Çarşamba, Nisan 29, 2009

Candeniz (Nam'ı diğer CİGİ...)

 
Posted by Picasa


Bugün oğluşumun doğum günü. 1 yaşında bugün, evde ablasıyla top oynuyor şimdi. Paytak paytak yürümesini, kıkır kıkır gülmesini, emzik ağzındayken gımm gımmm diye konuşmasını, kollarını açıp bana doğru yürüyerek bacaklarıma tutunup beni al der gibi çekiştirmesini çok seviyorum.



Dün gibi aklımda doğduğu gün. Salı günüydü, sabah sırtımda bir ağrı vardı, doktor kontrolüne giderken içimden bir ses o gün doğuracağımı söyledi. Dolphin'e de söyledim, keşke çantayı alsaydık yanımıza diye. Doğuma aslında 1 hafta vardı, öyle planlamıştık, hatta ben babası gibi 5 Mayıs'ta doğsun istiyordum. Ama içimden biliyordum beklemeyeceğini. İlk doğum sezeryan olduğundan bu da aynı şekilde olacaktı ve eğer sancı başlarsa sezeryan da tehlikeye girecekti.

Neyse, Öznur Hanım'a gittik, NST'ye bağladı beni, kalp atışlarını ve sancı sıklığını ölçmeye başladık. Bir ara git bir şeyler ye dedi, karşıdaki Starbucks'ta oturup portakal suyu içtim, kek yedim. Gigi cıvıldayıp duruyordu yanımızda, hava çok güzeldi, güneş parlıyordu, akşam 18.00 civarıydı. Tekrar Öznur Hanım'a gittiğimizde yine ölçüm yaptı, sen buradan hastaneye git dedi. Belki yalancı sancıdır, ama riske atmayalım, sabaha kadar bekleyelim, eğer bir şey olmazsa eve dönersin, olursa bu gece alırız bebeği dedi. Ben bunu zaten biliyordum, hiç panik olmadım.

Doğru hastaneye gittik, Yasi'yi aradım yoldan, hemen gel dedim. Annem o sabah memleketten gelmişti, ayrıca Gigi'nin doğumunda çok heyecanlanıp panik yapmıştı, onu arayıp sadece kontrol amaçlı hastaneye gittiğimi, gelişme olursa arayacağımı söyledim.Niyetim onu doğumdan sonra aramaktı, ama olmadı, ileride okuyacaksınız neler olduğunu.

Gigi'nin de doğduğu Medipol Hastanesinde güzel bir odaya aldılar beni. NST'ye bağlandım yine, bir süre sonra doktor hanım tamam dedi, bu gece doğuma alıyoruz seni, Öznur Hanım geliyor. Nedense panik değilim hala, sevinçliyim oğlumu göreceğim için, gülüşüp konuşuyoruz gelenlerle. Yasi geldi, Tifeffi ve Cagassi geldi. Dolphin Gigi'yi eve götürdü, Arife'ye bıraktı, çantamı alıp geldi. Gigi'ciğim beni bırakmak istemedi ama o kadar çok konuşmuştuk ki, itiraz da etmedi canım kızım.

Saat 22.00 civarında beni hazırladılar, herkesin hadi görüşürüz çıkınca sözleri arasında asansöre doğru götürdüler beni. Ameliyathaneye girince bende bir korku başladı mı? Ama ne için? Ya bana bir şey olursa Gigi ne yapar diye düşünüyorum sürekli. İnanın ölmek filan zor gelmiyor, sadece kızım bensiz ne yapar diyorum. İlk seferden alışık olduğum ritüel tekrarlandı, kollarımı yana açtılar, bağladılar, Göbeğimi yıkayıp ilaçladılar, anestezi uzmanı ile konuştum, Öznur Hanım geldi, hazır mısın dedi, hazırım dedim. Burnuma dayadıkları hortumdan nefes aldıııım ve pıt.

Gözümü açtığımda odadaydım, annemi gördüm hayal meyal, sen ne arıyorsun burada dedim. Meğer annem dayanamayıp aramış beni cepten, Yasi de açınca ne bilsin, R. teyze, enne doğuma girdi şimdi demiş. Annem o dakika evde bir Bayram! havası estirip taksiye atladığı gibi gelmiş. Niye bana haber vermedin dedi, anne sen yorgundun, yarın söyleyecektim dedim. İyi olduğumu anlayıp bebeği de görünce eve gönderdik onu, sabah gel dedik.



Oğluşum geldi sonra, oy oy oy, minicik bir surat, 2.950 kg ve 50 cm'lik bir bebek. Pembe yanaklı, siyah saçlı bir kuzu. Kokusunu içime çektim, şükrettim bol bol ve rahat bir gece geçirdim.

Şimdi bakıyorum da, 1 sene geçmiş bile. Bizim için bir sürü değişikliğin yaşandığı 2008 yılı zorluklarla başlamıştı, oğlum en güzel hediye oldu bize. Yeni evimize taşındık, işe yeniden başladım, zorluklara ailemle ve arkadaşlarımla birlikte göğüs gerdim. Oğlum sarılık atlattı, ilk bir hafta kabus gibiydi, sürekli ellerinden kan aldılar, doktora gittik her gün ama dayandı, küçücük bedeniyle mücadele etti. 2 aylıkken işe başlamak zorunda kaldım, 3 aylıkken emmeyi bıraktı, en çok ona üzülüyorum. Tüm olumsuzluklara rağmen 2008 yılı hayatımın en güzel yıllarından biriydi, minik Candeniz güzelleştirdi hayatımızı. Can ismini anne ve babası verdi, Deniz'i ablası ekledi, buraya da CİGİ olarak kayıt oldu:)))

Seni çok seviyoruz oğlum, kocaman bir aileyiz artık. Ablanla sizi izlemek babanla en büyük keyfimiz. Her gün şükrediyoruz bize "kızım" ve "oğlum" deme şansı verdiğiniz için, hayatınızın sağlıklı, mutlu geçmesi için elimizden geleni yapıyoruz, yapacağız.

