Perşembe, Aralık 31, 2009

Cigi'den inciler...



Abla kardeş odada olduklarında, örneğin Cigi Kanapenin tepesine çıkıyorsa Gigi bağırıyor : "Kırmızı alaaarm, kırmızı alarm!" diye, yani kardeşi tehlikeli bir şey yapıyor, ben de gidip ufaklığı kurtarıyorum o durumdan.

Geçen akşam su damacanasının olduğu dolaba girmiş (yan tarafı boş, girip oturuyor orada bazen:) Birden dolabın içinden bir ses duydum :
-Kımıcı alam, kımıcı alam!!!

Dolabı açtım ki, ne göreyim? beyefendi eli pompada, bana bakıyor. meğer suyu dökecekmiş, kendi kendini ihbar etti garip!

Şimdi ne zaman masaya, kanepeye çıksa veya tehlikeli bir şey yapacak olsa kımıcı alam diye bağırıp haber veriyor bana, ben de gidip kurtarıyorum:)

Çarşamba, Aralık 30, 2009

Salı, Aralık 29, 2009

Veeeee, 2010 Kehanetleri...

Önce kendim için bazı kehanetlerde bulunayım. Ne yani, bir medyum, kendisi hakkında tahminlerde bulunamaz mı? (Hakkaten ya, o kadar çıkıp anlatıyorlar, biri de demiyor ki ben de şunu istiyorum, bana da bu olacak diye. Ne anladım ben bu işten?)

2010 yılında ENNE Hanım her zamanki fıstıklığında olacak. İşyerinde canavar gibi, evde mükemmel anne ve eş (hıı? Dolphin, bişi mi dedin, duyamadım da?) olarak yılı geçirecek. Bu yıl bol bol seyahat edecek, belki tam da hayalini kurduğu işi bulacak (bol paralı, bol gezmeli, az çalışmalı, evet evet, politikacı yani), düğünlere gidecek, göbek atacak, yazın harika ötesi şahane tatiller yapacak, akrabalarıyla zaman geçirecek, nefis yemekler yapacak, çocuklarıyla ve ailesiyle, sevdikleriyle geçireceği zamanı asla başka bir şeyle değişmeyecek. Sağlıklı olacak, spor yapacak (hadi be).

Şöyle bir evde yaşayacak:


Şöyle bir havuzu olacak :


Şöyle bir bahçesi olan evde :


Kış bahçesinde oturup kahve keyfi yapacak:

Haftasonu...



Ne zamandır haftasonu yazısı yazmadım. Bu hafta sonumuz çok güzeldi, mutlaka not almalıyım diye düşündüm ve boş kalabildiğim şu dakikada yazıyorum işte.

Cumartesi günü Ö.ablalar geldi. Arabayı servise götüreceklermiş, biz evde kaldık, Dolphin ve H. gittiler. Gigi ve Berfuş oynadılar saatlerce, Cigi Bey de peşlerinde tabii. Bazen kızlar onu odaya almıyor, kapıyı kapatıyor, hemen koşarak yanıma gelip "anne tut, tut" diye elimi tutup kapıya götürüyor beni, açmam için:) Açınca da kızların oyununu bozuyor serserik.

Akşamüstü kocalar geldi, ben de uyduruk tavuk kızartmamı yaptım. Çok pratik ve bir o kadar da lezzetli, deneyin derim. Tavuğun göğüs eti çok iri kuşbaşı parçaları halinde doğranıyor, 1 kaşık soya sosu, yumurta, sarımsak rendesi, baharat ve tuz karışımında bekletiliyor. Sonra galeta ununa bulayıp kızgın yağda kızartıyorum. İçi yumuşacık, üstü çıtır çıtır oluyor. Pilav ve salata ile yedik hep beraber. Ö abla "restoranda yeseydim ancak bu kadar lezzetli olabilirdi" diyerek bol bol iltifat etti bana. Yemek sonunda şefi herkes alkışladı, ben de eğilerek selam verdim:)

Akşam Güyeller de geldi. Kayriş ve Cigi kuzenler birbirine sarılıp sarılıp öptüler. İkisine bir ara Jingle Bells söyledim (Cigi çok seviyor) öyle güzel oynadılar ki, onları izlerken ağlayasım geldi.

