Salı, Kasım 24, 2009

Kuyutaya*...



Yorucu ve hastalıklarla dolu bir geçen haftaydı doğrusu. Sanki kocaman bir taşı sırtlamışım ve onunla beraber yuvarlanıyorum gibi geldi bana. Cumartesi günü evde sakin geçer diyordum kiii, Ö. ablam aradı ve Berfuş'un bir arkadaşının doğumgünü partisine davet etti bizi. Annenin müdürü olduğu Boğaz kıyısında bir restoranda yapılacakmış, e gidelim bari dedim. Gigi çok istedi aslında, biraz da onun için gittim ben. Güzel bir gün geçirdik.



Palyaço geldi, sihirbaz geldi, çocuklar Karaoke yaptılar. Bir ara sihirbaz şapkadan tavşan çıkardı, çocuklar tavşana öyle bir çığlık attı ki:) Yemekler güzeldi, pasta harikaydı. En son pinyatayı sopayla delme oyunu oynayıp şekerleri de kaptılar. Cigi de bir lolipopu götürdü tabii.

Dönüşte bize gittik. Kayrişler de geldiler, 4 çocuk epeyce oynadı evin içinde. Kayriş masada annesiyle börek yerken annesi hadi altını değiştirelim dedi. Ama Kayriş'i yemekten alıkoyacak bir babayiğit daha doğmadığı için! ortalığı ayağa kaldırdı tabii.



Pazar günü ise muhteşem bir güneş vardı. Abimin teknesine bakmaya gittik sahile. babam da oradaydı, ozzy ve Nazo da. Abim kısa bir tur atalım dedi, güneş de olsa hava soğuktu, bilseydim daha kalın şeyler alırdım çocuklara. Ama kısacık Boğaz turu bile şahaneydi, çok hoşuma gitti. Yazın inşallah daha uzun geziler yaparız Boğazda.



Dönüşte çok acıkmış olarak anneme gittik. Anneciğim o gün Bayram hazırlığı diye su börekleri yapmış bir kaç tane. Birini kızarttı, size bu tadı anlatamam. O kadar hafif, lezzetli ve harikaydı ki, yarım böreği tek başıma yedim diyebilirim. Çocuklar da bayıldı. Annem yorulmuş ama değmiş. Bayramda daha çok yeriz.

Bu hafta tatilimiz var, Perşembe günü yarım gün geleceğim, sonra 4 gün çocuklarımla birlikteyim. Annelere gideriz, kuzenleri görürüz, dinleniriz, evimizde zaman geçiririz bol bol. Seviyorum tatilleri, hele de Bayramları...

*Kuyutaya : Cigi'ye göre çukulata...

Salı, Kasım 17, 2009

Gigi'nin hediyesi...

 
Posted by Picasa


İlacını sızlanmadan ve zamanında içtiği için babası hafta sonu ne zamandır istediği Teleskop/Mikroskop setini sipariş vermiş. Dün akşam kocaman bir kutuda getirdi. Gigi sevincini kısık sesiyle "hiiiiy" diyerek belirtti. Küçük oğlan uyuduğu için bulaşamadı hediyeye.

Dolphin büyük bir hevesle Teleskopu kurdu, tripod'a takıp balkona çıkardı. Maalesef kapalı gökyüzünde bakabileceğimiz sadece bir çüçük (Gigi'ye göre küçük) yıldız vardı, onu da iyice seyredemedik soğuktan. Dolunay olduğunda aya bakmayı çok istiyorum.

Bir süre sonra Gigi koltukta uyuyakaldı, biz de masaya geçip mikroskopla ıvır zıvıra bakmaya başladık:) Kutuda zaten örnekler var (kelebek kanadı, ayağı, deniz tuzu, karides yumurtası vs). Bunların dışında tükürük, saç, kıl tüy derken oğlan uyandı. Bir ara sandalyeye tırmanmış mikroskopu alnına dayamış halde bulduk. Garibim gözüne ayarlayamamış tabii:) Öyle komikti ki o hali, anlatamam.