İyi ki doğdun oğlum, iyi ki bizimlesin, seni çok seviyoruz, hep seveceğiz.

Cuma, Nisan 24, 2009

Hep neşeyle doluyor insan...


Dün Gigi’nin günüydü. Sabah ona 23 Nisan’ı anlattım ve bugün çocuklar ne derse yapılır dedim. Beraber balkona bayrak astık. Bir süre sonra benden bir şey istediğinde “anne, bugün ben ne dersem yapılır çünkü bugün çocuklar bayramı” dedi. Böylece tüm gün sürecek Gigi şenlikleri başlamış oldu. Cigi daha 1 yaşında olduğundan bire bir katılımı olamadı ama bizimle gezerken bol bol şaşırıp aaaaaa’lamayı unutmadı tabii.



Önce Berfuş’u geldi, öğleye doğru. Biraz oynadılar evde, sonra hep beraber M1 AVM’ye gittik. Çocuklar için kostüm yarışması varmış, benim amacım yarışma değildi aslında ama Gigi Cindrella kostümünü giymeyi o kadar çok istedi ki hadi yanımızda götürelim dedik. Çok kalabalıktı, palyaçolar, sevimli karakterler vardı (nasıl geziyorlar onun içinde? Çok sıcaktır mutlaka). Yarışma biraz geç başlayacakmış, biz de Outlet Bölümüne gidip Cafe’de oturalım dedik. Güyeller de geldi Kayrişle. Tam içeri girdik ki bando sesi bizi karşıladı. Hemen hemen tüm marşları çaldılar, ne keyifle dinledim ve eşlik ettim hepsine. Çocukluğum aklıma geldi, 23 Nisan törenlerimiz, ne güzel günlerdi ya, ne güzeldi.



Biraz soluklanıp tiramisu yedikten sonra yarışmanın olacağı yere gittik. Çocuklar çeşitli kostümler giymiş oynuyordu. Elif Ana vardı, asker kız, Batman, Dilber Hala (ki çok başarılıydı, bayıldım), çiçekçi kız, prensesler, balerinler (Berfuş da Carmen’di, bir ara bana gelip ben neydim? Diye sordu yavrum).



Neyse biraz bekledik ve tek tek çocukları sahneye çağırdılar, yürüttüler, ben Gigi yürümez kesin diyordum ama bizimki eteklerini tuta tuta yürüdü, geldi bana. Berfuş ilk dörde kaldı, boya kalemleri kazandı, Gigi ile paylaştı. Gigi’ye zaten bunun bir yarışma olmadığını, tüm çocukların eğlenmek için bu oyunu oynadıklarını anlatmıştım, şimdiden çocuğu bir yarış içine sokmak istemiyordum da. Aslında hiç yapmamayı tercih ederdim ama o kadar çok istedi ki kostümü giyip oraya gitmeyi, dayanamadım. Sorun da çıkarmadığı için eğlendi geçti zaten. Berfuş da boya kalemlerine sevindi, babası asker olan ve asker kıyafeti giymiş bir kız çocuğu kazandı, bisiklet vereceklerdi sanırım. Bence oradaki 20-30 çocuğa birer resim defteri ve boya kalemleri verselerdi daha eğlenceli olurdu.

Sonra biraz da dışarıdaki parkta oynadılar ve cümbür cemaat(o diil) bize döndük. Pizza söyledik. İlk defa Dominos pizzayı beğendim. Karışık Pizza’sı süper, ya da ben çok açtım o nedenle, bilemiyorum.
Çocuklar oyuna evde devam etti. Berfuş’la Gigi durmadan kalpler çizip boyayarak komik mesajlar eşliğinde bize mektup getirdiler. Kayriş ve Cigi de dolanıp oynadılar.



Sanki her tarafta var bir düğün.
Çünkü, en şerefli en mutlu gün.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.

İşte, bugün bir meclis kuruldu,
Sonra hemen padişah kovuldu.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.

Bugün, Atatürk'ten bir armağan,
Yoksa, tutsak olurduk sen inan.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.

Çarşamba, Nisan 22, 2009

Kırkyama...



İşte Asortik krep'in merak ettiği annemin yaptığı yatak örtüsü. Annem kırkyama kursuna gidip 1 senede tamamlamıştı bunu, evin olduğunda sana vereceğim demişti. Evimize geçince verdi ve en sevdiğim örtüm oldu. Odanın havasını değiştiriyor bir anda. Annem öyle uğraştı ki bunun için, emeği ödenemez.




Ben de dikiş dikmeyi severim, çok az da olsa annemden öğrendim bir şeyler. Ama çok sabırsızım, hemencecik olsun isterim, olmayınca da yarım bırakırım. Ortaokulda elişi dersi vardı, minik bir halı tezgahı yapıp dokumayı öğrenmiştik. Bir heves başladım, yarım bıraktım. Neyse ki bir bohça işlemiştik, onu tamamladım. Etamini de çok severim, öyle dinlendirir ki insanı.




Örgü de biliyorum, dantel de öğrendim ama işte bunu ben yaptım diyeceğim bir şaheserim(!) yok maalesef.

Dikiş anılarım vardır ama, hele biri var ki Dolphin hala anlatır. Üniversitede kimbilir nereden gördüysem kot pantolondan çanta dikmeye karar verdim, bir yere kadar da yaptım. Sonra güya sapları için metal zımba deldirmek üzere Kadıköy'de bir terziye götürdük Dolphin ile. Amca "bu ne ki kızım?" dedi. Ben de çantaaa dedim. Amca da bir şeye benzetemedi ki ben istediğimi söyleyince bir kenara koydu müstakbel kot çantamı. Ben de bir daha oraya uğramadım. Çantamı alamadım geriye utancımdan. Kimbilir o modelle ne güzel çantalar yapmıştır o terzi? Şimdi siz kendisini Atıl Kurdoğlu olarak tanıyorsunuz... dermişim:))

Bu da böyle bir anımdı işte. Ay yine dikiş dikesim geldi. Dolphin'in evde eski bir kotu vardı sanki, Seyhaaaan, (ay pardon) Dolphiiiiiin....

