Cuma, Ağustos 28, 2009

Cuma'dan Pazar'a, kaç gün var arada?



Günler hızla geçiyor. Buraya istediğim sıklıkta yazamıyor oluşum kötü, gün içinde o kadar çok yazı yazıyorum ki (e-postalar, araştırma sonuçları, toplantı çıktılarının araştırılması vs) sanki enerjim bitiyor. Aslında yazacak bir sürü şey oluyor. Mesela Hanımağa'nın doğumgünü şenliklerine katıldık. 3 gün 3 gece yol yapmamıza! değdi, çok eğlendik. En son hatırladığım Milkland ile "Damat" oyunu oynarken terliklerine bakıp acaba ne zaman fırlayacak ayağından diye düşünmüştüm.

Sonra sitede yan komşumuzun kızının bahçedeki doğumgününe katıldık. Rüzgar üşüttü biraz ama eğlenceliydi, çocuklar bayıldı. En güzeli de eve gitmek için kalkıp 5 adım yürümek oldu sanırım:)

Geçen gün bilgisayarım bozuldu, bir anda kilitlenip kaldım. Meğer her şeymiş, tamire gitti, ben o arada başka bir bilgisayar bulup e-posta şifremle mesajlarıma ulaştım, işlerimi hallettim. Neyse ki bilgilerim kaybolmadan geri geldi.

Cigi 3 gündür ateşliydi, dün akşam baktım ki kızamık gibi her yeri döküntü olmuş. Sanırım 6.hastalık oldu. Gigi de 8 aylıkken geçirmişti bu hastalığı, oğlan sadece 6 ay geç kaldı:) Bugün iyi, ateşi de yok. Beni çok arıyormuş yokken, hele o uyurken gidersem tüm odaları (sanki sarayda yaşıyoruz, hepi topu 3 oda) gezip sonra bulduğu oyuncağı yere fırlatıyormuş. Küsüyor bir de, öyle alıngan ki, bana kızınca arkasını dönüp omuzlarını düşürüyor, koşup kucağıma alıyorum anında.

Gigi kıskançlığı artık kardeşine eziyet şeklinden çıkardı. Bol bol çığlık atıyor, benimle de ilgilenin diyor, ben aradığımda Arife ile bile beni görüştürmüyor. Neticede 4.5 yaşında olduğundan hoş görüyoruz kendisini:) Aslında olduğundan daha olgun davranıyor, biz de ona bazen çok yükleniyoruz, farkına vardığım anda geri çekiliyorum.

Geçen Pazar akşamı Dolphin'in yengesine iftara davetliydik. Dolphin ben çay içerken oğlanla ilgilenirken sanırım Gigi yine kıskandı ve hırçınlaştı, babası da biraz bağırdı. Dönüşte Dolphin dedi ki " kızım, her zaman çocuklar özür dilemez, büyükler de hata yapabilir, ben senden özür diliyorum". Gigi bunun üzerine "baba, benden özür dilemene gerek yok, sen bana bağırdığın için haklıydın" gibi bir şeyler söyledi, ben başladım sessizce ağlamaya. Bu çocuğa biz fazla yükleniyoruz diye tekrar düşündüm. O kadar çok zaman geçirdik ki başbaşa, şimdi bu ilgi bölündüğü için nasıl başa çıkacağını bilemiyor bazen, bunu da hoş görmek lazım tabii.

Dün akşam Barbie dergisi aldım, bulmacalarını yaptık beraber. Yatınca masal anlattım, arkasını döndü " anne, bana sarılır mısın " dedi, sımsıkı sarıldım, "o kadar sıkı sarılmana gerek yok" dedi:) Beraber uyuduk. Oğlan da gece 1-2 kez uyandı, kucağıma aldım, öptüm, sevdim, sakinleşip uyudu. Gigi ne kadar dokunulmaktan, öpülmekten hoşlanmıyorsa Cigi o kadar seviyor. Bana sokulup yatmayı, elleriyle yüzümü cici yapmayı ve kollarıyla boynuma sarılmasını nasıl anlatabilirim ki?