Yeni oyuncağımız(!) çok güzel, daha çok keşfedeceğimiz şey var, havalar güzel olsa da balkondan gökyüzünü izlesek keşke.

Pazartesi, Kasım 16, 2009

Kuş gibi...

Bu cümleyi seçenekli olarak tamamlayabilirsiniz. Kuş gibi şakıyor dersiniz, Kuş gibi hafif dersiniz, Kuş gibi kaldı da dersiniz. İşte Gigi'm, yavru kuşum eridi bir haftada, bir kilo kaybetti (ki zaten 19.5 kilo olduğu için onun ağırlığına göre 1 kilo çok yüksek bir oran) ve kollarımızda kuş kadar kaldı.

Anneliğin en zor günlerinden birini yaşadım Cumartesi ben.

Cuma günü işe gelip 1 saat sonra kalamayacağımı anlayınca biri beni eve bırakmıştı, akşama kadar yattım hastalık yüzünden. Sağolsun Arife çok ilgilendi, Gigi benim yanımda yattı, o da Cigi'yle ilgilendi tüm gün. Akşam ben mecburen ayağa kalktım, Dolphin geldi. Gigi'nin 2. gündür devam eden ishali ve 4.gün olan yüksek ateşini (39.3)doktoru arayıp söyledim. Yarın sabah gaita mikroskobisi yaptırın dedi.

Cumartesi sabahına geldiğimizde Gigi artık gözünü bile açamıyordu, hiç bir şey yiyemiyor, arada birkaç yudum su içip zorla yarım dilim elma yiyordu. Hastaneye gittik, tahlil yaptırdık. Doktora gidip öksürmeye başlayan Cigi'yi muayene ettirdik. Hemen antibiyotiğe başlayalım dedi. Domuz gribi olabilir mi dedim, olabilir, şu anda grip olanların neredeyse tamamı domuz gribi dedi. Cigi'den de kan testi istedi. Tekrar hastaneye döndük. Oğlumun elinden kan aldılar, biraz ağladı tabii, kan alınırken de merakla eline baktı ne yapıyorlar diye.

Çıkışta hemen hastanenin karşısındaki eczaneye gittik. Çocukları sandalyelere oturttuk (kız yürüyemiyor, oğlan da başka yerlere kaçıyor) ve doktordan gelecek ilaç bilgisini beklemeye başladık. Her gelen kızıma bakıp nesi var bu çocuğun diyordu. Biraz bekledik, doktor aradı, gaita test sonucuna göre Gigi Amipli Dizanteri olmuş. Hemen antibiyotik şurup verdi, 2 ölçek sabah akşam başlayın, çok önemli dedi. Oğlana da antibiyotik verdi (oğlanda ishal yok bu arada). Ben oradan çıkıp eve gelene kadar dayandım ama eve geldiğimizde kızımızı koltuğa yatırınca başladım ağlamaya. Çocuğumu neredeyse kaybediyormuşum gibi geldi, zaten hastalığın verdiği bitkinlik de var, Dolphin'e sarıldım, çocuğumuza birşey olmayacak değil mi diye diye ağladım.

Kendimi toparlayana kadar Ö.ablam aradı, sağolsun çok güzel moral verdi, tabii kimse eve gelemiyor, uzaktan uzaktan sürekli konuştuk telefonla, annem de hastaydı gelme dedim ona da. Kayınvalde zaten şeker hastası, o da gelemez. Biz kaldık mı başbaşa?
Hadi kızım enne, iş sana düştü dedim, hastalığımı unutup çocuklara yemek yaptım (Dolphin köfte yaptı, alışverişe gitti), sürekli bir şeyler içirmeye çalıştık kıza ama deveye hendek atlatmak daha kolay. Yalvarıyoruz, ağlıyoruz, güldürüyoruz, kızıyoruz, kesinlikle istemiyorsa yemiyor/içmiyor. Zorla su, elma, ekmek, bir kaç kaşık çorba vs vermeyi başardık. İlacını da alınca hemen düzelme başladı zaten.