Pazar sabahı anneme kahvaltıya gittik. İsviçre'den Ş.abla da gelmişti, onu ve oğlunu göremiyordum ne zamandır, sevindim tabii. Dayım da Ocak başında gelecekmiş, onu da görürüm inşallah. Annem kıymalı yumurta yapmıştı, poğaça yapmış, kahvaltılıklarla birlikte çay keyfi de yaparak yedik.



Daha önceden sözleştiğimiz gibi Güyellerle buluşup Oyuncak Müzesi'ne gittik sonra. Biz gitmiştik ama onlar ilk kez gördüler. Çocuklardan çok biz eğlendik sanırım:) Eskiden oynadığım plastik zıplayan tavşanları, lastik topları ve bebekleri görünce bir tuhaf oldum. Sanki yıllar hiç geçmemiş, duvardaki çerçevede asılı bebek elbiseleri ve kağıt bebeklerle oynayacakmışım gibi hissettim. Sunay Akın'ın oyuncak müzesi mutlaka görülmesi gereken yerlerden bence. Dolphin'de de bulunan Alman malı tren setini görünce Dolphin'e bağışlasana dedim. Ama o tren setini Cigi için sakladığını ve ileride oğlu müzeye vermek isterse onun adına verebileceğini söyledi.

Çıkışta Güyeller karşıya geçti, biz eve döndük. Nayan ve Nil geldiler, Gigi Nil'i çok özlemiş, doya doya oynadılar. Biz de nayan'la muhabbet ettik. Bayramda görüşmüştük ama böyle güzel bir sohbetimiz olmamıştı ne zamandır.

Akrabalarla görüşülen, sakin ve geniş zamana yayılan bir haftasonuydu, çok keyif aldım.

Cuma, Aralık 25, 2009

Hediyem Geldi!



Primarima'nın yeni yıl çekilişine katılmıştım. Bugün hediyem geldi. Bloğunu zaten takip ettiğim sevgili Dilek bana çok güzel bir panda anahtarlık göndermiş. Emeğine sağlık ve çok teşekkür ederim. Masamın en güzel yerinde Matruşka arkadaşının yanına oturdu Panda Bey:)Kartında yazdığın tüm güzel dileklerin için de ayrıca teşekkürler.

Ayrıca böyle bir çekilişi organize ettiği için Primarima'ya da çok teşekkür ederim.

Pazartesi, Aralık 14, 2009

Yazayım artık değil mi?



Şöyle bir evde sevdiklerimle birlikte kalabalık bir yılbaşı geçirsem, geceyarısı çıkıp kartopu oynasak, bol bol gülsek, yesek, içsek, gülsek tekrar, ne güzel olurdu.

Nedense hep yılbaşını kar varken daha bir coşkulu kutluyorum ben. Sanki kışı olmayan bir ülkede yeni yılın gelişini kutlamak büyüyü bozuyor. Geleneksel hale gelen aile toplantıları, yemekler, çerezler, meyveler, hediyeler ve tabii ki tombala:) Özellikle çocuklar için oynanıyor ama kıran kırana mücadele var, ertesi sabah geç yapılan kahvaltıda konuşulan, espriler yapılan bir ritüel bizim için. Vazgeçmeyiz yani.

Dolphin'le üniversite yıllarımız boyunca ve evliliğimizin ilk yıllarında her yılbaşında dışarı çıktık, eğlendik te. Ama bir süredir evde ailemizle olmak daha çok keyif veriyor bize. Acaba sebebi çocuklar mı, yoksa yaşlandık mı? Bence birincisi:)

Geçen hafta neler oldu? A.Abladaki akrabalar günü çok güzeldi. Herkesi gördüm, bol bol konuştum. Cigi uyuduğu için rahattım. Gigi de oynadı çocuklarla.

Tabii geçen haftanın en önemli olayı Gigi'nin okuldan alınmasıydı. Şimdilik Gigi :1 Biz:0 olarak sonuçlandı, maça devam ediyoruz ama:)

