaşam hareketli, neşeli ve gürültülü. Yorucu ama çoook zevkli. En güzeli de çocukların gelip sarılması, yanağından öpmesi (oğlan bir de öptümmm diyor sonra). O anlarda ben gerçekten anneyim ve çocuklarım var diyorum, hala şaşırabiliyorum bu duruma.

Cuma, Ocak 08, 2010

Anne İş'te mi Ev'de mi?



Yetişemiyorum dostlar, yetiştiremiyorum. Ya ben tembelim, ya da altından kalkıyorum diyenler yalancı:)

Evde olduğumda yemek yaptıktan sonra ortalığı topluyorum, çamaşırlar varsa yıkıyorum (ütü sadece o anda ihtiyaç olursa yapılıyor), çocukların dolabından yerlere saçılmış kıyafetleri itinayla! dolaba geri koyuyorum, yerlere saçılmış oyuncakları topluyorum. İstiyorum ki en azından eve geldiğimde Vernel şişesini koltuğun altında bulmayayım! Çok şey mi istediğim?

Çocuklarım her şeyden değerli, Arife de akşama kadar elinden geleni yapıyor biliyorum (temizlik bile yapıyor kadın, çocukları uyutunca) ama akşam eve gittiğimde yine de her yerde bir şeyler bulmak beni delirtiyor. Ben dağınıklığı sevmiyorum. Annem hep bana "kızım, gezerken topla" derdi. Ben de ne diyor bu kadın derdim. Doğruymuş anne!

Bazen keşke daha erken çıkabilsem diyorum. Sadece hafta sonu yetmiyor ki, hafta içi yapılacak da bir sürü iş oluyor. Maalesef işyerim izin konusunda çok titiz, ben de her zaman izin almıyorum tabii, gerçekten ihtiyacım varsa alıyorum. Kendi işinin olması bu bakımdan iyi sanırım. Hiç yoksa yapacağın işleri sıralayıp bitirebilirsin günlere bölerek. Benim hastanede yaptırmam gereken kontroller, kızın okul işleri ve bazı evrak işleri yüzünden en az 3-4 güne ihtiyacım var. Yıllık iznimi de kullanabilirim aslında ama zaten 2 hafta, kuşa dönecek sonra.

Dönelim eve. Uzun süredir çekmecelerde bekleyen, dolapların üstünde uyuyan, dolapların içinde unutulan eşyalar ve oyuncaklar var (O kadar temizliyorum yine de bitmiyor). Yine bir ayıklama yapmam lazım. Cumartesi günü yapayım diyorum ama bakalım, fırsat bulursam.

Disney'in müzikaline Gigi'yi götürmeyi çok istiyorum. Daha bilet de almadım ama doğumgünü hediyesi yapacağım. Bayılacak.

İşimi seviyorum (seviyorum'u Samanyolu'ndaki Melek gibi söyleyin, Nejat'ı seviyorumm Zülal diyor ya, mahsun ve kaşlar bitişik, hüzünlü, benli güzel kız:). Yoğunluk beni rahatsız etmiyor. Bazı uygulamalar ve anlaşmazlıklar canımı sıksa da yaptığım iş bildiğim ve başarılı olduğum alanda, yine de evime yakın olsun isterdim (günde 80 km yol yapıyorum, kamyon şöförleri ile daat daaat selamlaşıyoruz artık, yakında akşam eve dönerken kamyon park yerinde durup onlarla kurufasülye yiyeceğimden korkuyorum).

Yazıyı yazarken fark ettim de, niye mızmız çocuklar gibi söylenip duruyorum ki acaba? Sağlığım yerinde mi? yerinde, çocuklarım mutlu mu? mutlu. Kocam her zaman beni destekliyor mu? destekliyor. O zaman sahip olduklarımla mutlu olmayı bilmeli miyim? evet. Sıkıysa sen yap o zaman.

Pazartesi, Ocak 04, 2010

Yepyeni bir yıl...

Sabah uyandığımda harika bir sürpriz vardı dışarıda. Her yer bembeyaz olmuş, gece kar yağmış. O sevinçle işe geldim ki, kaloriferler bozuk:) Öğleye dek donarak çalıştık, neyse ki yapıldı ve şimdi camdan dışarı bakarak nazlı nazlı yağan karı seyredip çalışıyorum.

Yılbaşı çok güzeldi. Kalabalıktık, çocuklarla birlikte 14 kişiydik. Kocaman bir hindi (iç pilav ile doldurulmuş), bol salata ve çıtır çıtır çavdar ekmeği ile yemeğimizi yedik hep beraber. Ö.ablamlar (görümcem), kayınvaldesi ve babası, Güyeller, kayınvaldem ve babam, biz, çocuklarımız kocaman bir aileydik. Annemle babam Şile’ye halamlara gittiler. Onlar da şömine başında çok güzel bir yeniyıl kutlaması yapmışlar.