Cumartesi gecesini sorunsuz bir şekilde atlattık, pazar sabahı daha iyilerdi. Oğlan zaten yediği için çabuk toparlanıyor, Gigi de konuşmaya, yürümeye başladı. Bir ara sevinçten çığlık attı TV'deki bir çizgi filmi çıkınca, normalde bu çığlıklarına çok kızarım ama, o sabah bana en güzel melodi gibi geldi, bu kez mutluluktan ağladım iyileşiyor diye.

Akşamüstü annemle babam dayanamayıp geldiler, çocuklara yaklaşmayın dedim ama ikisi de dayanamadı tabii. Babam zaten aylardan sonra yeni gelmişti, Cigi hemen kucağına gitti dedesinin, epeyce oynadılar. Annem kestane getirmişti, çay yaptık. İlla biz kalalım dedi annem ama ben istemedim. Zaten yemeğim vardı, çocuklar annemle durmaz, Arife nasılsa gelecek diye eve gönderdim onları. Hafta içi yemekler bitince gelirsin anne dedim. Ya da Cuma gelir, Cumartesi kalır mesela.

Sabah ben işe geldim ama hala iyi değilim. Ateşim var, boğazım ağrıyor, her yerim sızlıyor. izin almak gibi bir opsiyonum kesinlikle yok, Allahtan Arife hasta değil, bugün çocuklar daha iyi ve atlatıyoruz sanırım.

Küçük çocuklarda 3-4 gün yüksek ateş, bulantı, kusma ve ishal görülürse hemen Domuz gribi tedavisine başlamak gerekiyormuş (antiviral bir ilacı var, buraya yazmak istemedim şimdi, kimseyi yanlış yönlendirmeyeyim).

Çarşamba, Kasım 11, 2009

Nazar mı değdi şekerpareme?...

Gigi hasta. Yavru kuşum Pazartesi okula güle oynaya gitti, o akşam iyiydi, hatta Tifeffi'lere gittik, uzun zamandır görüşmüyorduk. Çocuklar oynadılar, biz sohbet ettik. (Mutfaktaki masa başı sohbeti süperdi bu arada, en kısa zamanda baş başa görüşmemiz lazım Tifeffi:)

Dün sabah hafif ateşi vardı, Calpol verdim. Arife gün içinde yine vermiş, ama iyiydi keyfi. Dün akşam ben eve gittiğimde sesi kısılmıştı, burnu akıyordu ve ateşi vardı. Gece boyunca ateşi düşmedi, ilaç verdim sürekli. Ihlamur çayı yaptım, bal koydum içine, bir bardak içti zorla. Yemek yiyemedi, gündüz de çikolata istemiş, yer yemez kusmuş halıya. Koltuğa yatırdım, inleye inleye uyudu garibim.

Dolphin de felaket hasta, o da diğer koltukta sızdı. Annem de bize gelmişti akşam. Biz oğlanı alıp odaya gittik, biraz konuştuk, Cigi bizi konuşturmadı ki! Çok geveze bir oğlum var, öyle şeyler söylüyor ki, hele de şarkı. Ben ona uyuturken "Bir küçücük Cigi varmış, kırlarda koşar oynarmış, annesi onu çok çok severmiş, babası... ablası,,, Arife..." diye tekrarladığım bir şarkıyı söylerim sürekli (Gigi'yi de böyle uyuturdum). Şimdi oğlan bu şarkıyı söylüyor "annesi çot çot şememiiiiş" filan diye ama melodi mükemmel çıkıyor ağzından. Tüm akşam şarkı söyledi. Annem yorgundu, ben kızı kontrol etmek için hemen uyumadım.

Sabaha dek belki 10 kez uyandım, oğlan uyanıp kucağıma gelmek istedi, kıza bakıp ilaç içirdim, Dolphin'e baktım, ilaç verdim. Saat 6 olduğunda bir an önce sabah olsun diye beklemeye başladım. Nedense uykum da yoktu (böyle zamanlarda acayip bir kuvvet geliyor bana, sonra acısı çıkıyor ama.)

