Pazartesi, Eylül 28, 2009

Haftasonu haftasonu, söyle bana, sen de eğlendin mi benim kadar?



Soğudu soğuyacak, yağmur yağdı yağacak derken biz süper bir haftasonu geçirdik sayın Meteoroloji. Cumartesi günü çocuklarımı alıp çarşıya pazara çıktım. Yok yok abartmayalım, biraz dolaşıp geldik. Cigi'yi kırmızı pusetine oturttum, Gigi de yanımda yürüdü. Önce bi milyoncuya gittik. Kırmızı bir araba ile basket potası ve topu aldık. Sonra markete gidip yufka, lor peyniri (Muratbey çıkarmış, ilk defa aldım), başka bir iki ıvır zıvır aldık, evimize geldik. Sigara böreği yaparım diyordum ki Güyeller aradı, size geliyoruz dediler.

Kayrişler gelince çocuklar oynamaya daldı biz de sıcak çikolatalı kek üzerine bir kaşık sade dondurma ve çikolata sosu (kalori bombası adını verdiğim tatlıdır) yiyerek çay içtik (çaya şeker koymadım, kilo aldırıyor). Dolphin geliyorum diye aradığında yemek hazırlıyordum, bezelye, pilav ve bol soğanlı, biberli çoban salata ile akşam yemeğimizi de yedik. Bol bol sohbet ettik, Güyeller için sitelere bakıp ev fiyatları araştırdık. Ben inatla bizim yakınımıza gelsinler diye övdükçe övdüm yakın semtleri:)

Pazar sabahı da siz bize kahvaltıya gelin diyerek gittiler. Eh, biz de ne yapalım, gittik bari. Afyondan gelmiş şahane acılı sucuk ile yapılmış omlet, Bursa'daki bahçeden toplanmış pembe domates ve çıtır salatalıklarla simit ve çay eşliğinde uzun bir kahvaltı yaptık. (Öyle bir anlattım ki, canım yine çekti!) Sonra da dışarı çıkalım diye konuşurken Yasi'ler aradı, onlar da dışarıdaymış, Maltepe sahilinde buluşmaya karar verdik. Tam çıkarken yağmur başladı ama vazgeçmedik. Sahilde çok güzel bir çay bahçesi yanında sakin bir park bulduk. O sırada Burçak'lar aradı, onlar da geldiler. 2-3 saat orada kaldık, yağmur yağmadı, hava da çok güzeldi. Çocuklar deli gibi parkta oynadılar, gözleme, mantı yedik, çay içip kahkahalar atarak konuştuk. (Gülmek bize yakışıyor).



Gigi ve Ekin süper 2 arkadaşlar, biz sadece Cigi ile ilgilendik diyebilirim. O da koşturdu, kaydıraktan kaydı, masaların altında gezindi, babasının ve benim kucağımızda oturdu, iyice yorulup uykusu gelince kalktık, haftaya Cumartesi akşamı bizde buluşmak üzere sözleştik ve eve döndük.



Ne iyi akrabalarım ve arkadaşlarım var, böyle güzel haftasonları geçirince Pazartesi de sendrom olmaktan çıkıyor. Bugün neşem yerinde, krem rengi yakası açık bluzum, çimen yeşili kısa kollu hırkam ve lacivert pantolonumla halamın yaptığı kolyem çok uyumlu, saçlarım dalgalı ve kızıl, kendimi çok beğendim bugün:)

Cuma, Eylül 25, 2009

En iyi arkadaşım...



Gigi'nin bir sürü arkadaşı var, her gün yeni biri ekleniyor. Geçenlerde bir akşam bana "Gerçek dost nedir biliyor musun anne?" diye sordu. Nedir dedim, "gerçek hayatta olan dostundur" dedi. "Senin gerçek dostun kim peki?" diye sordum, Nazlıcan'mış (yeni taşınan komşumuzun kızı). Ama Berfuş değil miydi ki dediğimdeyse "ama anne, o benim ablam" dedi. Doğru, Berfuş akraba, kuzeni ama aynı zamanda en çok sevdiği kişi. Bayramda Berfuşlara gideceğiz diye sabah erkenden kalktı, yolda yaşasın, Berfuş'a gidiyorum diye sevindi.

Diğer yandan arkadaş listesi ve öncelik vereceği kişi her gün oynadığı oyun ve geçirdiği zamana göre değişiyor. Bir gün Nazlıcan oluyor, diğer gün Irmak veya Duygu.

