Cuma, Temmuz 31, 2009

Gidiyorum buralardan...

Önümüzdeki hafta şu aşağıdaki balkonda olacağım. Beni bekleyin şekerim.



10 Ağustos'ta görüşmek üzere....

Mimlenmişim bennn...

Kutucan beni mimlemiş.

1- Hayatımdaki 3 önemli erkek?
Kocam tabii ki, 18 yıllık sevgilim ve en iyi arkadaşım,ruh eşim. Sonra oğluşum, minik serserim, vampirim (üstte vampir gibi 2 dişi var), ve de babam. Örnek aldığım, babam olduğu için gurur duyduğum, her zaman yanımda olan canım babam.

2- Yaşadığım şehir dışında sevdiğim 3 şehir?

Londraaaa, 6 ay yaşadım,tadına doyamadım. İstanbul'dan sonra yaşamak istediğim tek yer. Sonra Amsterdam, kanalları, temizliği, sevimli insanlarıyla çok sevdim. Bir de Venedik, masal şehri. Gondolları, daracık sokakları, Murano camları ile beni benden alan yer.

3- En önemli fobin?

Asansörde kapalı kalmak. Nefes alamam, boğulurum. Bir de arı sokmasından korkuyorum. Küçücükler ama çok korkuyoruuuum.

4- Giyim konusunda en çok tercih ettiğin renk?

Maalesef siyah. İş yerinde çok pratik, çabuk kirlenmiyor, zayıf ve zarif gösteriyor. Yakışıyor da kerata. Ama en sevdiğim kırmızı, sarı ve beyazı da çokca giyerim. Aslında renkli giyinirim ben, o kadar sıkıcı değilim yahuuu.

Ben de yorum yazanları mimliyorum. İsteyen yazsın işte. Teşekkürler Kutucuk.

Pazartesi, Temmuz 27, 2009

İzmir'e uçtuk:)



Dolphin bunu okuyunca çok kızacak ama ne yapayım, öyle komikti ki:) Bu hafta sonuna (Cuma dahil) damgasını vuran sevgili kocam oldu. En iyisi baştan başlamak değil mi?

Biz Cuma günü İzmir'e gittik. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın o akşam düğünü vardı, bir geceliğine çocuklar olmadan kaçamak yaptık işte. Bizi havaalanına bir arkadaşımız götürdü. Yolda Dolphin telefonda konuşurken "şimdi Sabiha Gökçen'e yaklaşıyorum, birazdan İzmir'e uçacağım" dedi. Ben de eğilip arabayı kullanan arkadaşımıza "Sanki pilot bu, uçağı kullanıyor" dedim usulca. Biz başladık mı gülmeye, İzmir'de inince Yasi ve SMMM de dahil olmak üzere herkese anlattım, hafta sonunun esprisi oldu. Ne zaman gitmekten bahsetsek sol kolumu Süpermen gibi kaldırıp haydi uçuyoruz diyordum, millet yarılıyordu gülmekten. Tabii Dolphin'den korkuyorum azıcık ama espri öyle güzel ki sonuna kadar kullanmasam ayıp olurdu.

İner inmez sıcak bizi karşıladı. Doğru başka bir arkadaşımızın evine gittik. Klimalı odaya girip bir daha da çıkmadık:) demek isterdim ama yemek yedik. Sohbet kahkaha derken saat 19.30 gibi giyindik. Yasi ve ben o sıcakta elbiseleri giyip fönlü saçlarımızla makyaj yaparken erkekler bekledi. Son 5 dakikada giyindiler ve hadi dediler. Hiçbir şekilde erkek olmayı istemem ama şu rahatlık yok mu, beni imrendiriyor vallahi. Saç dertleri yok, temiz bir gömlek, kravat ve pantolon yetiyor, makyaj hele hiç yok. Topuklu ayakkabı yok, Allahım ne büyük rahatlık ya!