Salı, Nisan 21, 2009

Nazar etme ne olur?



Nazar boncuğunun bu resimde ne işi mi var? Gigi'ye nazar değiyor da ondan. Ben nazara filan inanmazdım ama artık inanıyorum. Ne zaman biri Gigi ile ilgili güzel bir şey söylese kıza birşey oluyor. Tabii tavanda gezmesi, hoplayıp zıplaması ve evde genellikle başaşağı durmasının da katkıları vardır:) Geçen hafta bir akşam AVM'ye gitmiştik, Gigi de pusette uyudu, saçları arkadan sallanıyordu yere doğru, bir kadın dedi ki ah canım, şu saçlara bak. Ertesi gün Kornea'sı çizildi! İnanın başka bir sürü örnek var, bu kıza nazar değiyor. Pullu tişörtünü çıkarırken gözüne mi battı bilemiyoruz ama Perşembe akşamı eve gittiğimde hafif bir kızarıklık vardı, elleriyle de çok ovalamış, ben geçer sabaha diye düşünmüştüm. Yıkadım, suni gözyaşı damlattım, çayla kompres yaptım filan, sabah baktık ki gözünü açamıyor, acıyor diyor, Dolphin doktora götürdü. (Böyle zamanlarda işe gelmek öyle zor oluyor ki, Allahtan babası ile çok eğleniyorlar, beni aramıyor fazla).

Benim de göz ameliyatı olduğum Veni Vidi Göz Merkezini aradım. Benim doktorum aynı zamanda oranın da sahibi olduğundan randevuları dolu oluyor, başka bir doktordan randevu aldım ben, baba kız gittiler. Korneası çizilmiş, bir merhem ve damla vermiş, o gün kapatmışlar gözünü, bir gece böyle dursun demiş doktor. Çıkışta gezmişler biraz, sonra eve bırakmış babası. Akşam ben gittiğimde öyle tek gözü kapalı görünce birden elim ayağım titredi, çok kötü oldum. Neyse ki çabucak iyileşti (şimdi aradım, kontrole gitmişlerdi, süper geçmiş, 2 gün daha damla ve tamam).

Tabii Cumartesi günü gözüne birşey kaçmasın diye dışarı çıkarmadım, o güzel havada biz evdeydik. Annem bir sürpriz yaparak akşamüstü geldi, Dolphin de çalışıyordu, annemle konuşa konuşa zaman geçirdik, Pazar sabahı da güzel bir kahvaltının ardından abimler geldi, hadi sizi dolaştırayım biraz dedi (Dolphin yine işe gitmişti).

Annemi evde bıraktık ve Real'e gittik, Gigi ve Ozzy oynadılar, yemek yediler, Cigi de etrafı seyredip kendi kendine konuştu durdu. Fazla kalmadan eve döndük. Annemler gidince Dolphin geldi, çocukları yıkadım, birileri gelse keşke derken Güyeller aradı. Cigi'ye doğumgünü hediyesi olarak bisiklet almışlar, onu getiriyoruz dediler. Ö.ablalar da deniz havlusu ve mayo almışlar oğluma, onlar da geldi. Gigi zaten Berfuş geliyor deyince havalara uçtu, neredeyse geceyarısına kadar oynadılar, Cigi uyumuştu zaten, ben de o günün kaçıncı çayını içtiğimi bilmeyerek:) masada muhabbete katıldım.

Gigi'nin gözü dışında güzel bir hafta sonuydu. Annemle zaman geçirmeyi özlemişim, iyi geldi. Artık havalar ısındı (da ben işyerinde donuyorum hala, binanın içi acayip soğuk, botları çıkaramadım bir türlü), hafta sonları piknik yaparız bol bol.

Perşembe, Nisan 16, 2009

Cigi...


Bu kez oğlumu anlatacağım. Zavallı doğduğundan bu yana tam bir "survivor" oldu. Kendini korumayı öğrendi:) yürümeyi, kaçmayı, oynamayı hepsini öğrendi. Babasının kucağında doya doya oturamıyor bile, hemen birileri gelip babanın sırtına atlıyor:)

Bu ay sonunda 1 yaşını bitirecek oğlumuz, ufak ufak adımlar atıyordu ama şimdi neredeyse koşacak, o kadar hevesli. İlk kelimesi de "efff" yani Arife. Gigi "Arfe" diyor ya, oğlan da sanırım onu taklit ediyor ve ağzından "efff, efff" çıkıyor sürekli. Tabii buna en çok sevinen de Arife oluyor doğal olarak. Sabahları getirdiği taze simitten koparıp veriyor eline, bütün suratına susam yapışmış halde kemiriyor bizimki. Sadece altta 2 dişi var henüz. Geçen gün babası doktora götürdüğünde ben de soru listesi hazırlayıp vermiştim. Dolphin listeyi çıkarıp doktora "hazır mısınız,
başlıyorum sorulara" demiş. O da gülerek yanıtlamış sağolsun. Ne yapayım? Merak ettiklerim var. Mesela ben süt verebilir miyim? diye soruyorum, doktorun en baba cümlesi de şu oluyor: "Bir teklif edin bakalım". Çocuk bu ya, ne teklifi? diyemiyosun tabii, istemezse asla ısrar edilmiyor.

