İnsan neye inanacağını, ne yapacağını şaşırıyor. Bir kez de herkes ağız birliği edip kafamızı karıştırmasalar da tek yerden işin doğrusunu öğrensek ne olurdu acaba? Domuz gribi aşısını yaptıralım mı, yaptırmayalım mı? Şu sorunun cevabı için kaç gündür prof.lar yaza yaza bitiremediler konuyu. Yapılsın diyen de prof, yapılmasın diyen de. Biz hangisine inanacağız? Ben nedense hakkında büyük gürültü koparılan, para harcanması gereken şeylerde bürokratların aaa, mutlaka yapılmalı diye akıl verdikleri konularda bir bit yeniği arayan biri oldum çıktım. Eskiden saf saf inanır, koşa koşa eczaneye koşup yaptırırdım aşıları. Kazığı yiye yiye akıllandım sanırım, artık inanmıyorum. Çok okuyorum, araştırıyorum, kendimce bir fikre sahip olup ona bağlı kalıyorum. Bu konudaki kararım da aşıyı yaptırmamak. Prof.Dr.Murat kınıkoğlu bu konuda 2 güzel makale yazdı Akşam gazetesinde, özetleyerek aşağıya alıyorum, tamamını gazeteden okuyabilirsiniz.
12.10.2009 tarihli Prof.Dr.Murat Kınıkoğlu yazısından: Temel, arkadaşlarının balladıra ballandıra anlatığı Rus hayat kadınını ziyaret etmeye karar vermiş. Ertesi sabah arkadaşları Temel'in başına toplanıp ağızlarının suyunu akıtarak sormuşlar: 'Nasildu?' Verdiği cevabı buraya yazamam ama 'domuz gribi' diye tüm dünyanın ayağa kaldırıldığı gribin 'bilduğumuz ev gribu' olduğunu söyleyebilirim. Yani korkuya, telaşa, panik yapmaya gerek yok... Birkaç gün-en fazla bir hafta-öksürüp tıksıracaksınız geçip gidecek... Dikkat! Sigara içenlerde bu süre biraz daha uzayabilir. Bu arada, ileri derecede kalp veya böbrek hastalığı olan, astımlı, kronik bronşitli yaşlı insanların dikkatli olması gerekir.
Sevgili okurlarım, kış yaklaştıkça domuz gribi denilen hastalık üzerine yazılan korkutucu senaryolar allanıp pullanarak gündeme sunulmaya devam ediliyor. Son günlerde Sağlık Bakanlığı da bu abartma kampanyasına katılmış görülüyor. 'Aşı yapılmazsa Türkiye'de 21 milyon kişi hastalanacak, 15 bin 500 kişi yoğun bakıma yatacak, 5 bin 300 kişi ölecekmiş!' Herkes bir hesap peşinde... Televizyonlara rating getirecek 'heyecanlı/dikkat çekici' haberler lazım. Sağlık Bakanlığı da sorumluluğu üzerinden atmak için 'Bakanlık olarak her türlü tedbiri aldık 'kırmızı alarm' bile verdik daha ne yapalım' diyebilmenin hesabı yapıyor.
Bu arada 20 milyon doz aşı için -tüyü bitmemiş yetim hesabından- hangi firmaya kaç para ödenecek merak ediyorum. Aşıya ayrılan para neticede bebek ölümlerini azaltmak, tüberküloz ve kalp hastalıklarını kontrol altına almak, böbrek yetmezliği ve diyaliz hastalarının dertlerine çare bulmak gibi ülkemizin öncelikli sağlık sorunları için ayrılan paradan kesilecektir. Dünyada ilk defa uygulanacak, koruma gücünün (ve yan etkilerinin) ne olduğu bilinmeyen bir aşı için bu kadar harcama yapmak ne kadar doğru bilmiyorum.
Netice olarak her kış birkaç posta grip salgını olan ülkemizde bu yıl da grip salgınları olacak. İstanbul gibi büyük ve kalabalık şehirlerimizde işinden gücünden kalan insan sayısı çok olacak. Nasıl daha önceki griplerden ölen hastalar olduysa domuz gribinden ölenler de olacak. Tek fark, bu sene grip ilacı üreten ilaç firmaları kasalarını ağzına kadar dolduracaklar. (İlaç firmalarının domuz gribi aşısından kazanacakları paranın 50 milyar dolar olacağı söyleniyor. Seneye Türkiye'nin bütçe açığının da 50 milyar dolar olacağını söyleyeyim de paranın büyüklüğünü anlayın.)