Düğün mekanına gittik. Mavişehir girişinde Flamingo Restoran'da -ne havalı isim- denize bakan bir terasta havuzun alt tarafında bir sahne kurulmuş, masalar süslenmiş, herkes kırıta kırıta yürüyor, aman efendim hoşgeldiniz, ehi ehi diyerek; biz de kibar kibar gülümsedik. Sonra arkadaşımızı gelinlikle görünce bir tuhaf olduk, çok sevindik. Ablasını önceden tanıyorduk, epeyce sohbet ettik. Bizi 6 no.lu masaya gönderdiler. Tanımadığımız ve yaşça bizden büyüklerin olduğu masada oturduk. Bir ara damadın ne kadar yaşlı göründüğünü söyledim Yasi'ye, o da yüksek sesle cevap verdi. Aman yavaş konuş, duyacaklar dediğimde, boşveeer, bir daha nerede göreceğiz? dedi. Meğer damadın ailesi oturuyormuş o masada!

Masadakiler içki içmiyordu, biz rakılarımızı, şaraplarımızı söyledik. Müzik yavaş yavaş başladı, biz de içmeye başladık. İlk defa sanırım 3 kadeh şarabı peş peşe içtim ve gecenin sonunda sarhoş oldum.

Dans müziği başlayınca çağırdılar, biz de bir iki dansettik. Sahneye müstesna sanatçı çıkınca (beyaz giymişti görgüsüz, düğünde beyaz giyenlere sinir oluyorum, gelinle aşık atar gibi, yakışık almıyor işte)

Diğer yandan müzik güzeldi. Yorulana kadar oynadık, uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim. Yasi ve SMMM ile birlikte eğlenmek çok güzel, eski günler aklıma geldi. Çocuklar olunca nedense böyle geziler yapamadık bir daha.

Gecenin sonunda arkadaşımızla vedalaştık, vakit geceyarısına geliyordu, eve döndük. Ben tabii o sarhoşlukla elime geçirdiğim mikrofonla şarkılar mı söylemedim, espriler mi yapmadım:) Bazıları evde içmeye devam etti, ben karpuz, kavun yedim sadece. Yattığımızda saat üçe geliyordu ve sabah sekizde kalkacaktık.



Kalktık da. Yılın en sıcak günüymüş İzmir'de, 45 derece filandı galiba. Kahvaltıyı Mandıra'da yapacağız diye 50 km yol gittik sabah sabah. Yasi'nin midesi bulandı (akşamdan kalma:) bana birşey olmadı neyse ki. Klasik kahvaltı yerimize vardığımızda diğer arkadaşlarımız da gelmişti. Taze salatalık, domates, su bardağında çay, sucuklu yumurta ve bal+kaymak ile kızarmış ekmek dolu masada yumulduk yemeklere.

Cemal Süreya'nın dediği gibi:

Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı

Dizelerini haklı çıkardık ve mutlu olduk o kahvaltıdan sonra. Yasi ve SMMM Çeşme ve Söke'ye devam etti evinde kaldığımız arkadaşlarla. Biz akşam uçaya bineceğimiz için kaldık. Alsancak'ta Dolphin biriyle bulışacaktı, akvaryum için bir parça alacakmış. Biraz dolaştık, Sevinç Pastanesinde limonata içip dondurmalı kazandibi yedik. Sonra yine klimalı ve çok serin bir evde akşama dek sohbet edip uçağı bekledik. Havaalanına gitmek üzere evden çıktığımızda akşam olmasına rağmen hala çok sıcaktı dışarısı. Rötarsız ve sakin bir uçuştan sonra (Pegasus'u çok beğeniyorum)evimize döndük.

Gigi bizi çok özlemiş, daha sabah aradığımda "anne, çıldırmak üzereyim, çabuk gel nolur? " diyordu bana. Arife gayet iyi vakit geçirdiklerini söyledi. Oğlum da bizi görünce sevinçten çıldırdı, uyumak bilmedi gece. Çocuklar hep aklımızdaydı, başbaşa olmayı ne kadar özlesek de çocuklar olmadan bir yere gitmek hep buruk yapıyor beni. Dolphin de aynı şekilde düşünüyor biliyorum. Aslında Gigi'yi götürmeyi düşündüm ama bu kez benim için çok zor olacaktı, düğünde sıkılacaktı, eve gidelim diyecekti. Neyse, haftaya inşallah bir hafta birlikteyiz, anneanneye gidiyoruz bu kez.