Kayriş'i de götürmüşler geçen gün, artık bu bir oyun çocuğu, yemek yemese olur ama oyun oynamazsa olmaz demiş doktor. Düşünün yani, oyun yemekten daha önemliymiş:) Gerçi çocukken hepimiz için öyle değil miydi?) Öte yandan Kayriş için sanırım yemek daha önemlidir, annesi doktora çok yediği için ne yapacağını bile sormuş. Hal bu ki dedim Nayan'a, kızım, her annenin rüyasıdır bu, çocuk sürekli bir şeyler yemek istiyor, ne soracaksın ki doktora? Sen ağzına lokma atarken o da şapırdatmaya başlıyor. Bi de "blublublublabla" diye anlatıyor bir şeyler, süper şeker ötesi bişi bu Kayriş! Ailecek seviyoruz kendisini.

Tracy Hogg adlı meşhuuur bebek hemşiresinin kitabını aldım, elime geçince okuyacağım bakalım. Gerçi oğlan 1 yaşına geldi ama olsun, 3 yaşına kadar tüyolar varmış, çok şey kaçırmadım. Bir de bir yerde okumuştum, uykuya alıştırmak için ellerini sarmayı (kundak yani) ve emziği öneriyormuş. Ulen dedim kendi kendime, biz bunu zaten anneanne, babaanne ve analarımızdan dolayı biliyoz, boşuna mı para verdim ben bu kitaba şimdi? Neyse, gelsin bakalım kitap da bilgimi artırayım biraz. İleride yapacağımız ikizlere hazırlık olur. (Dolphin'le sürekli bundan sonra ikizlerimiz olacak diyoruz, valla oluyormuş bir de? Ben kafayı kesin sıyırırım herhalde. Hayır, çocuk filan istemiyorum artık ama ne doğurgan karıymışım, olsa güzel olurdu filan diye düşünürken yakalıyorum bazen kendimi. iyi ki geç doğum yapmışım, erken başlasaymışım şimde 4-5 tane çocuğumuz olurdu kesin).

Dün akşam Dolphin eve gelirken aradı ve hadi alışverişe gidelim dedi. Bizim için alışveriş artık sadece markete gitmekten ibaret olduğundan (bez, mama, süt vs) heyecan yapmadım tabii. Olur da, Arife gitti, çocukları da alalım mı dedim, o zaman Real'e gidelim, hem de bir şeyler yiyelim dedik ve çıktık evden. (Ben bu arada oğlanı ve kızı giydirdim, çantayı hazırladım, su, mama ve yedek bez, kıyafet ayarladım, ev kıyafetini çıkarıp yine giyindim, çıkarken aşağıdan puseti aldım, gezmeye mi, cenge mi gidiyorum belli değil haldeydim. Her zamanki gibi, rutin işler yani).

A.ablayı da çağırdık, o da sülalemizin geleneğini bozmayarak "gezme" sözcüğünü duyduğunda ikiletmeden tamam geliyorum deyip kapıda buluştu bizimle. Araba sürme çalışmaları devam ediyormuş, bu gidişle hafta sonları gezeceğiz onunla. Yuppi!

Önce Ramiz Köfte yedik, her zamanki gibi çok lezzetliydi. Cigi etrafı seyredip "aaa" diye şaşırdı bolca. Sonra alışveriş yaptık, oğlanı market arabasına oturttum (ablası pusette uyuyordu bu sırada). Dedim ki büyümüş artık bu oğlan, sakin sakin oturup etrafı seyretti, gülücükler attı. Ev ayakkabısı gibi bişi aldık ona, altında düdüğü var, yürüdükçe bik bik ötüyor, öyle eğlenceli ki, herkes bu ses nereden geliyor deyip bakınıyor, sonra oğlanı görüp basıyor kahkahayı. Eşoğlueşek! (bu lafı da hiç rahat söyleyemezdim, babası izin verdi, artık hep böyle seveceğim sıpayı).

Dışarıda atlıkarınca vardı, Gigi uyanınca binmek istedi, ben de Cigi'yi tutup bir ata bindirdim, çalışmaya başlayınca ışıklar, müzik ve attan korktu sanırım benim kucağıma geldi. Başım da döndü zaten, atlıkarıncada ayakta durmayacaksın, ya ata binip eğleneceksin, ya da kenardan seyredeksin.

Dönüşte Gigi'ye tavuk aldık yemesi için. O kadar beklettiler ki o arada tavuğu yakalayıp tüylerini yolup pişirsek daha çabuk olurdu sanırım. Dönüşte arabada uyudu oğlan, evde uyandı tabii, bir süre süründü yerlerde, babasıyla sırayla yedik bitirdik ablası izin verdiği sürece. Sonra o uyudu, benim mesai de bitti. Kızı babaya teslim edip uyudum ben de.

Çarşamba, Nisan 15, 2009

Hiç şaşırmıyos...

Pazartesi, Nisan 13, 2009

Sen beni?

 
Posted by Picasa


Az önce evi aradım. Gigi "anneee seni çooook özledim" dedi. "Ben de seni kızım" dedim. "Seni o kadar çok seviyorum ki, çok özlüyorum, aramakla çok iyi ettin" dedi. "Ah canım kızım" dedim. "Seni çok seviyorum anne, sen beni?" deyince dilim tutuldu. "Ben de seni kızım" dedim. "Tamam anne, biz şimdi parka gidiyoruz, hoşçakal, akşam erken gelmeye çalış" deyip telefonu yüzüme kapattı. Bebekliğinden beri bana tapıyor, yeter ki ben yanında olayım, hep evde kalalım farketmez. "enne enne" demeye başladığı ilk günden beri bana acayip düşkün. Babasını da çok seviyor tabii ve deli gibi oyun oynuyorlar birlikte ama ben sanırım bir başkayım kızımın gözünde. Böyle sevilmek o kadar değerli ki, insan ne yapacağını bilemiyor.