Yaklaşık 15 gün sürdü okul maceramız, Gigi en baştan itibaren okulu sevmedi, öğretmenini sevmedi ve hiçbir paylaşımda bulunmadı. Oyunlara katılmadı, yemek yemedi, sürekli ağladı (evde bile). Biz inatla devam ettik göndermeye. En sonunda sürekli gözlerini kırpıştırmaya ve zayıflamaya başlayınca gidip Müdürle konuştuk. En iyisi şimdilik göndermeyin, bir süre sonra başka bir okula (kendisinin de seveceği) verin, haftada 1 ya da 2 gün, oyun grubuna gitsin dedi. Ona göre sorun Gigi'nin ilk defa evden ayrılması ve evde kardeşinin bakıcı ile kalması. Bence de doğru, biz bu güne dek Gigi'yi anneanne, babaanne veya hala ile bırakmadık hiç. Ya bizimleydi, ya da bakıcısı ile. Biz gitsek bile (1 ya da 2 kez gittik, 1 gece yalnız kaldı) evde kalıyordu. Arada sırada başka evlerde de biz yokken kalması gerekiyormuş. Deneyeceğiz. Gigi'ye ancak başka bir okula gitmesi şartıyla öğretmeninden izin aldığımızı söyledik, kabul etti. Maceralarımız sürecek:)

Oğlan iyice dillendi, sürekli konuşuyor, şarkılar söylüyor, ablasıyla oynuyor. Akşamları evde onunla koştururken acayip mutlu oluyorum. "Annesinin kujuşu (kuzusu)" diyor kendisine, serserik.

Perşembe, Aralık 03, 2009

Ortaya Karışık...



*Gigi okula giderken ve okulda ve dönerken ağlıyor. Babasından yüz buluyor tabii, ben erken çıkıyorum, babasına naz yapıyor, o da kıyamıyor, okula kadar gidip bekliyor öğleye dek. Defalarca konuştuk, kızım bak okulda çok eğleneceksin dedik ama ben sizi çok özlüyorum deyip ağlamaya başlıyor. Ama biz işe gidiyoruz zaten, evde olursan da özlemeyecek misin diye sorduğumda şöyle bir şaşırıyor, bahanesi kalmadığı için de o zaman da özlüyorum ama Arifeyle Cigi var evde diyor. Aslında olay tamamen ne yardan, ne serden vazgeçememesi. Okuldayken aklı evde kalıyor, evde kalınca da okulu soruyor.

Neyse, bu sabah çok az ağlamış, babası gitmemiş peşinden, dönüşte de çok mutluymuş, Arife'ye annemle babamı üzmeyeceğim, okula gideceğim demiş:) Ne lütuf! Orada iyi vakit geçireceğini biliyorum, kendini kasıp ağlamasa her şey harika olacak aslında. Yavaş yavaş alışacak sanırım. Diğer yandan gizli gizli Hak vermiyor da değilim kızıma:) Daha 5 yaşında, biz yeni bir ortama girdiğimizde gerilip sıkılmaz mıyız?



*Meşhur olma fırsatını kaçırdım! Az önce beni Med Yapım'dan aradılar. StarTV'de Beyaz'ın sunduğu yarışma için başvuru formu doldurmuştum, oradan almışlar ismimi. Yeni bir yarışma başlıyormuş, Evinizdeki Lokanta diye. Evin bir odasını lokantaya çevirip verilecek parayla kaç kişilik yemek yapacağımızı söyleyecekmişiz, gelen grubu ağırlayıp çıkışta bırakacakları bahşişe göre finale kalacakmışız. Adam anlatırken ruhum sıkıldı, çok zahmetli ve hiç bana göre değil diye düşündüm ve reddettim. Adamcağız şaşırdı, öyle hevesle anlatıyordu ki, kabul etmeyeceğimi düşünmedi sanırım. Ama ne yapayım, bana göre değil bu yarışma. Ben Var mısın Yok Musun tarzı, Çarkıfelek gibi filan bir yarışma istiyorum. katılayım, kazanayım paraları, geleyim. Öyle zahmetli işlere giremem valla. Hele o wipeout var ya, katılanlara inanamıyorum. resmen sakatlık geçirme tehlikesi var, değer mi Asuman için? Artık meşhur olma hayallerim bir başka bahara kaldı:)



*Oğlum telefonu açında alo, iyimişin diye soruyor herkese. Bugün evi aradığımda oğlum iyimisin dedim, hayıy dedi.



*Bugün size saçlarınızı dalgalı yapmanın sırrını vereceğim. İhtiyacınız olan şeyler, kat kat kesilmiş saçlar, Loreal Curl Power Köpük ve bir adet vigo (hani şu saç kurutma makinasının ucuna takılabilen, permalı saçları kurutmak için kullanılan aparat, pazarlarda bile satılıyor, fiyatı ucuz, sadece makinanıza göre olanını almanız gerekir).