Coştum yine, çocukları anlatmaya başlayınca duramıyorum.

Annemle her gün konuşuyoruz, Ekim'de geleceğiz diyor, günleri sayıyorum.

Gazetede okuduğum haberlere inanamıyorum bazen, o kadar üzülüyorum ki, küçük çocuklara yapılan tacizler, yanlışlıkla ölenler, ceza diye pimi çekilmiş el bombası verilen erin ve arkadaşlarının ölümleri beni çok sarsıyor. Hele dün yaşanan tren faciası, söyleyecek söz bulamıyorum. İnsan hayatı bu kadar ucuz olabilir mi? Ben çocuğum biraz ateşlendi diye kahroluyorum, diğer tarafta bir anne 16 yaşındaki kızını erkeklere pazarlıyor, kız bunu polise anlatıyor ve kızı yine annesine teslim ediyorlar. Hayat bu diyemiyor bile insan, ne biçim bir hayat bu?

Kartpostallar...

Bunları da yazmadan duramam:) Doğumgünüm şerefine 2 güzel kart daha aldım. Biri

Can bey ve Annesi'nden diğeri de
Burak ve annesi tarafından gönderilmiş. Ayrıca bu kart içinden çıkan sevimli sticker için de teşekkürler, kızım bayıldı.

Güzel şey kart almak, ne diyeyim:) Darısı almayanların başına:)

Perşembe, Ağustos 20, 2009

Muhteşem tanıtım...



Kanal D yeni sezon tanıtımını harika bir orkestra kurarak anlatmış. Bayıldım, bayıldım. Mimikler, kişiye göre seçilen enstrümanlar, bu kadar mı cuk oturur? Kim hazırladıysa bravo!
Buradan izleyebilirsiniz.

Pazartesi, Ağustos 17, 2009

Eyvah! Anne saçlarıma ne yaptın?

Böyleydi:



Böyle oldu:)

Teşekkür'e devam...

Cumartesi günü posta kutusunda 2 güzel kart buldum. Beni çok sevindiren 2 kişi oldu. Serrose ve Tanya'ya gönderdikleri doğumgünü kartları için çok teşekkür ederim.

Serrose'nin başlattığı çok güzel bir uygulama var, İyi ki doğduk adlı (şifreli) sayfada tüm blogcular doğum günlerini ve adreslerini yazıyorlar, herkes kart gönderiyor. Hani şu e-posta veya SMS ya da Facebook dışında eski usul olan, kalemi ve güzel bir kartı alarak emek harcayıp yazdığımız, postaneye gidip postaladığımız kartlardan:)

Ben de önümüzdeki günler / aylar için doğumgünü olanlara göndereceğim, bu güne dek olanları kaçırdım.

Çok teşekkürler tekrar, beni çok mutlu ettiniz. Ayrıca postayla gönderilmiş (fatura dışında!) ve bana "aaaaa" dedirten kartları aldığımda eskiden aldığım mektupları, tebrik kartlarını düşündüm. Bu geleneği devam ettirmeliyim. Kızım ve oğlum da özel günlerde kart göndermeyi bilsinler istiyorum.

Cuma, Ağustos 14, 2009

Bugün benim doğumgünüm!

Öyle çok arayan oldu ki, öyle mutlu oldum ki, sürekli bir gülümseme halindeyim.

Ben de A.hmet H.akan gibi teşekkür listesi yayınlamaya karar verdim.

