
Günler hızla geçiyor. Buraya istediğim sıklıkta yazamıyor oluşum kötü, gün içinde o kadar çok yazı yazıyorum ki (e-postalar, araştırma sonuçları, toplantı çıktılarının araştırılması vs) sanki enerjim bitiyor. Aslında yazacak bir sürü şey oluyor. Mesela Hanımağa'nın doğumgünü şenliklerine katıldık. 3 gün 3 gece yol yapmamıza! değdi, çok eğlendik. En son hatırladığım Milkland ile "Damat" oyunu oynarken terliklerine bakıp acaba ne zaman fırlayacak ayağından diye düşünmüştüm.
Sonra sitede yan komşumuzun kızının bahçedeki doğumgününe katıldık. Rüzgar üşüttü biraz ama eğlenceliydi, çocuklar bayıldı. En güzeli de eve gitmek için kalkıp 5 adım yürümek oldu sanırım:)
Geçen gün bilgisayarım bozuldu, bir anda kilitlenip kaldım. Meğer her şeymiş, tamire gitti, ben o arada başka bir bilgisayar bulup e-posta şifremle mesajlarıma ulaştım, işlerimi hallettim. Neyse ki bilgilerim kaybolmadan geri geldi.
Cigi 3 gündür ateşliydi, dün akşam baktım ki kızamık gibi her yeri döküntü olmuş. Sanırım 6.hastalık oldu. Gigi de 8 aylıkken geçirmişti bu hastalığı, oğlan sadece 6 ay geç kaldı:) Bugün iyi, ateşi de yok. Beni çok arıyormuş yokken, hele o uyurken gidersem tüm odaları (sanki sarayda yaşıyoruz, hepi topu 3 oda) gezip sonra bulduğu oyuncağı yere fırlatıyormuş. Küsüyor bir de, öyle alıngan ki, bana kızınca arkasını dönüp omuzlarını düşürüyor, koşup kucağıma alıyorum anında.
Gigi kıskançlığı artık kardeşine eziyet şeklinden çıkardı. Bol bol çığlık atıyor, benimle de ilgilenin diyor, ben aradığımda Arife ile bile beni görüştürmüyor. Neticede 4.5 yaşında olduğundan hoş görüyoruz kendisini:) Aslında olduğundan daha olgun davranıyor, biz de ona bazen çok yükleniyoruz, farkına vardığım anda geri çekiliyorum.
Geçen Pazar akşamı Dolphin'in yengesine iftara davetliydik. Dolphin ben çay içerken oğlanla ilgilenirken sanırım Gigi yine kıskandı ve hırçınlaştı, babası da biraz bağırdı. Dönüşte Dolphin dedi ki " kızım, her zaman çocuklar özür dilemez, büyükler de hata yapabilir, ben senden özür diliyorum". Gigi bunun üzerine "baba, benden özür dilemene gerek yok, sen bana bağırdığın için haklıydın" gibi bir şeyler söyledi, ben başladım sessizce ağlamaya. Bu çocuğa biz fazla yükleniyoruz diye tekrar düşündüm. O kadar çok zaman geçirdik ki başbaşa, şimdi bu ilgi bölündüğü için nasıl başa çıkacağını bilemiyor bazen, bunu da hoş görmek lazım tabii.
Dün akşam Barbie dergisi aldım, bulmacalarını yaptık beraber. Yatınca masal anlattım, arkasını döndü " anne, bana sarılır mısın " dedi, sımsıkı sarıldım, "o kadar sıkı sarılmana gerek yok" dedi:) Beraber uyuduk. Oğlan da gece 1-2 kez uyandı, kucağıma aldım, öptüm, sevdim, sakinleşip uyudu. Gigi ne kadar dokunulmaktan, öpülmekten hoşlanmıyorsa Cigi o kadar seviyor. Bana sokulup yatmayı, elleriyle yüzümü cici yapmayı ve kollarıyla boynuma sarılmasını nasıl anlatabilirim ki?
Coştum yine, çocukları anlatmaya başlayınca duramıyorum.
Annemle her gün konuşuyoruz, Ekim'de geleceğiz diyor, günleri sayıyorum.
Gazetede okuduğum haberlere inanamıyorum bazen, o kadar üzülüyorum ki, küçük çocuklara yapılan tacizler, yanlışlıkla ölenler, ceza diye pimi çekilmiş el bombası verilen erin ve arkadaşlarının ölümleri beni çok sarsıyor. Hele dün yaşanan tren faciası, söyleyecek söz bulamıyorum. İnsan hayatı bu kadar ucuz olabilir mi? Ben çocuğum biraz ateşlendi diye kahroluyorum, diğer tarafta bir anne 16 yaşındaki kızını erkeklere pazarlıyor, kız bunu polise anlatıyor ve kızı yine annesine teslim ediyorlar. Hayat bu diyemiyor bile insan, ne biçim bir hayat bu?



