Dün havuza gittik. Akşam Ozzy ve Sesi bizdeydi, Erzacı'yı da çağırdık, mangal yaptı Dolphin. Çok güzel bir akşamdı, Cigi coştu, uykudan bayılana kadar oynadı. Gigi yakında taşınacak karşı komşunun kızıyla oynadı, yemek yediler sonra.

3 günlük tatildi ama bir haftaymış gibi geldi bana.

Perşembe, Temmuz 23, 2009

Kefken'de haftasonu...

Biz 2 çılgın elti olarak planladık. Cuma öğleden sonra 1 saat içinde kalacağımız yeri bulup rezervasyonu yaptırdım. Cumartesi öğlende yola çıktık.



İşte bu cici apart otelde kaldık. Denizde bol bol yüzdük, çocuklar denizde ve kumda deliler gibi eğlendi.



Akşam şu manzaraya karşı balık yedik, bol bol güldük. Çok yorulduk, erkenden uyuduk.



Pazar günü trafiğe takılmadan, güle oynaya geri döndük. Biz bu hafta sonunu çoook sevdik.

*Maceralarımız sürecek:)

Salı, Temmuz 21, 2009

Mutluluğun Sırrı...

Aslında ben hafta sonumuzu yazacaktım ama az önce Erol Evgin'in röportajındaki bir yanıtını okudum. Hem ruhen, hem fiziken genç olmanın sırrını sormuşlar, şöyle demiş:

"İnsanın huzurlu olması çocukça bir şeye bağlı. Çocuklar niye mutludur biliyor musunuz; unuttukları için. Bir de hep meşgul oldukları için mutludurlar. Çocuklara bir bakın, elinde hep bir şeyler vardır. Bir şeyi eline alır, evirir çevirir, onu bırakır diğerini alır, devamlı meşguldür yani ve çabuk unutur. Ben hiç kin gütmem, içimi temiz tutmaya çalışırım, çocuksu yanımı korumaya çalışırım. Bu da beni fiziken ve ruhen rahatlatır."

İşte mutluluğun sırrı bu benim için. Bu adamı çok seviyorum ben, keşke Perşembe akşamı Açıkhava'daki konserine gidebilseydim. Fırsatınız varsa kaçırmayın derim.

Çarşamba, Temmuz 15, 2009

Müzik dinlemek istiyorum!

Ne güzel fizy.com vardı. Şimdi ona da giremiyorum. İstediğim şarkıları dinleyemiyorum işyerinde, çok berbat. Ben çalışırken bazen hafif bir müzik duymak istiyorum. Karışık şarkılardan o anki keyfime göre seçip dinliyordum. fizy.com da süper bir site, geçen gün baktım, yasaklanmış.



Çocuklar iyileşti şükür. Cumartesi Güyeller geldi. Hep beraber bize çok yakın bir açıkhava parkına gittik. Lunapark, jetonlu oyuncaklar, ağaçlar altında çay bahçeleri vardı. Gigi bol bol eğlendi. Çarpışan arabalara bindi, tren, kayık, salıncak, ne istiyorsa yaptı. Cigi ve Kayriş'i de jetonlu arabalara bindirdik. İkisi de ciddi ciddi oturup keyif yaptılar. Kayriş'i arabadan ayırmak biraz zor oldu tabii:)