Sabah tam işe gelirken Paa'cığım aradı, her yıl ilk o arar, kutlar. Facebook'ta da çok güzel bir mesajı vardı, ben de yanıtladım:

"Vee yine yaşlarımız eşit oldu ennecim, bilirsin eşitsizliği hiç sevmem:)) 38 yıllık canım arkadaşım, dostum, sırdaşım, herşeyim.... İyi ki doğdun, iyi ki varsın,tüm sevdiklerinle birlikte nice güzel yıllara:))"

Benim yanıtım: "Canım benim. Yalnız, eşit derken ne demek istedin? Ne yaparsan yap, benden büyüksün ablacım:))) 1 ay, 1 aydır. İyi ki sen varsın, yanımdasın. Kardeşim, canım arkadaşımsın. Seni çok seviyorum, böyle şeyleri ikimiz de pek söylemeyiz ama bugün söylenmesi gerekiyor bence. Öptüm bebişim!!!" (Bebişim denmesini hiç sevmez de:)

Eskişehir'den Laliş aradı, Burgu ve anneleri H.halam da kutladı ayrıca, işte onların FB mesajları:

"Dünyanın en güzel annesi iyiki doğdunnnn.. Nice senelere enne abla doğumgünün kutlu olsun:))"

Yanıtım : "Çok teşekkürler Lalişim, kendimi öyle hissediyorum gerçekten de (biraz narsistlik var galiba)"

Sabahları rutin yaptığımız toplantı sırasında durmadan arayanlar oldu, mecburen kapattım telefonu. Ama arada Tifeffi ile konuştum çıkıp, o da çok güzel şeyler söyledi. Bu akşam kutlayamayacağız ama yarın pasta alıp keseceğiz kısmetse. Çok teşekkürler canım, birlikte geçireceğimiz nice mutlu yıllarımız olsun.

Babam aradı, bugün aynı zamanda onların evlilik yıldönümü (nasıl ayarladılarsa artık!). Ben de onu kutladım. Annem aradı sonra (halamlarla kaplıcaya gitmişler) Uzun uzun konuştuk. Halamla aramızda tam 20 yıl var, 58 bitti onun da. 60 olunca söylemeyeceğim, kanıma dokunuyor:) dedi. Ben de uzun süre 39'da kalmıak istiyorum dedim.

Yasi aradı, yazlıktan kutladı. Hanımağa aradı, gülüşerek konuştuk, özlemişim, sesini duymak iyi geldi. B. arkadaşım aradı,en kısa zamanda bize gelecekler.

Uzaklardan F. abla aradı, her yıl arıyor, hiç unutmuyor. Erzacı aradı, valla ben onun doğumgününü unutmuşum, hemen bulup bir yerlere yazmam lazım.

Abim ve N. yengem aradı, Akçay'da tatildeler, çok mutlu oldum.

Akrabalarımızdan arayanlar var, çocukluk arkadaşım kutlamış FB'ta.

Bu akşam da inşallah kocam ve ailesi ile beraberiz, bir kutlama faslı da beraber yaparız. (Birlikte bir düğüne gidiyoruz).

Tabii bilumum banka, üye olduğum siteler ve e-alışveriş sitelerinin kutlamalarını saymadan olmaz:)

Benim için doğumgünleri çok özel. Diğer günler kutlanmasa da oluyor ama sanki doğumgünleri kişiye özel olduğu için kutlanmayı hakediyor diye düşünüyorum. Bir de evlilik yıldönümleri tabii.

Her yıl kendime bir hedef seçerim, bir yıl tüm klasik romanları okumayı seçmiştim, bir başka yıl tenis öğrenmeyi, Avrupa'yı görmeyi. Tümünü yaptım, önümüzdeki yıl içinse sadeleşmeyi, mümkün olduğunca o anın tadını çıkarıp pozitif yaşamayı istiyorum. Manevi yönümü zenginleştirmeyi diliyorum.(Aşk'ı okudum da...)

Perşembe, Ağustos 13, 2009

Yaz Tatili...

Asortik Krep gibi bol fotoğraflı bir yazı yazmak istiyorum. Onun eline su dökemem ama gayret edeceğim. Hadi bakalım:)

1 Ağustos Cumartesi akşamı 19.15'te uçağa bindik. Paa'cığım (amcamın kızı, kardeşim, birlikte büyüdüğüm canım kardeşimdir. Çocuklarımın teyzesidir aynı zamanda. Bunları yazmam gerek çünkü birlikte yaşadığımız çok şey ortak olduğundan gezi daha da anlamlı oldu benim için, yoksa Paa burayı okuduğu için değil yani).