Malzemeleri:) hazırladıktan sonra uygulamaya geçebiliriz. Önce temiz, yeni yıkanmış saçlar havluyla iyice kurulanır, Loreal Curl power köpük şişesi iyice sallanır ve avucunuza 1-2 mandalina büyüklüğünde (saçınızın uzunluğuna göre) köpük alınır. Nemli saçınızın her yerine iyice yedirilir. Daha sonra vigo başlığı takılmış fön makinası ile saçlar kurutulur (saçınızı tutam tutam vigonun içine sokarak kurutun). Ta taaaa, dalgalı, havalı ve parlak saçlara kavuştunuz bile! Görenler perma mı yaptırdın diye soracak ya da hayran hayran sizi izleyecek. Teşekkürleri yorum bölümüne bırakırsınız artık:)

Loreal Curl Power Köpüğü keşfettiğimden bu yana saçlarımı perma yaptırmıyorum. 2-3 ayda bir kuaförde kat kat kestirip (saçım uzundur) her yıkamadan sonra yukarıda anlattığım şekilde kurutuyorum, neredeyse kıvırcık denecek dalgalı saçlarımla işe gidiyorum. Tabii saçınızın özelliği de önemli. Benimki gür ve dalgalı olmaya müsait ama sadece fönle kurutursam asla dalgalanmıyor, kabarıp elektrikleniyor sadece. Loreal'in bu ürünü elektriklenmeyi de ortadan kaldırıyor.

Yıllardır perma yaptıran biri olarak sonunda saçıma en uygun ürünü buldum, permadan kurtuldum. Kesinlikle tavsiye ediyorum, ürüne vereceğiniz her kuruşa değer (13- 16 TL arasında değişiyor marketlerde fiyatı).



Resimler şuradan

Çarşamba, Aralık 02, 2009

Tatil Bayramı...

Gigi'ye göre tatil bayramı geçirdik. Şeker Bayramını biliyor da, Kurban Bayramını açıklamak için çok erken olduğunu düşünüyorum. Benimle geçirdiği her gün Bayram zaten onun için:)

O kadar ihtiyacım(ız) varmış ki bu tatile. İşin stresini 4 günde ancak atabildim üstümden, tam kendime gelmişken de işe geri döndüm. Süper Loto ve Sayısal yine bana çıkmadığı için işe dönmek zorunda kaldım yani:))) Ne derler, top yuvarlaktır, önümüzdeki maçlara bakacağız artık. (Gazetede okudum, Beşiktaşk yazmış biri, hoşuma gitti bu söz, benimki aşk değil ama sadakatle bağlıyım siyahla beyaza:) Gigi duymasın, o beni Fenerli sanıyor çünkü).


İlk gün annemde kahvaltıya gittik. Gigi ve Cigi yeni kıyafetleri ile pek şıktılar. (Dolphin özellikle bu konuda çok ısrarcı, kayınpederim her bayramda 3 çocuğuna yeni kıyafet alırmış, bu yüzden mutlaka bizde alıyoruz.) Arada ben de kaynadım tabii:) Mudo'dan kırmızı bir triko aldım kendime, Dolphin'e de yine Mudo indiriminden gri trikolar aldım. Fiyatları da %50 indirimliydi. Çocuk kıyafetleri daha pahalı tabii, aslında ben birer tişört alırdım sadece ama sponsorum Dolphin olunca(!) kıza tişört yanında bermuda kadife pantolon ve oğlana da salopet aldım.

Annemgilde Almanya'dan gelen teyzem ve eniştemle kızları Damla vardı. Sonra kuzenler geldi, amcam ve ailesi geldi, tam biz çıkarken de çok sevdiğimiz bir ablamız geldi. Kayınvaldeme gittiğimizde kimsecikler yoktu, Güyeller ve Ö. ablalar erken gelip çıkmışlar. Akşama kadar oturduk, yemek yedik. Dolphin'in yengesi ve kızı geldiler, biz de ayrıca onlara gideceğimizi söyleyerek eve döndük gece. Ü.Yengeden daha önce bahsetmiştim, mutlaka her bayramda bize ve çocuklara birşeyler verir. Bazen bir çorap,terlik, çocuklara kıyafet vs alıyor, çıkarken poşeti elime tutuşturuyor. O kadar kıymetli ki bu hediyeler benim gözümde, bizi önemseyip tek tek seçip alması, paketlemesi, özellikle de bayramlarda vermesi. İleride bana da bayram ziyaretine gelenler olunca (çocuklar, torunlar!) ben de yapacağım aynısını.