"Anne olunca otomatik olarak seversin" e inanmıyorm ben. Bazı insanların çocuk sevme kapasiteleri var, bazılarında yok. Ben mesela başkasının çocuklarını çok seviyorum, kimsesizleri de, tüm çocukları acayip seviyorum. Paa ile konuşuyorduk da, Angelina Jolie bence çok iyi bir anne. O gerçekten çocukları çok sevdiği için çok çocuğu var. Oysa Madonna mesela, bence biraz reklam için evlat ediniyor sanki. Çok param olsaydı ve çalışmasaydım ben de evlat edinirdim, ve çok severdim onları da. 5-6 tane çocuğum olsun isterdim. Kimsesizler yurduna gidip oradaki çocuklara ablalık/teyzelik yapmak isterdim. Bunu yapacak zamanım olsaydı, yapardım. İleride zengin olursam yapacağım mutlaka. Çocuklar dünyadaki en masum, en sevgiye aç ve en çok bizlerin ilgisine muhtaç kişiler bence. Bir çocuğu evlat edinmek dünyadaki en güzel şey olmalı.

Cuma akşamı yıllar sonra ilk kaçamağımızı yaptık Dolphin ile. Güyel'in doğumgünüydü, Nayan, o ve biz Kadıköy'de buluştuk. Balık yedik, içtik, güzel şarkılar eşliğinde sohbet ettik. Bir süre dayandık ama bir baktık ki çocukları anlatmaya başlamışız:) Hadi gidelim çocuklarımıza dedik. Sanki üniversitedeymişiz de, geziyormuşuz gibi hissettim. Sanırım bir sonrakini Ağustos'ta benim doğumgünümde yapacağız. Olsun, şurada ne kaldı ki, 4 aycık.

Cumartesi sabahtan Arife geldi, biz de Gigi ile çarşıya gittik. Ben saçımı kısalttırdım. Arkaları kat kat oldu, önler azıcık uzun kaldı, sanki permalı gibi dalga dalga oldu, çok beğendim. Gigi hanım asla saçını kestirmiyor, Rapunzel diyorum, ölçtüm saçını neredeyse 70 cm olmuşlar. Alışveriş yaptık, eve döndük. Öğleden sonra da hazırlanıp Berfuş'un doğumgününe gittik. Görümcem İTÜ'de Doçent, lojmanda kalıyorlar, güzel bir üniversite İTÜ, inşallah Gigi orada okur. Kampüs Cafe'ye gittik. 20 kişi ve yaklaşık 6-7 çocuk uzun bir masada oturduk. Üniversite öğrencileri ile doluydu, ne şanslılar dedim kendi kendime. Ben okumayı cidden seviyorum. Şimdi bana hadi bir bölüm seç ve okula dön deseler hemen Sinema Televizyon seçer ve okurdum. Üniversite öğrenciliği bambaşka, okuduğun bölüm dışında hayatta yaşanması gereken yıllar bence. Çok şey katıyor insana. King oynamayı, okeye dönmeyi filan öğreniyorsun, sonra boş derslerde sinemaya gitmek, Ortaköy'de takılmak, derse girmeyip Beyoğlu'nda gezmek bana çok şey öğretti, mesela King'de son iki demek avantajlı!!!

Parti güzeldi. Berfuş'un pastası gelince herkes alkışladı, bir ara pasta gelmeden bir bardak kırılmış, sanırım bir parça cam pastanın üstüne düşmüş. O da Dolphin'e denk geldi:) Neredeyse ağzını kesecekti. Aklıma anlattığı bir olay geldi hemen. Yıllar önce Dolphin evlenmeden evde ne zaman bir iğne yere düşse onun ayağına batarmış. G.annem iğne düştü bulamıyorum deyince görümcem "boşver anne, nasılsa Dolphin'in ayağına batar" dermiş, gerçekten yarım saat sonra Dolphin basarmış iğneye:)

Partiden sonra görümcemlere gittik, biraz da orada takıldık. Paa da bizimleydi, beraber eve döndük. Dün sabah da Cigi Bey erken uyandı, kahvaltısından sonra 9 gibi uyudu, biz de Paa ile uzun ve şahane bir kahvaltı yaptık. Bol bol çay içtim, sohbet ettik. Başkaları için çok normal olan uzun Pazar kahvaltısı benim için bir lüks, o nedenle buraya da yazıyorum. Ne var ki? kahvaltı işte demeyin diye:)))

Öğleden sonra sahilde Belediyenin işlettiği bir yere gittik, deniz kenarında harika bir tesisti. Yemek yedik. Cigi mama sandalyesinde herkese yüzünü buruşturup aaaaa yaptı, Gigi de elma dilim patatesleri büyük bir zevkle yedi. Eve dönünce portakallı, damla çikolatalı kek yaptık birlikte, çayın yanında yedik. Paa çok üşümüştü, benden çorap ve hırka aldı. O şekilde resmini çekip buraya koymakla tehdit ettim ama yapamam. Cidden çok komik çünkü, gri elbise, siyah desenli çorap, altında pembe çorap ve kırmızı hırka. Paa'nın tarzı değil kesinlikle, giyimine acayip özen gösterir çünkü. Neyse, resim bende, her an şantaj yapabilirim, mesela güzel bir gümüş kolye veya çanta karşılığı silerim resmi:)

Dolphin akşam havuzbaşındaki cafeye gitti maç izlemeye. Ben de Cigi'yi uyutup Gigi ile Altın Kızlar'ı izledim. 4 şahane oyuncu vardı ama nedense hiç gülemedim esprilere, bir şeyler eksik. Bizde sitcom nedense olmuyor, ben bu tarz dizileri çok seviyorum ama bu güne dek sadece Dadı'ya biraz gülmüştüm. Türkmax'ta 1 kadın, 1 erkek var diğer yandan, acayip komik, bayılıyorum.