Annem kalktı, sigara böreği için malzeme alıp dolaba koymuştum, onları sardı. Arife geldi. Dolphin klakamayacak gibiydi, ben de doktoru aradım ve Arife ile götürmeye karar verdim. Annemi de evine bıraktık.

Doktor önce Gigi'ye baktı, boğazından kültür alıp test yaptı, negatif dedi. Kan tahlili istedi. D.omuz g.ribi olabilir mi dedim, olabilir, önemli değil. Olsa bile kendiliğinden geçer, merak etme dedi. Sonra aramızda şu konuşma geçti:
-Bir vitamin verseniz?
-Neden? Yumurta yiyor mu?
-Yiyor ama her gün değil.
-Olsun, yeter ona. Peynir, yoğurt, süt, ekmek, bunları yiyor mu?
-Evet, hepsinden yiyor ama meyve fazla yemiyor, sebze yemiyor. Sadece havuç yiyor, salatayı seviyor. Biraz zayıf, bünyesi güçlense diyorum.
-Gerek yok, onun bünyesi güçlü zaten.
-Bari balık yağı versem?
-Balık yiyor mu? Et?
-İkisini de seviyor.
-O zaman balık yağına da gerek yok.

Yine vitamin alamadım:) Bu arada, boyu 115 cm olmuş, kilosu ise 19,6 kg. Yaşına göre kilosu normal, boyu uzunmuş.

Oğlan doktoru görüp çıplak kalınca mızıklanmaya başladı. Arada "anne bak" diye bir şeyleri gösterip sonra yine nerede olduğu aklına geldi ve ağlamaya devam:) Onun boyu da 89 cm, kilosu 10,7 kg. "Bunun boyu ne olacak böyle?" diyor doktor. Basketbolcu olacak herhalde (NBA?)

Çıkışta hastaneye gidip kan aldırmak istedim. Çok tatlı 2 hemşire abla ilgilendi bizimle. Gigi'nin kollarında damar bulamadılar, çok ince ve derindeymiş. Ellerinin üzerine baktılar, tam sağ elinden alırken eli acıyınca çekti bizimki, iğne çıktı. O kadar ağladı ki acıyor diye, biraz sakinleşsin mi dedim. Dışarı çıktık, "anneee, sonra gelelim nolur?" diye ağlıyordu. 5-10 dakika sonra tekrar gittim, Gigi gelip "annee, ama ben daha sakinleşmedim ki" dedi. Neyse, bir doktor abla geldi, sol elinin bileğinden kanı almayı başardı. Zavallı kızımı kucağımda sımsıkı tuttum, bacaklarını iyice sıkıştırdım hareket etmesin diye, ben ondan çok daha fena oldum aslında ama anneliğe b.k sürdürmemek için sakinmişim gibi davrandım.

Çıkışta onları eve bırakıp işe geldim. Öğlen olmuştu bile. O kadar da iş var ki, ne yapacağım bilmiyorum. Tahlil sonucunu birazdan alacağım, doktora fakslayacaklar.

Salı, Kasım 10, 2009

Mimlendim...

Asortik Krep'im beni mimlemişti, yoğun (!) gündemim nedeniyle ancak bugün yanıtlayabiliyorum. Asortik Krepcim de İstanbul'a geliyormuş bayramda, belki çocuklarla el öpmeye gideriz bu kez,belli mi olur?

Bloguna neden bu ismi verdin?
Çünkü benim için Aile Önemlidir. Enne (anne) adını ise kızımın ilk söylediği kelime olduğu için seçmiştim. enne enne diye dolaşırdı peşimde.

Bloguna yazarken star tribiyle olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Var tabii, olmaz mı? Bir kere, resim olmalı, yoksa çok zor yazıyorum. Ayrıca kimsenin beni rahatsız etmeyeceği bir anda, sessizce, fazla düşünmeden yazıyorum. Yazmadan önce düşünüyorum ama yazarken kendiliğinden çıkıyor cümleler (yetenekliyim anacığım).

En son satın aldığın garip şey nedir?
Tchibo'dan tuhaf bir rende aparatı aldım.