İkinci günü Güyellerle gezdik. Viaport'a gittik ama aşırı kalabalıktı, Gigi bir kaç oyuncağa bindi lunaparkta, sahile gidelim dedik. Kartal sahilinde Hacıoğlu vardır, bir bölümünü oyun odası yapmışlar, tam Cigi ve Kayriş'e göreydi. Neredeyse 1 saat oynadılar orada. Videoya aldık, keşke buraya koyabilsem de izleseniz. Akşama da bizdeydik, çocuklar oynadı, biz yiyip içip takıldık işte. Bir ara baktık ki Kayriş Cigi'yi köşeye sıkıştırmış, tekme atıyor:) Ama belli ki beceremiyor, çünkü Cigi canı yanmadığı için olsa gerek, ne yapıyor bu diye şaşkın şaşkın bakıyor. Bir süre sonra Cigi de Kayriş'in yüzünü eliyle tutup itti, o da şaşırdı, biz de. Böyle tatlı tatlı oynuyorlar işte. İkisinin çok iyi arkadaş olup (kanki kanki) büyümelerini görmek istiyorum en çok. Ya da birlik olup Gigi'yi delirtmeleri mesela:)

Üçüncü gün tekrar kayınvaldeye gittik. Ö. ablalar kurban kestiler, biz de onları görelim diye gittik. Başka akrabalar da gelmişti, bol bol sohbet ettik. Çıkışta yengeye de gidip hediyelerimizi aldık:) Sonra da Sesi ve Ozzy'lere gittik akşam. (Amma gezmişiz o gün:) Sesi'nin Mithat isimli bir kanaryası varmış, çocuklar bayıldı. Cigi durmadan Mikak, mikak diye dolaştı peşinde. Öyle sevimli ki, koltuğa tüneyip Dolphin'in saçını gagaladı, çok severmiş saçlarla oynamayı. Çocuklara almak istiyorum aslında ama Arife bir de kuşla uğraşamaz, ayrıca bakımını yapmaya ne benim vaktim var, ne de onun. Çok güzel bir akşamdı, Cigi epeyce uyuduğu için ben de dinlendim, sohbete katıldım. Erzacı ve H. de gelmişti, Londra muhabbeti yaptık. Erzacı şimdi oraya eğitime gitti, bize nereleri gezeyim diye tavsiye sordu garibim. Tabii biz de Sesi ve Ozzy ile ile yok Soho'ya git, Katedrale çık, Oxford Street'te yürü filan deyince Dolphin delirdi:) Konuşurken Londra'yı ne kadar özlediğimi fark ettim. (Secretleyip Londra Londra diyelim bakalım, belki pat diye gideriz).


Dördüncü güne geldik mi, oh. Son gün akşam üstüne dek evdeydik. Yemek yaptım, çamaşırları yıkadım derede, temizlik yaptım biraz. Balkonda kahve keyfi yaptım,fal baktım kendime. Akşam üstü çıkıp Teknosa'ya gittik. (Bu arada Gigi Hanım yarım balıkçı yakalı tişörtünü giymek istemediği için bir kriz yaşadık evde. Bu kıza bir daha asla balıkçı yaka bir şey almayacağım. Boynumu sıkıyor diyor, aslında yaka çok bol, kesinlikle sıkmıyor ama taktı işte. Şimdi bu şekilde olan 2 tişörtünün yakasını açtıracağım terzide.)

Carrefour'daki Teknosa ziyaretinden sonra Cigi'yi jetonlu arabalara bindirdik. O kadar bayıldı ki babaaa, babaaa diye inletti ortalığı. Süre bitip araba durunca aç aç diye yalvardı babasına:) Artık ikisi için de gezeceğiz AVM'leri anlaşılan. Çıkışta teyzemi aradım, evdelermiş, bayramda Amasya'ya gittikleri için görememiştik, oraya gittik. Muhteşem kokulu ve hafif ekşi elma verdi bana. Her gün bir tanesini öpüp koklayarak:) yiyorum.

Çok uzun bir yazı oldu ama tüm anıları aktarmam gerekiyor, ileride dönüp dönüp okumak için bunlar. Ayrıca kızım ve oğlum büyüdüklerinde neler yaptığımızı bilsinler istiyorum.