Gigi ilk kez uçağa bindi ve babasının kızı olduğunu kanıtladı. En çok kalkış ve inişi sevmiş, 100 kere daha binmek istiyormuş, Kemer bağlamayı ve masayı açıp kapatmayı da çok sevmiş. Cigi oğlan ise annesi gibi tırsak, kalkış anında kafasını boynuma gömdü ve uyudu (bu çocuk korkunca uyuyor, bunu anlamış bulunuyorum).

Samsun / Çarşamba havaalanından babam aldı bizi. Oradan Fatsa'ya kadar yaklaşık 1 saat gittik. Eve geldiğimizde 22.00 civarıydı. Çok yorulmuştuk, hemen uyuduk.



Pazar sabahı önce güzel bir kahvaltı yaptık (süt çökeleği ve yumurta ile mis gibi tereyağında pişmiş muhlama, minik çilek reçeli,taze ekmek, açık çay, bol sohbet). Sonra babam ben, Paa ve çocuklar bir nostalji turu yapmak üzere şehre indik (annemlerin evi şehrin çıkışında, şahane bir koyda, şehre 5 dakikada gidiliyor). Arabayı limana yakın Çınaraltı'nın orada park edip köprüye gittik.



Abimi küçükken amma aramıştım bu köprüde annemle. Gece olur eve gelemezdi balık tutma sevdası yüzünden. Hala çok sever, bize de taze taze balık getirir arada.



Sonra babam bazı işlerini yapmak için çarşıya gitti, biz de çocukları akülü arabalara bindirdik, biraz çay bahçesinde oturduk. Gigi ve Ozzy uçan balon istedi, aldık birer tane, Gigi balonunu kaçırdı bir süre sonra, bir baktım Ozzy de bıraktı balonunu. "Neden bıraktın ki?" diye sordum, "Gigi üzülmesin diye hala" dedi. Canım benim, çok seviyor Gigi'yi. Peki Gigi buna ne yanıt verdi biliyor musunuz? "Hiç de iyi olmadı bu, ben o balonla sırayla oynarız diye düşünmüştüm" dedi!

Babam gelince eve döndük.



Balkondan sitenin bahçesi böyle görünüyor. Gigi ve Ozzy sürekli parka gittiler oynamak için. Arada balkondan bakmak dışında takip etmedim bile. Tıpkı benim çocukluğumda yaptığım gibi istediği kadar kaldı sokakta Gigi. Parkın adı da bizim ilkokul öğretmenimizin adı bu arada, bu sitede oturuyormuş, vefat edince parka adını vermişler.



Denize gittik öğleden sonra. Küçük bir koy, uzun süre derinleşmeyen bir deniz, incecik kumlar ve şahane bir güneş vardı. Oğlum adına yaraşmayan bir şekilde denizden korkuyor, sadece kumda oynuyor. Eve gelince onu kovaya soktum, uzun süre oynadı. Sanırım soğuk suyu sevmiyor, banyo yapmaya bayılıyor aslında.

Gigi ve Ozzy ise neredeyse sudan hiç çıkmadılar.



Pazartesi günü köye gittik. Babaanneciğimi gördüm. 94 yaşında artık, isimleri karıştırıyor, unutuyor. Önce beni tanımadı, sonra tanıdı. Onu görünce ben başladım ağlamaya, sarılıp öptüm tatlı yanaklarından. Çok özlemişim babaannemi, tüm çocukluğum onun yanında geçti, her yaz köyde baktı bize, sürekli yemek yapar, yedirir, içirirdi. Akşamları bir tepsiye koyduğu bir sürü bardak sıcak sütü getirir, hepimize içirmeden yatmazdı. En büyük derdi birinin aç olması, yemek yememesiydi. Şimdi yemek yediğini bile unutuyor. Cigi'yi ilk defa gördü.