Eve dönünce Gigi uyudu, Nayan Kayriş'i de uyuttu, hadi biz gidip bir şeyler alalım dediler. ben de gidin, ben bakarım çocuklara dedim. En fazla 15 dk sonra Kayriş uyanmasın mı? Anne babasını göremeyince bir ağlamaya başladı, susturmak mümkün değil. Hıçkıra hıçkıra ağlayıp deli gibi evde koşturuyor, ben de Cigi ile peşinden:) Çocuk ağlamaktan katılacak sandım. Baktım ki susturamayacağım, aradım anne babasını, gelin dedim. Onlar gelene kadar da balkonda biri bir kolumda, diğeri öbür kolumda (Cigi de o ağlayınca ağlamaya başlıyor ve kucağıma gelmek istiyor çünkü) bekledik. Belim korkunç ağrıdı ama indirdiğim anda ikisi de yaygarayı bastıkları için dayandım. Anne babası gelince Kayriş Bey oldu bir melek:) Agular, oyunlar, gülmeler. Zavallı anne babası da hiç denemeden birer şort alıp gelmişler.



Pazar günü ise Şile/Kabakoz Koyu'na gittik. İlk defa gittiğimiz için neyle karşılacağımızı bilmiyorduk tabii. Sahil ve deniz çok güzeldi. Nerede mayoları giyelim filan derken orada bir şeyler satan bir kadın önce bizi duşlara gönderdi. Duş dedikleri umumi tuvalet, sinekler ve arılar cirit atıyor, acayip bir de sıra var. Dolphin hemen yürüyün gidiyoruz dedi. Aynı satıcı kedın sonra siz bir oda tutsanıza dedi. Hemen sahilde sıra sıra bungalovlardan oluşan bir ufak tesis vardı, Cozz adında. Boş bir odayı bize verdiler yarım gün için. Gayet temiz, yatağı, duşu bulunan, sahile bakan bir verendası olan odada eşyalarımızı bıraktık, mayoları giyip deniz kenarına gittik.

Gigi hemen girmek istedi. Dolphin kucağına Cigi'yi de aldı, denizde çok az dalga vardı. Gigi havuz gibi sandı, hemen kolluklarıyla ilerleyince bir dalga birden gelip düşürmüş. müş diyorum çünkü ben ilerideydim, Dolphin hemen Gigi'yi suyun altından çıkarmış, biraz su yutmuş tabii. O kadar sığ suda buğulması söz konusu değildi ama korktu tabi bizimki. Ben de korktum.

Sonra iyice alıştı, babasının kucağında girdi bu kez, su harikaydı. Deniz bambaşka, havuzda sadece kendimizi kandırıyoruz. Cigi desen, korkuyor. Girmiyor denize, kucağmda sıkı sıkı tutunup kalıyor. biraz ayaklarını soktum, suda oynattım, baktım alışmayacak, kumda oynasın diye geri getirdim. Hemen kovalarıyla oynamaya başladı. Kayriş acayip korkusuz, tek başına denize atsan yüzecek:)

Bir kaç saat takılıp odaya döndük, eşyalarımızı hazırladık. Kayriş uyudu, biz de yemek söyleyip balkonda yedik. Sohbet süperdi, bol kahkaha eşliğinde iyice dinlenip akşam 7 gibi yola çıktık.

çıktık ve öylece kaldık! Trafik korkunçtu. Adım adım geldik diyebilirim. 3 saat sonra evdeydik. neyse ki çocuklar arabada uyudu da onlar sıkılmadı bizim gibi.

güzel bir hafta sonuydu, çok eğlendim. Kabakoz koyu da güzeldi, bir daha ki sefere mutlaka Cumartesi ve sabahtan gitmek üzere anlaştık Güyellerle. Hatta görümcemler ve kayınvaldeleri de alacağız, tüm gün denize gireceğiz.

Perşembe, Temmuz 09, 2009

Grip x 2



Anne baba için en zor şeylerden biri nedir bilir misiniz? Çocuğunun hasta olması, elinizden bir şey gelmemesi, çaresizce ilaçların etkisini göstermesini bekleyip çocuğun acı çektiğini seyretmesidir.

