yedidir yedi, yedidir sayın bakın, yedidir sayın bakın, yedidir yediii....
diye bir çocuk şarkısı var bilir misiniz? Ben çok severim, çocuklara şarkı söylemeye de bayılırım. En son numaram Cigi'ye avucumu açıp buraya bir kuş konmuş, bu görmüş, bu tutmuş,.... diye giden tekerlemeyi söylemek. Ne zaman avucumu açsam gelip minik işaret parmağını ortasına koyuyor ve "gııı" diyor, yani söyle bakalım anne.

Bir de kitap okuyoruz, ben Gigi'ye çok kitap almıştım, hala da alırım, Hobi Yayınevi'nin kalın sayfalı kitapları vardır, araçlar, meyveler, sebzeler, meslekler vs diye gider. Hepsini almıştım. Şimdi Cigi ile oturup bakıyoruz. En çok Taşıtlar'ı seviyor. Her sayfayı açıp bu otobüs, bu bisiklet, bu araba diyorum, ciddi ciddi beni dinliyor. Tam motosiklet'e geliyoruz, gülüyor. Çok denedim, sanırım söylenişini seviyor, veya babasının motosiklet tutkusu ona geçmiş.
Haftada 4 gün çalışıp 3 gün tatil yapmak süpermiş. Acaba hep böyle mi olsa? Nasılsa verimli çalışarak işleri 4 güne sığdırabiliyoruz. Hatta bence hafta ortası, mesela her Çarşamba tatil olsa, harika olurdu.
Gigi her gün gelip anne bugün tatilin kaçıncı günü dedi. Cuma günü Arife gelmişti, evde giysi detoksu yaptık:) O kadar kıyafeti ben nasıl, nerelere sığdırmışım? Hamilelik kıyafetlerimi, küçülenleri, bozulanları, beğenmediklerimi ayırdım, Arife hepsini dağıtacak. Senin verdiklerinle bir sürü aile mutlu oluyor dedi, çok sevindim. İhtiyacı olanlara veriyor hepsini, köye götürüyor, neden saklayıp durduğumu anlamıyorum bir çok şeyi. Genellikle böyle olmaz mı? Beğendiklerimizi alırız ama döne dolaşa aynı şeyleri giyeriz çoğunlukla. Gerçekten fazla kıyafete, ayakkabı ve çantaya gerek yok bence. Ne kadar az, o kadar rahat (Less is more diye bir söz var, nasıl çevireceğimi bilemedim ama bence çok doğru). Sesi ve Nisan'ın altısı da uğradılar, bende saç baş dağılmış, nefes nefese pasaklı bir kadın olarak açtım tabii kapıyı, Sesi'yi öyle şık ve zaarif görünce çok utandım halimden. Ama temizlik yapıyordum, sayılmaz değil mi?
Anneme hamilelik kıyafetlerimi verdim dedim, niye verdin dedi. Napıcaktım anne, bi daha mı doğurucam dedim. Belki lazım olurdu diyor:) Neye lazım olacaksa? Bunları evde dolap çekmecelerinde, hurçlarda saklamaktansa hamile olan birinin giyip mutlu olduğunu bilmek bana daha çok sevinç veriyor.
Arife'ye tokası bozulmuş bir çantamı vermiştim (sakın yanlış anlamayın, atılacakları veriyorum sanmayın, ben Arife'ye diyorum ki bunu atalım mı, o da yok yok, bana ver sen, ben birine veririm diyor. Tamamen onun kararı yani.) Bu çantanın ön fermuarlı gözünde biber gazı spreyim vardı (oh yeah, NY kaldırımları ve Harlem'de dolaşırken lazım oluyor:) Bizim güvenlik şirketinin müdürü hediye etmişti bana, ben de Gigi'den saklayayım diye oraya koymuştum, gizli bir bölme gibi. Cumartesi sabahı birden aklıma gelmesin mi? Ya Arife açıp koku sanarak sıkarsa diye panikledim, telefon ettim açmadılar. Tamam işte diyorum, hastanelik ettim ailecek hepsini:( Deli oldum, neyse ki aradı, meğer çantayı bizde bırakmış:) Sonra alacakmış.
Cumartesi günü de anneme gittik. A.abla araba kullanmayı öğrendi ya, o götürdü bizi. Anneme gitmeyi öğrenmek istiyor, şimdiye kadar 2 kez gittik, ikisinde de farklı yollardan götürmüşüz. Bana diyor ki yalnız başıma bulmayayım diye mi böyle dolaştırıyorsunuz beni? Oysa hep başka yerlerde işimiz oluyor da onun için. Gayet güzel kullanıyor, daha 1 ay oldu ama vallahi bravo. Azmine ve çalışmasına hayran kaldım.
Annem günü var diye döktürmüştü. 10-15 çeşit hazırlamış, ev yapımı suböreği, zeytinyağlı dolma, poğaça, elmalı kurabiye, kısır, keşkek, çikolatalı muzlu pasta, fasülye turşusu kızartması, yoğurtlu birşey (ben yemedim de) ve galiba birkaç şey daha. Ben Cigi uyuyana kadar bir şey yiyemedim, uyuduktan sonra da masa başından kalkmadım:) Sohbet çok güzeldi, bir sürü akrabayı gördüm, İsviçre'den gelen yengemi gördüm, harika takılar yapmıştı, bayıldım hepsine.

Akşam eve dönünce de Tifeffi ve Sergio geldiler. Tifeffi Cigi'ye bir oyuncak almış sağolsun, beraber yemek yedik, ızgara et, pilav ve salata (evet yedim ama azıcık, pilav yemedim yahu!). Sergio alem çocuk, akvaryumdaki balıklardan biri kayanın oyuğuna girdi, nerede balık diye sordum "garaja giydi" dedi! Cigi'de dandeniz diyor, bebek nerede diyor, gidip gidip sarılıp öpüyor, sanki kendi büyümüş:) Gigi'ciğim uyuyakaldığı için kaçırdı tabii bunları.
Dün kahvaltıdan sonra çocukları dışarı çıkarttım, biraz dolaştık, hava çok güzeldi. Dolphin feci grip olduğu için evde kaldı, sonra köfte yaptı bize. Tam o sırada Güyeller geldi, Kayrişle Cigi kavga ettiler:) Kayriş topunu aldı bizimkinin, Cigi birkaç adım uzaklaşıp geri döndü ve pat diye vurdu kuzenine:) O da çığlık atıyor, bu kez Cigi korkup ağlıyor. Çok şenlik vardı anlayacağınız. İlginç olansa ikisi de birbirinin elinde ne varsa onu almaya çalışıyor.
Dolphin'in gribi bana da bulaştı sanırım. Sabahtan beri titriyorum işyerinde, polar hırkamı giydim, elektrik sobasını açtım, Nurofen Cold ile ayakta durmaya çalışıyorum. Çocuklar da nasibini alacak korkarım ki.