Sadece Elvada Rumeli'yi izliyorum artık. Diğer dizileri tamamen bıraktım. Sigarayı bırakmak gibi, bir kaç bölüm özlüyorsun, sonra umurunda olmuyor:) Akşamları TV'yi tamamen kapatmayı düşünüyorum yakında. Zaten havalar güzelleşince balkonda oturmaya başlarız, yıldızların altında:)

Cuma, Nisan 10, 2009

Gigi'den inciler...

Masal kitabını getirip okumamı istedi. Bitince gözlerime bakıp biraz bekledi ve:
-Anne, masal da burda bitmiiiş demen lazım.
-Masal da burda bitmiiiş.
-Gökten 3 elma düşmüş, biri babamın kafasına, biri annemin kafasına, biri de benim kafama. Bir tane de limon düşmüş, o da Cigi'nin kafasına.
-Niye Cigi'ye elma düşmüyor?
-Anneee, elma onun kafasını acıtır. Limon küçük ya, o yüzden.
-Haklısın kızım.

Perşembe, Nisan 09, 2009

Aile Ziyareti...

Yiyos, içiyos, geziyos, be.da.vaaa. reklamı ne güzel değil mi? Ben çok beğendim.

Akşam eve gittiğimde bizimkiler dışarıdaydı, Gigi ağlıyordu. Bir baktım alnının ortasında kan var, meğer scooter'ının üzerindeki zilin kapağı düşmüş, demiri de alnına batmış. Nasıl oldu kızım dedim, anne ben sinek kovalıyordum, kafamı böööle çevirirken çarptım dedi. Acıyor mu dedim, yok anne ben onun için ağlamıyorum dedi. Arkadaşı Lal ile oynayamamış da ona ağlıyormuş. lal'in arkadaşları gelmiş, Gigi'yi de çağırmışlar, o da evde oynamak istememiş, Lal dışarı gelsin istiyormuş. Gezmeye gideceğiz diye eve sokabildim sonunda.

Dün akşam nihayet Tifeffi'lere gittik. Annesi L. teyzeyi çok özlemiştim, Cigi'yi de görmemişti ne zamandır, akşam bir yerlere gitmek zor oluyor ama Dolphin de erken gelince gidebildik. Erken dediğim de yine saat 9'a geliyordu vardığımızda. ,

Sergio bir alem. 2 yaşında bir delikanlı, öyle güzel konuşuyor ki. Gigi'ye seslenişi, hele Cigi'yle konuşması yok mu, öldüm bittim. Bir ara Tifeffi ile odada konuşuyorduk, Sergio nerde dedim. "ben buydayıııım" dedi arkamdan. Oyuncaklarla ile oynadı bizimkiler, Cigi durmadan suratını buruşturup çirkin surat yaptı, biz de nefis bir çikolatalı pasta yedik ve çay içtik. Bol bol da muhabbet ettik. Tifeffi ile daha uzun sohbet etmek istiyordum ama çocuklardan çok fırsatımız da olmadı. Ayrıca buluşmamız lazım bizim.

Bugün Genel Müdür yok. Şehir dışına gitti, ortalık acayip sessiz ve sakin:) Projemle ilgili hala iyi bir gelişme yok, en kısa zamanda gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapacağım.

Çarşamba, Nisan 08, 2009

Obamerica...

Rafet'in bir şarkısı var ya, oooo Amerikaaa diye, onu Obaaamerikaaa diye de söyleyebiliyoruz. "Jean Obama'nın şalvarıdır" diye konuşan kalın sesli adamı duyunca Cigi hemen benim kucağıma tırmanıyor, sesten korkuyor zavallım:)

Ben nedense Obama'nın ne kadar sempatik, dürüst, harika, muhteşem bir adam olduğunun farkına varamadım. Ben sadece İslam ülkesi olmaya doğru gittiğimizin gözümüze tekrar sokulduğu bir planı ustalıkla yürüten birini gördüm. Ezandan önce söyleşiyi bitirelim diyen, ne hikmetse sadece camileri gezen, sürekli ne kadar Müslüman olduğumuzu altını çizen bir adam izledim TV'de. Gazete yazılarını ve özellikle kaleminden YAĞ damlayan yazarları okudukça kendimden şüpheye düştüm, acaba ben mi paranoyak davranıyorum diye? Öyle ya, herkes yanılmış olamaz değil mi? Tüm arabalar üstüme gelirken geliş şeridine mi girmiştim yoksa?


Aynı anda first şeri leydi Michelle'nin Beyaz Saray resmi sitesine first şeri leydimiz Gül Hanım'la çektirdiği resmi koydurması da ne büyük tesadüf değil mi?

Ya hakkaten bunlar bizi salak mı sanıyor? Aziz Nesin'i okumuş olabilirler mi? Gerçi medyaya bakınca hak vermiyor da değilim. Adamı öyle bir göklere çıkardılar ki sanki uzaydan gelmiş kurtarıcı, ülkemizi çok sevmiş de, herkesin ayağına gitmiş de, göz teması kurmuş da falan filan. Hani neredeyse sizi de ben yöneteyim dese tamam deyip Cumhurbaşkanı yapacağız. Bizim ülkemizi Arap dünyasına örnek olması için sözümona demokrasi ile yönetilen İslam Ülkesi haline getirmek istiyor işte. Buradan Ortadoğu'yu kontrol edecek, AB üyeliğimiz filan umrunda değil. Ermeni Soykırımını da kabul edecek, Kürt Devleti de kurduracak, bütün bunları gerçekleştirmek için cahil halkın din duygularına hitab ederek kendini esaslı bir şekilde kabul ettirecek.

Başımızdakiler zaten dünden razı. Cepleri dolsun, istedikleri zaman Amerika'ya gidip tedavi olsunlar, orada okutsunlar çocuklarını, padişahın ayağını öptükleri gibi Obama'ya kul olsunlar, razılar yahu!