Peki daha fenası nedir bilir misiniz? 2 çocuğun aynı anda hasta olması. İşte bu anne baba için eziyetin kaymaklı ekmek kadayıfı olanıdır. Kendi kendine yaptığın manevi işkencenin on katını çocukların zaten yapıyordur, tüm gün (veya çalışan şanslı! anneler) tüm gece bir çocuktan diğerine seyirterek ateş, sümük ve ağrı kontrolü yapar. Bebek kah babanın omzunda, kah annenin kucağında dolaşır odaları. Hastalıktan başını kaldıramaz, kaldırsa da melül melül güler, daha bir kanırtır kalbindeki bıçağın ucunu. Ah keşke dün akşam yoruldum demeseydim, şu çocuklar bir an önce uyusa da balkonda kocamla keyifli keyifli sohbet edeyim diye düşünmeseydim dersin kendi kendine. Vicdan azabı öyle büyür ki bir noktada, bir iyileşsinler, asssla şikayet etmiycem, ne kadar haylazlık yaparlarsa yapsınlar hoş görücem diye hiç tutamayacağın sözler vermeye başlarsın içinden.

Gecenin uykusuzluğu, yorgunluğu sabah olup ta göreceğin bir gülümseme, hareketlenme, yenilecek bir lokma ile uçar gider. Tüm gün başın ağrımış, esnemişsin ne gam, hastalığı yendin ya bir kez daha, gerisi vız gelir tırıs gider. Gelsin saklambaçlar, gitsin kitap okumalar, mutluluk budur işte bir anne baba için.

Çarşamba, Temmuz 08, 2009

Aydede Aydede, Senin evin nerde?



Akşamları balkon resmen kurtarıcımız oldu. Sitenin en güzel evi bizde:) Manzara olarak yani. Bir tarafta askeri havaalanı var, yani uçsuz bucaksız yeşillikler, tam karşımızda bir dağ, diğer tarafta park ve çocuk cıvıltıları, çatı katında oturmanın keyfi bambaşka. Balkonda oturup esintiyi hissetmek, yıldızları seyretmek, Aydede'nin doğuşunu adım adım izlemek muhteşem.



Askeri havaalanı dedim ya, genellikle helikopterler oluyor, ikmal yeri olduğu için. Uçak inmiyor mesela, bazen eğitim uçakları görüyoruz, çoğunlukla helikopterler var. Geceleri sanırım eğitim yapıyorlar, pat pat pat sesini duyduğumuz anda balkona koşuyoruz Cigi ile. Hemen parmağı ile gösteriyor ve "Ep" diyor. Dolphin'e acaba komşuluk hakkı olarak bizi de bindirirler mi diyorum:) "İstersen komutana sor, direğe kadar binip gelicem de" diyor bana. Bazen o kadar yakından geçiyorlar ki, içeridekileri göreceğiz neredeyse, çok keyifli. Bir gün gezmek isterim helikopterle. (Gigi de küçükken Opeter derdi).



Gigi 2 gündür hasta. Buzdolabına şişeyle su koymuş, akşama kadar içmiş, Arife'yi dinlememiş (kimi dinliyor ki zaten). Geçen akşam balkonda babası ile yatıyorlardı (yer minderini koyup yastığını da alıyor, yorganı da sürükleyerek götürüyor, babası masal anlatıyor orada). Tam uyuyacakken kustu ama ne kusmak (henüz kahvaltı etmeyenler okumasın). Zavallı kızım midesinde ne varsa çıkardı. Temizledim her yerini, balkonu yıkadım, yatağı, yorganı yıkadım, sabah konuşurken öğrendim dolaptan su içtiğini. neyse ki anlatınca bir daha içmemiş sonra.

Dün akşam da ateşi vardı, burnu da tıkanmış, hafta sonu havuzda da üşütmüş olabilir gerçi. Pazar günü o kadar çok kaldı ki, anne biraz daha diye diye saatlerce çıkmadı sudan. Kıyamıyorum o anda, aslında aklım mantığım hayır diyor, ama onun güzel gözleri ve yalvaran sesini duyan kalbim eveti basıyor. Hep kalbim kazanıyor. Bugün de geçsin bakalım, ilaçlar işe yaramazsa doktora götüreceğim.