Gigi eve girince "Anneee, bu ev çok eskimiş" dedi. 60 yıllık olduğunu ve benim dedemin yaptığını anlattım. Dışarıdaki balkon ve evin dış sıvası, boyası, çatı, tavan kaplamaları yenilendi tabii ama evin içindeki tahtalar onu şaşırttı doğal olarak. Bir odanın duvarında bu eve gelen tüm torunlar, akrabaların yazdığı notlar var. "bunun adı tosun..." tadında değil tabii ki! Herkes geldiği tarihi, ne hissettiğini filan yazıyor, sonradan gelenler de kimlerin geldiğini öğreniyor. İlginçtir, köyde bir tek bu evde var. Yazılar silinmesin diye dua ediyorum. Ben de yazdım bir şeyler tabii ki.



Evin uzaktan görünüşü. Ağaçların arkasında kalmış, balkon görünmüyor.



Ben ve motorum!!! dermişim. Bu motor Cagassi'nin. O da motoruyla gelmişti, eski ve yeni olarak evle tezat içindeler değil mi?



Bu da balkonda babam. (ve de patchwork battaniye, kim bilir kaç yıl önce dedemin kardeşi tarafından yapılmıştı).



Benim çocukken sürekli tırmandığım dut ağacı.

Köydeki 2. günümüzde Cigi'nin kolu dirseğinden çıktı. Nasıl olduğunu anlayamadık, hemen hastaneye götürdüm. Akrabamız (ve okul arkadaşım) olan Ortopedist'e götürdüm, kolu tutup 2 kere çevirdi, yerine oturttu. Cigi kucağımda biraz ağladı ama çok kötü olmadı. Ben daha fazla acı çektim sanırım. Bu nedenle köyden erken gelmiş olduk.



Balkondan gece manzara, çok güzeldi. Ayın doğuşunu izledik, denizin üzerine doğuşu bambaşkaydı. Hayatım boyunca unutamayacağım bir manzaraydı.

Bir sabah Ünye'ye halamın oğluna kahvaltıya gittik.



Onun da evi denize karşıydı, İstanbul'da bu manzara için trilyonlar ödeniyor, orada ise hemen herkes deniz manzarasına karşı oturuyor.



Son akşam halamın doğumgününü kutladık hep beraber. Resimde annem, babam, halam, akrabalar, Gigi, Ozzy ve Paa var. Cigi uyumuştu, ben de resmi çektim doğal olarak:)

Cuma sabahı istemeye istemeye de olsa geri döndük. Uçak alçalırken ilk defa İstanbul'a döndüğüme memnun olmadığımı fark ettim. Ben burada yaşamak istemiyorum. Memleketim olmasa da (çok küçük ve iş imkanı yok, ayrıca Dolphin gelmez) Antalya'ya taşınmak istiyorum. Paa orada yaşayacak, ayrıca arkadaşım N. de var (o da gelmişti annesinin yanına tatile, bir sabah kahve içtik, öyle imrendim ki ona). Umarım bir gün bu hayali gerçekleştirebiliriz.

İşte böyle, süper süper bir tatil yaptık.

Pazartesi, Ağustos 10, 2009

Karadeniz beni yine benden aldı, dönüş zor oldu...



O kadar çok şey var ki anlatacak, gösterecek resimler, anılar, komiklikler, ağlatanlar. Bugün yüzlerce e-posta okuyup işleri toparlamaya çalıştım, ancak bu 3 resmi paylaşıyorum. Tüm resimleri ve gün gün yaptıklarımızı yazacağım. Hem sizin için, hem kendim için. Bu unutulmaz tatili hep hatırlamak için. Okuyup okuyup ahhh çekmek için.



Küçük vampirim, oğlum bana yapışık yaşadı tatil boyunca.



Güzel kızım, Gigi kuzeni Ozzy ile fındık topladı, sonra da taşla kırıp ayıkladı ve yedi. Köye bayıldı.