Vah zavallı ülke, vah zavallı çocuklarım, geleceğiniz üzerine oynanan oyunları görüp de durduramamak ne acı! Şu dünyaya kafa tutan bir Mustafa Kemal daha yok ki bizi kurtarsın bunlardan. Bizlerin bağımsızlığı uğruna yapılan savaşlar, devrimler ve Cumhuriyeti düşündükçe diyorum ki gelecek tehlikenin farkındayım, ama ne yapmalıyım?

Pazartesi, Nisan 06, 2009

Zeytinli Cigi isteyen var mı?

 
Posted by Picasa


Benden gelip zeytini alıyor, sonra kimbilir hangi köşede füffpsssst diye tükürüyormuş meğer. Ben de zeytin yiyor diye seviniyorum. Bir baktım tişörtü, suratı, kolları simsiyah. Bir de bana gülüyor utanmadan! Tabii bastım sopayı, yer misin yemez misin, adamakıllı dövdüm. iyi yapmış mıyım:))

Cumartesi Kayriş'in doğum günü vardı, erken gittik biz. Gigi Berfuş'un hayaliyle yanıp tutuşuyordu ama Berfuş geç gelecekmiş. Diğer arkadaşlarıyla oynadı, kuzenlerinden S. ile çok oynadılar, S. nin erkek kardeşini odaya almadılar bir ara. O da gelip kızşlar beni odaya almıyooo diye annesine şikayet ediyordu! Cigi de Kayriş'e alınan salıncakta keyif yaptı, uzun süre uyudu. Ben de o uyurken yemek yedim, gazete okudum, sohbet ettim gelenlerle. Nayan abartmış çeşitleri, belki 10 çeşit şey vardı, pasta hariç! Halbuki Nayan beni örnek alsaydı hiçbir şey hazırlamadan süper bir menü çıkarabilirdi. Gigi'nin doğumgününde böreği dışarıdan alıp tüm yiyecekleri kayınvaldem ve anneme yaptırarak, kısırın yeşilliğini BİLE! Nayan'a hazırlatıp herkesten menü hakkında övgüler almış biriyim ne de olsa!!! Yakında oğlumun doğumgünü var, bakalım aynı taktik işe yarayacak mı? Bu kez çeşitleri bu kadar çok tutmayacağım ama. Cidden, çok fazla yiyeceğe gerek yok, insanlar zaten birkaç parça şey alıyor, hem hazırlamak zor (hoş benim için değil) hem de bütçeye yaramıyor. Bu kez daha az şey olacak menüde: Börek, kısır (bu kez valla ben yapacağım), kek, haşhaşlı çörek(Arife'nin spesiyalitesi) ve doğumgünü pastası. Bol bol içecek çeşitleri, daha az yemek, daha çok sohbet. Yeni konsept budur.

Pazar günü Dolphin heyecanla Formula seyretmeye başladı, en heyecanlı yerinde Güyeller arayıp hadi dışarı çıkalım dediler! Viaport'a gittik. Gittik ama pişman olduk. Acayip kalabalıktı. Kahve Dünyasında oturup kahve içtik. Durmadan kahveli drajelerden getirdiler, bir de D.babam oradaki bir yönetici ile lazca muhabbet etmeye başladı, hemen masaya ekstra çukulatalar geldi. İçim dışım kahve koktu:) Giderken de bir sürü paket Türk Kahvesi ve yiyemediğimiz drajeleri bir poşete koyup verdiler sağolsunlar:) Sunumları beğendim, kahvesi de güzeldi.

Çıkınca yürüyerek arabalara doğru gidelim dedik, bir ara Gigi'yi göremedim. Aşağıdan yürüyüp sonra geri dönerken sapmıştık, o da tekrar aşağıya doğru gideceğiz sanıp koşturmuş meğer. Bir saniye içinde aklımdan bin tane düşünce geçti, uzaktan gördüğüm anda o da bizi arıyordu gözleriyle. Kızım diye bağırdım, koşarak gelirken Dolphin de bir şeyler söyleyecek oldu, sakın söyleme, çok korkmuş dedim. "Anne sizi göremedim" dedi ama belli ki o da panik olmak üzereymiş. Hayattaki en büyük kabusum budur, çocuğu kaybetmek bir kalabalıkta. Benim kucağımda Cigi vardı, babası da puseti tutuyordu, elinden tutmamışız. Sonra hep ya elini tuttum, ya önümden yürüttüm.

Polonezköy yolu üzerinde çok güzel bir piknik alanı var,oraya gittik. Hava güneşliydi ama rüzgar vardı. Yine de çok güzeldi. Mangal yaptık, çocuklar parkta oynadı. Bir ara Cigi çimlerde çiçekleri haykırıp kahkahalar atarak elledi, babası telefonuna kaydetti, alabilirsem buraya koyacağım.

Başka bir zaman daha erken gidip daha uzun kalmaya karar vererek ayrıldık oradan ve bize geldik, çay içtik. Kayriş küçük ağa gibi, "hblablabalab" diye konuşuyor, Gigi'ye aşık, durmadan gelip sarılıyor. Şimdilik Cigi ile pek oynamıyorlar, aynı yaştali küçük bebekler zaten hep büyüklerle oynamak istiyor. Kayriş de Gigi ablasına hayran, gerçi geçen gün göbeğine yatmış, Gigi de izin vermiş, Kayriş bir ısırık almış kızımın göbeeenden:) Sarı kafalı küçük ağa! Ona doğumgünü hediyesi olarak civciv sarısı bir mont/yağmurluk almıştım, dün giydirmişler, öyle yakışmış ki!

Bu hafta iyi başladı, hadi bakalım, hafta sonuna dek işler iyi gitsin, önemli açıklamamı yapacağım Cuma günü!

Cuma, Nisan 03, 2009

JARNANA

2 gündür başlıktaki şarkıyı dinliyorum, öyle güzel ki. http://fizy.com süper bir site, aklına o anda hangi şarkı gelirse yaz, dinle.