Şeker gibi olduğun anlar?
Her zaman demek isterim aslında. Genellikle beni sinirli göremezsiniz. Çok sakinimdir (trafikte bile). Sadece çok açsam ve uykusuzsam sabırsız olurum, etrafıma pek dikkat edemem.

Arkadaşım, artık sormayın dediğin şeyler?
Sanırım yok. Ben çok soru sorarım, sorulmasından da hiç rahatsız olmam.

Aynaya bakınca gördüğün?
Mutlu bir kadın.

Kendini okutan blog dediğin?
Sık güncellenen, resimle destekleyen, samimi, kişisel tecrübelerden bahseden bloglar.

Bu blog sahibi-sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Organize Sanayi Siteleri:) (Sanayi alanında çalıştığım için firma ziyaretleri de buralara oluyor işte). Bizim sitede oturuyorsanız hafta sonu balkonda görebilirsiniz beni. Kahve içerken gazetemi okurum. Ya da plastik ambalaj fuarlarında olurum. Düşündüm de şimdi, beni görebileceğiniz pek yer yok aslında:) En azından normal insanların normal zamanlarda olacağı yerlerde (sinema, tiyatro, AVM'ler) olmuyorum ben. Çocuklar bi büyüsün, caddeye atacağım kendimi:)

Peki ben kimleri mimliyorum?
Yanıtlamak isteyen herkesi.

Pazartesi, Kasım 09, 2009

Şimdi okullu olduk...



Bugün Gigi okula başladı. Bu cümleyi yazmak o kadar keyifli ki anlatamam. Ben okulu çok severdim ve öğrenim hayatım boyunca hep isteyerek, şevkle okula gittim. İnşallah kızım da aynı şekilde sever ve başarılı olur.

Neden bu kadar geç derseniz, evimize yakın bir Kız Meslek Lisesi var. Çocuk Gelişim Bölümü için bu sene MEB orada anasınıfı açmaya karar vermiş, öğretmen ataması yeni yapıldığı için bekledik. Gigi resmen kayıtlı oldu, 295 sınıf numarası ile kendisi gibi 8 arkadaşı ile bugün başladı.

Bir süredir oldukça heyecanlıydı zaten. Sürekli sorular soruyordu, sabah babası ile gittik, bahçede kız öğrenciler vardı, Tekstil Bölümünde okuyun bir kız Gigi'ye "sana elbise dikeceğim" dedi. Hepsi çocukların etrafındalar zaten. Öğretmeni genç, güleryüzlü bir kadın, sınıfa her hafta Çocuk Gelişimi Bölümünden 2 abla gelecek, neredeyse bire bir ilgilenecekler bizimkilerle.

09.00 - 13.00 arasında gidecek, bizim servis sorunumuz vardı, tüm anne babalar kendileri getirip alabiliyorlar ama bizim için imkansız, bu nedenle neredeyse geri alacaktık Gigi'yi. Servisi yapan firma yetkilisi ben her gün ufak araba ile gelip alırım, öğlen de bırakırım dedi. Zaten ev 3 km uzakta, ayrıca siteden başka çocuklar da okula gidebilir, bu durumda servis ücretini de paylaşabiliriz (şu anda biraz yüksek tabii). Ama okul ücreti yok denecek kadar az, o nedenle sorun olmayacak.

Sınıftaki tüm eşyalar, oyuncaklar yeni, tuvaletler çok güzel. Okulun bir bölümü sadece çocuklara ayrılmış ve onlara göre yapılmış. Yeni bir okul, İnşaat Mühendisi bir baba genç yaşta ölen oğlu için yaptırmış.

Öğretmen bizden kırtasiye istedi, liste verdi. Ayrıca her gün bir veli çocuklara yiyecek gönderecek. Mesela ben Cuma günü sigara böreği yapıp meyve suyu ve meyve ile göndereceğim. İleride öğretmen herkesten para toplayıp burada yaptırırız dedi. (Uygulama okulu olduğundan mutfağı var, zaten çocuklar ara öğün yiyecekler.) Poğaça, kek, börek gibi şeyler yapılacak. Diğer velilerle tanıştım. Hepsi çok iyiler, sınıfta ise 5 kız, 4 erkek çocuk olacaklar şimdilik.