Bir gün de dedi ki "anne ben hiç evlenmeyeceğim." Ne yapacaksın peki dedim, hep bizimle ve kardeşi ile yaşayacakmış. Bazen de çizgi filmde bir erkekle kız arkadaş olunca anne bak şimdi erkek kıza aşık oldu diyor. Onun gözünden hayatı izlemek öyle zevkli ki, çok basit, doğal ve dürüstçe.

En iyi arkadaşlarından biri de Ekin, benim en yakın arkadaşımın oğlu. Ekin benim elime doğdu diyebiliriz:) Yasi hastaneye gittiğinde doğum yapacağını bilmiyordu, beni çağırdı yanına, gittiğimde doktor akşam doğuma giriyorsun dedi. Annesi bile gelmemişti doğuma girerken, tam 2 gün yanında kaldım, eve çıktıklarında da ikisinin de iyi olduğunu görüp öyle ayrıldım yanlarından. Ekin Gigi'den 1,5 yaş kadar büyük ama çok uysal, söz dinleyen ve esprili bir çocuk. Gigi ile öyle güzel anlaşıyorlar ki, bir arada olduğumuzda çok mutlu oluyorum. Dolphinle benim en yakın dostlarımızın çocuğu da kızımızın iyi arkadaşı, ne mutluluk.

Umarım büyürken de hep böyle dost kalırlar ve gençliklerinde "anneee, biz Ekin'le sinemaya gidiyoruz, geç kalmam merak etmeyin" dediğini de duyarım.

Çocuk mu kandırıyorsunuz?



Bazen kızım kendince birşeyler söyler, aklı sıra beni kandıracağını sanır. Son günlerde gördüklerim ve okuduklarım yanında inanın kızımın kandırmacaları daha gerçek, daha doğru.

Çocuk dedikleri kazık kadar adam, gidip testereyi almayı biliyor, defalarca bıçaklamayı biliyor, gezip tozmayı, kızın duygularını ve sevgisini yönetmeyi biliyor, ama yargılanmaya gelince bir şey bilmiyor, zavallı, elinde olmadan kesip doğrayan bir ÇOCUK öyle mi?

Bir kez daha anladım ki paran varsa, çok paran varsa burada hukuk bile sana çalışıyor. Çocuğunu 197 gün İstanbul'un dibinde saklayıp 18 yaşına basmasından birkaç gün önce ortaya çıkarabiliyorsun. Teslim alanlar da hala gazetelere çıkabiliyor elma yanaklarıyla.

Adamın babası her şeyi en başından organize etmiş, tüm planı bir sürü kişiyle birlikte kurmuş ve uygulamış, eminim ki ailede herkes bu adamın yerini biliyordu ama polis bir türlü konuşturamadı kimseyi, öğrenemedi sakallı adamın yerini.

Bizim 2000 yılında arabamız çalınmıştı, kırmızı bir Honda Civic, tek kapı spor bir arabaydı. Bir sabah balkondan bakıp park ettiğim yerde göremedim, nasıl da panik olmuştuk. Kaskosu yoktu, kredi taksitlerini ödüyorduk. Hemen karakola gittik, bir süre sonra bizi hırsızın babası aradı (arabada Dolphin'in çantası vardı, içindeki bir faturadan bizi bulmuş). Meğer hırsız İstanbul ve Bursa'da sadece bu tip arabaları çalan biriymiş ve herkes de bunu biliyormuş (muhtemelen bizim başvurduğumuz karakoldakiler de biliyordu). Adam bizden para istedi arabayı vermek için, biz de kalkıp Bursa'ya gittik, yakındaki karakola gidip durumu anlattık. Oradaki yüzbaşı çok acayip bir adamdı, hemen ekibi ile gitti ve 15 dakika sonra arabamız sapasağlam geldi.

Yani polisi hafife almamak lazım, bence istedikleri anda bulamayacakları kişi yok.

Perşembe, Eylül 24, 2009

Wataşiva Keeeendiiiiiii......



Az önce facebookta introsunu seyrettim ve çocukluğuma ışınlandım birden. Allahım, ne kadar çok severdim bu çizgi filmi ben.



Kocaman gözleri, sarı saçları ve sevimliliği ile Candy hayranıydık hepimiz. Elise'den nefret ederdik.



Anthony de çok yakışıklıydı canım. Saçı gözünü kapatırdı, yandan bir bakışı vardı ki, Candy ile biz de aşık olurduk o anda.

Şimdi bu çizgi filmi tekrar kızımla birlikte izlemek istiyorum. Acaba DVD'si var mıdır? veya internette bulunur mu ki? Dur akşam evde araştırayım. Candy yaaa, wataşiva, canım benim.

Çarşamba, Eylül 23, 2009

Ramazan, kardeşin nerde oğlum?