İşyerinde işler o kadar yoğun ki, yanımdaki eleman tatilde, tüm işler bana kaldı. Öğle tatilinde 5 dakika yemek yiyip koşarak yerime geliyorum. Bu arada genel müdür bir de rapor istemesin mi? 2 gün çalıştım üstünde, dün akşam verdim, çok teşekkür etti, emeğime değer vermesine çok sevindim.

Perşembe, Temmuz 02, 2009

Web sayfasına isim aranıyor...


Tahta bloklarla oynamayı sever misiniz? Ben küçükken abimle bir sürü bloktan oluşan tahtalarla evler, yollar, maketler yaptığımızı hatırlıyorum. Uzun zaman oynardık ve sıkılmazdık da.

Şimdi oyuncakların çoğu birkaç kez oynandığında bozulacak şekilde üretiliyor. Ucuz Çin malı oyuncaklar çocukları bir kaç saat oyalıyor, sonra kolu bacağı kopmuş bebekler, tekerleği çıkmış arabalar, havası inmiş toplar bir süre kutularda saklanıp atılıyor veya birileri isterse veriliyor.

Ben Gigi'ye çoğunlukla kitap alırdım bebekken. Sert yapraklı kitaplarla çok zaman geçirdik beraber, oyuncak da alıyordum tabii. Topa bayılırdı, her yerden top alırdık. Bir ara irili ufaklı 20-30 topu olduğunu biliyorum.

Geçen yıl internette 8 yaşındaki yeğenime oyuncak ararken eğitici bir şeyler olsun istedim. Tahta blokların tümü 2-5 yaş arası çocuklar içindi. Ben de yurt dışında araştırma yapmaya başladım. İşte Walachia böyle karşıma çıktı. ürünlerini o kadar çok beğendim ki Türkiye'de distribütörleri olup olmadığını sordum. Olmadığını öğrenince Dolphin'in şirketi adına Distribütörlük aldım. Çalıştığım şirketin kapanması, hamileliğim ve bir sürü sıkıntı derken bu işle hiç ilgilenemedik. Ama şimdi faaliyete geçiyoruz ve çok mutluyum. Çalışmaya devam ediyorum tabii ki, bu işi Dolphin yürütecek. Çok zengin olunca ben de onunla çalışacağım:)

*Müstakil ev : 154 parçadan oluşuyor. Maket boyutu 24*20*15 cm

İlk partiyi getirdik. Ürünler 2 tip. Doğal Kayın ağacından üretilmiş bloklarla isterseniz maket evler yapıyorsunuz, veya kütük ev formunda yuvarlak olanlarla evler, şekiller yapıp tekrar bozabiliyorsunuz. Birbirine geçme şeklinde yapılmış bloklar bunlar.

Maketler ise ayrı alem. Pencereleri, kapısı, bacası, çatısı, yapıştırıcısı, talaş tozu, zımparası, kısacası her şeyi içinde bir kutu ile geliyor. Açıklama şablonu da içinde var (Türkçe de var). Buna göre çocuklar anne babalarıyla, ablalarıyla veya kendi kendilerine çeşitli maketler yapabiliyorlar. Daha sonra bu maketleri boyayıp renklendirebilir, içine ampul takıp gece lambası yapabilirler.

*Yeldeğirmeni: 137 parça , boyutu 14*10*32 cm

Maketler 6-8 yaş ve sonrası için hazırlanmış. Maket / Model meraklısı yetişkinler de severek yapabilir. Ürünlerin en güzel yanı Çin malı olmaması (Çek Cumhuriyetinden geliyor), organik olması ve el becerilerini geliştirmeye yönelik hobi kitleri şeklinde tasarlanması bence.

İşte bu ürünleri şimdi kendi web sitemizden satacağız. Bunun için de bir isim bulmamız gerekiyor. Bana yardımcı olur musunuz?

*Tren İstasyonu: 115 parça, boyutu 24*17*13 cm