Eczaneden tek tek satılan aşılardan kazandıkları para bu dev firmaları kesmiyor artık, devletlere toptan satış yapmak daha işlerine geliyor. Geçen sene 'kuş gribiydi' bu sene 'domuz gribi' seneye 'Kenya'da bir eşekten insana eşek gribi virüsü geçti, dünya büyük tehdit aldında, eşek gribi aşısı olun' diyecekler, bu böyle uzayıp gidecek... Sahi yahu bu kuş gribine ne oldu? Milyonlarca tavuğu katlettik. Göçmen kuşlar kafamıza pisleyecek de grip olacağız diye ödümüz koptu. Kaç kişi öldü? Gripli kuşlar iyi mi oldu yoksa? Hayır efendim, şu anda da -milyonlarca yıldır olduğu gibi- vahşi doğada yaşayan milyonlarca kuşta grip var. Tek fark, gözü dönmüş ilaç firmalarının başka bir öcü bulmuş olmaları. Domuzdan geçen gribin daha korkutucu olduğuna karar verdiler. Bir bakıma iyi oldu, zavallı kuşların peşini bıraktılar.
Sevgili okurlarım, grip hastalığının öldürme oranı yaklaşık yüzde bir civarındadır ve ölen hastalar ileri çok yaşlı, şeker, böbrek, kronik akciğer hastalığı gibi ciddi rahatsızları olan kişilerdir. Sayın Bakanımızın açıklamasına göre de ülkemizde şimdiye kadar 472 kişi domuz gribine yakalanmış, ölen de olmamıştır. Yalnız bizim ülkede değil, domuz gribinin Amerika ve diğer ülkelerdeki ölüm oranlarının da korkulduğu kadar yüksek olmadığı görülmüştür. Son WHO açıklamasında 191 ülkede tespit edilen ve laboratuvar tanısı konulan 300.000 vakanın sadece 3917'si kaybedilmiştir. Pek çok hastanın doktora ve hastaneye gitmeden ayakta atlattığı da göz önüne alınırsa ölüm oranının normal gripten sadece biraz daha yüksek olduğu görülmektedir. Sonuç olarak korkmaya, panik yapmaya gerek olmadığını söyleyebilirim.
19.10.2009 tarihli Prof.Dr.Murat Kınıkoğlu yazısından:Domuz gribinden (ve diğer griplerden) korunmak istiyorsanız:Güneşlenen insanların vücutları, virüslerle mücadelede çok önemli bir rol oynayan 'antimikrobik peptid'ler üretir. Kat kat giyinen soluk benizli apartman çocuklarının devamlı grip olması buna karşılık yalın ayak, karnı açık gezen köylü çocuklarının hasta olmamasının nedeni 'güneş'tir. Grip salgınlarının kışın sonbahardan itibaren ortaya çıkmasının nedeni de gün ışığının azalmasına bağlı olarak vücudun D vitamini üretiminin düşmesidir. Kandaki D vitamini seviyesinin 40 ng/ml altına düşmesi virüslere karşı koyma gücümüzü azaltır. Güneş ışığı almayan hapishane ortamında yaşayanlara verilen günlük 2000 IU'lik D vitamininin gripal enfeksiyonları önlediği gösterilmiştir. Bugünden tezi yok evinizin güneş alan bir yerini, ya da iş yerinizdeki pencerenin yanını 'güneşlenme alanı' olarak belirleyin. Kollarınızı, bacaklarınızı, eğer imkan buluyorsanız tüm vücudunuzu her gün on-on beş dakika güneşe gösterin.
Günde yarım saatlik tempolu bir yürüyüş grip hastalığından korunmada en büyük yardımcınız olacaktır. ABD'de Washington Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada aşırı kilolu 115 kadın iki gruba ayrılmış, gruplardan birine sadece basit kültür-fizik hareketleri verilirken diğer gruptan her gün yarım saat yürüyüş yapması istenmiştir. 3 ayın sonunda yürüyüş yapmayan grupta grip görülme oranının 'iki misli' fazla olduğu görülmüştür. Özetle; her gün yarım saat hızlı tempoda yürüyüş yapmanız grip olma riskinizi yarı yarıya azaltır.
Sigara içenler hem daha sık grip olurlar hem de rahatsızlıkları daha ağır seyreder. Bronşlarına inen enfeksiyon uzun süren, bazen aylarca geçmeyen öksürük nöbetlerine neden olur. Grip muhabbeti önümüzdeki yıllarda da artarak devam edeceğine göre şimdiden sigarayı bırakmanızda yarar var.
Şeker bağışıklık gücünüzü olumsuz etkiler.
Kış boyunca şeker ve tatlı yemeyin. Kola ve gazlı içeceklerden, ketçap, mayonez ve hazır meyve suları gibi katkı maddeleri içeren yiyecek ve içeceklerden uzak durun.
Günde 7-9 saat uyuyun. Hiçbir şekilde uykunuzdan fedakarlık etmeyin.
Haftada iki gün balık yiyin. Bu imkanınız yoksa her gün Omega-3 kapsülü yutun.
Hem virüslere hem bakterilere etkili doğal bir antibiyotiktir. Koku sorununu halledebiliyorsanız günde bir diş sarımsak yemeye çalışın.