Dün Gigi'nin ilk National Geographic Kids dergisi ile eve gittim. Nisan sayısından itibaren abone oldu Gigi. Yunuslu bir de kartı var, öyle sevindi ki. Paa da bizdeydi, dergiyi birlikte karıştırdılar. Fillerle ilgili acayip ilginç bilgiler vardı, ben de bir ara okuyacağım. Dergileri biriktirip ciltletmeyi düşünüyorum, Cigi büyüdüğünde ona hazır olsun diye.

Dergide Dora'nın olduğu 2 resim vardı, aradaki 5 farkı bulun diyor. Araya araya 4 fark bulduk, 5. fark yok. En sonunda vaz geçip Dolphin gelsin de kafa patlatsın biraz deyip bıraktık. Dolphin geldiğinde Gigi hemen dergiyi gösterdi ve o sayfayı açıp "baba biraz kafa kabart" dedi. Öyle güldük ki.

Bir ara da Gigi anneee çişim var deyip tuvalete koştu. Ben de o sırada banyonun önünden geçiyordum, içeriden şöyle bir ses geldi "üyyyf, ucuz atlattımmmm!" Meğer neredeyse altına kaçıracakmış:) Çok cimcime bir kızım var, anlatmaya doyamıyorum maceralarını. Şu anda bunları yazarken bile özledim.

Peki oğlun? diye soruyorsunuzdur. Aslında sormuyorsunuz ama bana ne, ben yine de yazacağım. Dün babası doktora götürdü. İlk kulak iltihabı ve antibiyotik tedavisi başladı. Arabada giderken illa babasının kucağına gitmek istemiş. Gigi arada dururken saçını çekiyormuş çekilsin diye. Asla araç koltuğunda oturmuyor, oysa Gigi bu konuda çok uysaldı. İşyerinde bir arkadaşımın Gigi ile yaşıt oğlu var, küçükken arabada başımın üstüne çıkıyor deyince şaşırmıştım, neden koltuğunda oturmuyor acaba diye. Aynı şey başıma geldi işte, gerçekten kız erkek farkediyor. Bizim serseri çok mülayim görünüyor, çok şirin ama ince ince istediği şeyleri öyle bir yapıyor ki. Sesi çıkmadığı anda bir bakıyorum su pompasının yanında, var gücüyle basıyor. Geçen gün de mutfakta bir dolabı onun için boşaltmıştım, plastik kaplar duruyor, açıp onları yere boşaltıyor. Arife 2 dakika odaya gitmiş, geri geldiğinde bir bakmış Cigi dolaba girmiş oturuyor.

Bahar bu kez cidden geldi galiba. Gerçi ben ne zaman bunu desem yağmur yağıyor:) Hafta sonu güneşli olursa dışarılarda oluruz biz de.

Çarşamba, Nisan 01, 2009

Nisan bir...

Bu sabah işe gelince Genel Müdürün beklediği bir fiyatı olduğundan çok fazla söyledim, yüreğine iniyordu. "Bugünden geçerliymiş ... Bey, bugün ayın kaçıydı ki?" dedim, "1 Nisan, yoksa şaka mı?" dedi. Evet deyip gülmeye başlayınca beni odasından kovdu!!! Şaka şaka, güldük beraber.

Ben 1 ay önce Dolphin adına Acun'un Survivor'u için başvuru yapmıştım. Çok komik şeyler yazmıştım, 2 hafta önce de arayıp görüşmeye çağırdılar. Az önce de kocam olacak o adam aradı. "Benden 1.5 ay ayrı kalmaya dayanabilecek misin?" diye sordu. Neee?? dedim. "Pasaportunu hazırla, görüşmeye gel dediler" dedi. Hem sevindim, hem içimden şimdi boku yedin işte, ne vardı başvuru yapacak diye geçirdim. Meğer Nisan bir şakası yapmış eşşek! Ay bi tuhaf oldum ayol!

Pazar günü oy verme işlemini Gigi'ye anlattım. Babasını uyandırmak için gidip "babaaa, uyan Ooo vermeye gideceğiz" demiş. Bir ara da bana "anne biz ne verecektik?" diye sordu. Okula gittik, neyse ki bizim sandıkta sıra yoktu. Gigi de geldi, babasının yanında mührün birini o basmış. Ben de zarfa yerleştirmesine yardım ettirdim, sandığa da o attı zarfları. Çıkışta Güyellere gittik, açıkhavada çay içmek isteyince canımız Polonezköy yolu üzerinde daha önce piknik yaptığımız bir yer vardı, oraya gittik. Kayriş kedinin biriyle oynamak istedi, kuyruğunu çekiyor, babası bırakmayınca kızıyor, gel gel deyip kedinin peşine düştü:) Çok komikti yaaa. Cigi de kucağımda etrafı seyretti, ağaçlara dokundu, bol bol kahkaha attı. Gigi de çok eğlendi. Havalar iyice ısındığında ma sülale pikniğe gideceğiz aynı yere.

Dün akşam eve gittiğimde bahçede çocukları gördüm Arifeyle. Cigi beni görünce hemen arabasından kalkmak için göbeğini oynatmaya başladı, kucağıma alınca başını omzuma koyup hasret giderdi benimle. Gigi bisikletiyle dolaştı. Bundan sonra hergün dışarıdalar artık, bol bol parkta oynayacaklar, ne güzel.

Cumartesi günü Kayriş'in doğumgünü partisine gideceğiz. Haftaya Cumartesi de Berfuş için akrabalar toplanacakmış, bu sene doğumgünü partisi yapmıyor annesi. Ben de Cigi için ay sonunda bir kutlama yapmak istiyorum, hava güzel olursa havuz başındaki Cafe'de yapabiliriz.

Saçlarımı biraz kısalttırıp daha kızıl yapmak istiyorum. Bu haftaki planım bu.