Bu bayramda da reklamım buydu. Ramazan'ın kardeşi Bayram, ne kadar klişe desek de, doğal ve bizden olmuş sanki. Ben beğendim işte.

5 günlük tatil iyi geldi. Çocuklar benden daha mutluydu tabii, anne baba hep yanlarında. Cigi her sabah "anneeee" diyerek uyanıp beni görünce şımardı, babaya ayrı sırnaştı, bana ayrı. Gigi desen, benim evde olduğum günleri sayıyor hala, Arife bugün zor bir gün yaşayacak, bakalım ne gibi işkencelerden geçecek? Evi arayamıyorum korkumdan:)

Bayram sabahı güzel bir kahvaltı yaptık ailecek, çocuklar yeni kıyafetlerini giydi, (Gigi siyah beyaz etekleri balon elbisesi, Cigi de çizgili süveteri ve kot pantolonu ile çok şıktı). Önce amcama gittik (babam burada olmadığı için baba yerine geçti amcam doğal olarak). Gittiğimizde kahvaltı ediyorlardı, bu kez biz erken davranmışız sanırım.

Tifeffi, Cagassi, Sergio ve anneleri, abileri, yengeler ve çocuklar olarak çok şenlikliydi. Abimler de oraya geldi, yengemin yaptığı börek, dolma ve revaniden yedik, çay kahve içtik. Çok geç olmadan karşıya geçelim diye çıktık sonra biz.

G.annemlere gittik, trafik yoğun değildi neyse ki, görümcemler de çıkmışlar, onları göremedik ama uzun süre kaldık orada. Yemek yedik, Dolphin'in yengesi ve kızı geldiler, onlarla oturduk.

Dönüşte karşıya geçerken Gigi nolur Ümraniye Carrefour'a gidelim dedi. Oradaki oyun merkezinde uçak var, çok seviyor binmeyi. Babasına eğer onu götürürse 30.000 kez onu öpeceğini söyledi (Gigi'den öpücük almak büyük bir şereftir). Çok kalabalıksa giremeyiz diyerek gittik. Neyse ki sakindi, akşam saati olduğu için rahat rahat oyuncaklara bindi Gigi. Neye istediyse bindirdik, ağrıyan ayaklarımız (yeni ayakkabı) ve sırtımıza aldırmadan üstelik. Cigi ise hiç bir oyuncağa binmek istemedi, kucağımızda bakındı etrafa. Çıkışta çocuklara tavuk, patates kızartması aldık, biz de birer dondurma yedik ve eve geldiğimizde pestilimiz çıkmıştı. Ama kızımızın sevinci, gözlerinin ışıltısı yetti bize, ne de olsa bayram çocuklara en güzel böyle yaşatılıyor değil mi? Bir de kocaman uçan balon aldı kendine, pegasus.

2.gün yağmurlu ve soğuk bir hava vardı dışarıda ama biz yine çıktık, diğer amcamlara gittik. Yengem 30 yıllık ilkokul öğretmeni, Gigi ile ilgili çok güzel bilgiler verdi bize, okula başlama sürecini konuştuk biraz. Yeme içme faslını da tamamlayıp:) çıktık. Eve dönmek için erkendi, Dolphin'in işyerinde komşusu ve aynı zamanda arkadaşlarımız olan M. ve eşini aradık, Öz. evdeymiş, gelin dedi. Ufaklığı görmemişlerdi daha, gittiğimizde salona bir girdim ki, aman Allah! Her yerde mumlar, biblolar, incik boncuk. Yani tam bizim ufaklığa göre, cennet gibi bir şey onun için:) Biz Dolphinle ayakta tam saha alan savunması yaparken Gigi piyanoda maharetini gösterdi, bir gün önce öğrettiğim "daha dün annemizin..." melodisini çaldı. Mor/gri ve siyah çorapları, siyah tafta tüllü eteği ve beyaz bahriyeli tişörtü ile yine trendy ve tarz bir şekilde dolaştı evde. Öz bayıldı tabii, bu kız acayip güzel olacak, çok "cool" bir hali var dedi. Reklam ajansına götürsenize dedi, o maceramızı ve nasıl boyumuzun ölçüsünü aldığımızı anlattık:)

Eve dönüşte Ö. ablamlar uğradı, bayağı oturduk. Onlar da bayram ziyaretlerinden geliyormuş, tıka basa dolu olunca herkes, ikram faslı ortadan kalkıyor:) Ancak birer ıhlamur içebildik.(cık cık cık, enne, yakışıyor mu sana?)