Biz dışarıda beklerken Gigi bize bakmadı bile. Oyuncaklara dalmıştı. Bir ara gidip sınıfın penceresinden baktım, ablalarıyla masada oyun oynuyordu. Bu hafta içinde renkli dolapları, sınıf perdeleri ve diğer eksikleri de tamamlayacaklarmış.

Bugün çıkış saatine kadar tutmadı öğretmen, Gigi çıkarken "anne, nolur biraz daha kalalım" diyordu:) Eve gelirken de "baba, yarın erken uyan tamam mı?" dedi. Yarın da Dolphin götürecek, sonra servisi başlayacak inşallah.

Bu da ayrı bir mutlulukmuş meğer. Kalbim pır pır gitmiştim okula, sevinerek çıktım. Darısı tüm anne babaların başına diyorum.

Hafta sonu yazısı gümbürtüye gitti tabii ama kısacık anlatayım. Çok güzel bir 2 gün geçirdik. Cumartesi gündüz pazara gidip köylü bir aileden hormonsuz salatalık, domates biber aldım (neredeyse altın muamelesi yapıyorum, koklaya koklaya yiyorum inanın, böyle bir tat ve koku olamaz. Resmen plastik yiyormuşuz daha önce). Akşam da arkadaşımıza gittik yemeğe. 3 aile, çocuklar, güzel bir akşamdı. Dün ise Anadolu Hisarına gittik, biraz Boğaz havası alıp Çengelköy'den çinekop alarak evde salatayla ziyafet çektik kendimize. Akşam Berfuşlar geldi, Gigi deliler gibi oynadı.



Cep telefonu ile dün çektiğim resim.



Oğlan sabah biz çıktıktan sonra ağlamış, "anne, baba, aba" diye. Sonra benim kırmızı hırkamı askıdan alıp koklaya koklaya uyumuş. Arife uyuduktan sonra almaya çalıştım ama vermedi dedi. Ben eve gelince uyuyordu, uyanınca ne yaptı diye aradım, abasıyla oynamış, keyfi yerine gelmiş.

Salı, Kasım 03, 2009

Issız Adam, Sessiz Ev...



Bu filmi izlemek için kesinlikle sinemaya gitmek gerekliymiş, bunu anladım. Hakkında bu kadar çok fırtına kopartılacak bir durum göremedim ama filmi beğendim. Son sahneye kadar acıklı dedikleri film bu muymuş diyerek izledim,sonunda ağlamaya başladım.

Dolphin ve benim için asıl zor olan çocuklarla birlikte filmi izleme çabamızdı:) Bunun için Oscarı hakediyoruz sanırım. Evin içinde koşturup duran ve aynı anda şarkı söyleyen, konuşan, sorular soran çocuklarla film izlemek gerçekten çaba gerektiriyor. Biri su ister, öbürü emzik arar. Tam Alper Ada ile romantik romantik konuşurken oğlan kaka yapar, ben bok temizlerken kızın çişi gelir, anneee gel der, baba TV'ye bakarken kız gidip kucağına atlar, TV'nin önünde takılır, koltuğun etrafında koşmaya başlar, oğlan onu takip eder, düşecekler diye tek gözümüz onlarda filme bakmaya çalışan biz de ne yapacağımızı şaşırırız.

Bir ara Alper ve Ada arabada giderlerken Dolphin "özledim ben 2 kişi olarak gezmeyi" dedi. Düşündüm de, ben de özledim be! Tamam çocuklar süper, onlara tapıyoruz ama bizim de kadın ve erkek olarak başbaşa bir yerlere gitmeye çok ihtiyacımız var. Çocuklarını bırakıp tatile gidenlere hep çok kızmışımdır, acaba bir kaç gün için iyi mi olur diye düşünmeye başladım şimdi. (Ben böyle derim derim, sonra da ayrılamam onlardan, kendimi bu kadar iyi tanımak istemezdim).

Film güzeldi, Ada ismini çok beğendim, bir kızım daha olursa!!! ismini Ada koyacağım.