Ö.ablanın doğum günü 29 Aralık olduğu için hep yılbaşı akşamı kutlarız. Güzel bir pastamız vardı, kuruyemişler, meyveler derken geceyarısı oldu bile. Ben bir ara Cigi’yi uyutmaya gitmiştim, uyuyakalmışım. Dolphin uyandırmasaydı yeni yıla uyuyarak girecektim. Cigi biraz hastaydı, burnu akıyordu, erkenden uyudu. Kayriş hopladı zıpladı tüm akşam. Bir ara yan taraftaki siteden havai fişek patlattılar, Kayriş cama yapıştı resmen. Sonra gelip herkese “bla bla bla, paaat” deyip anlattı bize gördükleriniJ Gigi ve Berfuş her zamanki gibi oynadılar. TV neredeyse hiç izlemedik. Sadece geceyarısından sonra klasik Victoria’s Secret defilesini izledik biraz. Ben Viktorya’nın sırrını çözdüm zaten. İç çamaşırları çok farklı değil, hatta daha iyileri ve tasarımı değişik olanları vardır mutlaka, Viktorya aksesuarla işi götürüyor. Kullanılan kanatlar, ayakkabılar, incik boncuk ve kıyafetler ilgiyi çekiyor. Tabii mankenlerin hareketleri, canlılığı ve şov da muhteşem olunca izleniyor işte. Tam bir pazarlama şahanesi.

Çocuklar istediği için tombala oynandı, ben oynamadım bu kez. Dolphin kazandı bir kez, Gigi ve Berfuş hırs yaptılar, onlar da kazandı. Saat 2 gibi herkes uyuklamaya başladı. Ö.ablalar ve anneleri gitti, Güyeller ve kayınvaldeler bizde kaldı. Sabah çocuklar 8.30’da uyanınca biz de mecburen kalktık, kahvaltıdan sonra evde tembellik yaptık tüm gün. Dışarı çıkmak istemedik.

Cumartesi günü Arife kızıyla geldi, çocukları bırakıp Dolphin’le işlerimizi halletmeye gittik. Ne zamandır yapmak istediğimiz şeyler vardı, fırsat bu fırsat deyip kaçtık. Dolphin’in beraber iş yaptığı D. Ve kızkardeşi için açtığı Tuhafiye mağazasına uğradık. Öyle güzel şeyler yapıyorlar ki, içim gitti. Bereler, atkılar örüp satıyorlar. Ayrıca bir sürü incik boncuk satıyorlar, çok keyifli işler yapmışlar. Orada geçirdiğim 1 -2 saat bana çok iyi geldi, keşke böyle işler yapsam dedim kendi kendime. Örgü işlerinde sabırsızım ama değişik şeyleri arayıp bulmak, sunmak, satmak çok güzel olurdu.

Gigi saati öğrendiğinden bu yana eve ne zaman geleceğimizi takip ediyor. O gün de ben 3’te gelirim demiştim, gidemedim. Beni aradı ve “anne, beni kandırdın, kaçta geleceksin çabuk söyle” dedi. Patronum bile böyle zorlamıyor beni:) Saat 5’te geleceğim dedim ve sırf söz verdim diye eve zamanında gittim o akşam.

Dün ise kahvaltımızı yaptıktan sonra tam oturmuş gazete okuyordum ki Cigi kucağıma gelip oturdu. Biraz sonra inmek isterken halıya düştü. Ama zaten alçaktan indiği için tam bir düşme bile olmadı, oturdu diyelim. Birden ağlamaya başladı, sağ elini hareket ettiremiyor. Yazın kolu çıkmıştı, acaba yine mi oldu dedik ve hemen sarıp sarmalayıp çıktık hastaneye. Özel hastanede ortopedist yoktu, Göztepe SSK Acil’e gittik. Film istediler, hiç beklemeden film çektirdik, doktor baktı, kırık yok dedi, eliyle dirseğini tutup sağa sola çevirdi (oğlan ağlıyor kucağımda, anne bitti, bittiiii diyor) ve tamam dedi. Dışarı çıktığımızda bir süre emin olamadık düzeldiğine, yarım saat sonra alkış yapmaya, elini oynatmaya başladı, acayip sevindik. Nasıl olduğunu anlayamadık bile. İnşallah yer etmez kolunda, her an da dikkat edemiyor ki insan, çocuk kendi başına oynamak istiyor, tutup oturtamıyorsun yanında. Kemiklerini kuvvetlendirmek için Kalsiyum desteği vereceğiz bir süre. Balıkyağı da içireceğim.

Anneme gittik hastaneden çıkınca,kendine alıp dar gelen yeşil dantelli gömleği bana cuk diye oldu, yeni bir gömleğim oldu:) Dayım İsviçre'den benim sevdiğim Lindt Excellence (bitterama, nasıl acı, nasıl güzel kahvenin yanında, enfes)çikolatadan getirmiş bana, bir de mutfakta sürekli kullandığım bıçaklardan. Annemlerin salon dekorasyonunu da Dolphin'in gazıyla değiştirdik, süper oldu. Annem çok sevindi.

Cuma, Ocak 01, 2010

Merhaba 2010...

İçerde herkes tombala oynuyor şu anda:) Güzel bir gece oldu. Kalabalık ve mutlu bir akşam, yedik, içtik eğlendik. Ben de gidip tombalaya katılacağım, bakalım yeni yılda şanslı olacak mıyım?

Hepinize mutlu yıllar!!!