Dün akşamüstüne kadar evdeydik (hayret!) Tifeffi'nin doğumgünüydü, arayıp kutladım. Yemek yaptım (kurufasülye, pilav, çoban salata). Ö.ablamlara gittik akşam, Güyeller de tatilden dönüyorlardı, oraya geldiler. Şamata, gırgır, sohbet derken geç olmadan kalkalım dedik ve 10 gibi evdeydik. Cigi arabada uyuduğu için ben de evde hemen yattım. Bir ara ağladı, kalkıp süt içirdim, battaniyeye iyice sarınıp yattım yine, yorganları çıkarma zamanı geliyor mu ne?

Ben böyle bayramları seviyorum. Aileler bir arada olsun, kalabalıklar arasında olalım istiyorum. Böyle büyüdük, böyle gördük, çocuklar da bunu yaşasın bizim gibi. Tatile gitmek de güzel ama o zaman Bayram olmuyor, adı da, tadı da. Ne şanslıyım ki, benim gibi düşünen bir kocam var, çocuklarımız el öpüp bayramlaşma geleneğini sürdürecekler.

Çarşamba, Eylül 16, 2009

Yataktan çocuk düşürme sezonu açıldı...

Dün gece Cigi ağladı bir kaç kez, kucağıma alıp gezdirdim. Sonra süt ısıttım ve yanıma yatırdım, sütünü içti, ben de ona sarılıp bir kaç dakika yatayım, sonra kendi yatağına koyarım diye düşündüm. Ne kadar süre geçti bilmiyorum küüütt! diye bir ses ve ağlamayla fırladım ki oğlan babasının tarafından yere düşmüş! Yüzükoyun buldum, hemen aldım kucağıma, Dolphin koşarak geldi, baktık ki bir şeyi yok (kırık filan gibi), biraz dolaştırdım kucağımda ve uyudu tekrar. Sabaha kadar kaç kez kalkıp baktım hatırlamıyorum. Gigi de babasının yanında çizgi film izliyordu, ben kucağımda çocukla dolaşırken babasının kulağına eğilip "annem Cigi'yi tuvalete mi kilitledi yoksa?" diye fısıldamış! Hey allahım! Bu çocuğun ne biçim bir hayal gücü var? Ben fiske bile vurmam, en büyük cezam odasına gönderip (kapı açık olarak) 5 dakika düşün derim, nerede tuvalete kilitlemek?

Cuma, Eylül 11, 2009

Nesin Vakfı'nın yardımınıza ihtiyacı var!

Ben Aslıberry'de okudum, onun link verdiği sayfayı da okudum. Lütfen bu yazıyı okuyun, ufak bir yardım çocuklar için büyük anlam ifade ediyor. Keşke daha fazla yapabileceğim bir şeyler olsa.

Şüpheci Melek'ten Nesin Vakfı Yazısı

Perşembe, Eylül 10, 2009

Şu insanlar olmasa ne güzel yönetilir İstanbul!



Yöneticilerin hiç suçu yok. Ben tüm devlet büyüklerimize, hele de Başbakan'a sonuna dek katılıyorum. Derenin intikamı acı olur işte, siz yıllardan beri dere yatağına ev yapın, işyeri yapın (ruhsatı kim mi verdi? tabii ki siz insanlar!), alışveriş merkezi yapıp dere yatağını değiştirin, ondan sonra da sel olunca nerede bu Belediye, devlet deyin! Yuh size insanlar!

Doğa da öyle, o da suçlu. Yok yok, Şahan'dan ayrılan Doğa değil, bildiğimiz, yeşil ağaçları olan, börtü böcek doğadan bahsediyorum ben. Manyak mısın sen yarım saatte 90 kg yağış yağdırıyorsun metrekareye? Sen bizim kim olduğumuzu bilmiyor musun lan! Senin var ya, barınacak yerin yok burada, İstanbul gibi dünyanın Kültür Başkenti olmuş bir kente bu kadar yağış getirmeye utanmıyor musun? Suçlusun, işte o kadar!

Ama asıl suçlular var ki, belirtmeden geçemeyeceğim, onlar insanlar işte! Ne işiniz var dışarıda? Size Meteoroloji demedi mi dikkat edin, sel gelebilir, evlerinizden çıkmayın diye? Neden dışarı çıkıyorsunuz yaaa? Gidin Merkez Bankası bakkalcı amcadan oyuncak alın, şeker alın, sakız filan alın. Olmadı gidin en yakın bankaya, kredi çekip evinizi yenileyin, olmadı tadilat filan yaptırın. Bok var dışarı çıkıp işe gidiyorsunuz. Siz olmasanız var ya, ne güzel yönetilir bu İstanbul!