Cuma, Mart 27, 2009

Ekonomik Kriz en çok kimi etkiler?

Devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak, 500 TL maaşla, bir bekçi işe almaya karar verir.

Bir süre sonra düşünülür ;
‘’Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak’’
Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere, 750’şer TL maaşla, iki kişi işe alınır.

Bir süre sonra
‘’İşleri yapıp yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz’’ diye düşünülerek, 1.000’er TL maaşla, iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar .

Bir süre sonra
‘’ Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek ‘’ diye tartışılır ve 1.500’er TL maaşla, bir malimüsavir, bir katip, bir de istatikçi işe alınır.

Bir süre sonra ;
‘’Peki bunlardan kim sorumlu olacak.’’ Diye düşünülür ve 5.000 TL maaşlı bir müdür ve 3.000’er TL maaşla iki de müdür yardımcısı işe alınır.

Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için bekçi işten çıkartılır...

Mart kapıdan baktırdı, helal olsun:)



Ne biçim ay bu ya? Mahvolduk ailecek. Hastalıktan kurtulamıyoruz. Önce çocuklar hastalandı, ikisi de fırk fırk, deftere yazmaya başladım hangi saat kime ilaç vereceğim diye. Derken Salı günü ben hastalandım. Eve bir gittim ki titremekten konuşamıyorum. Arife'ye gitme deyip kalın çoraplarımı giydim ve yorganla battaniyenin altına kıvrıldım. Gigi de geldi yanıma yattı, anne ben seni ısıtırım dedi. Geceyarısına doğru uyandım, Arife'yi Dolphin eve bıraktı. Cigi'yi ben uyuturum sen yat dedi, ben yine yattım, sabah ancak kendime gelmiştim.

BIKTIM BE!!! Güneş açsın, yağmur yağmasın (oysa çok severim yağmuru) artık. Çocuklarım evde hapis kalıyor, ben üşümekten iş yapamıyorum (Kutup ayısı mıyım neyim üşüyorum ....). hafta sonları evde tıkılı kalıyoruz (yalan!).

derken geçen hafta sonu aklıma geldi. Bak anlatayım anacığım. Cumartesi günü kayınvaldeler bizdeydi, Güyeller de geldi. Kayriş çok tatlı, Gigi'ye bayılıyor. Bir ara kucağında 10 dakika kıpırdamadan oturdu. Gelip gelip sarılıyor serseri. Arada zevkten bir bağırıyor, Cigi'nin ödü kopuyor tabii:) Ama genel olarak iyi anlaşacaklar sanki. Neyse Cigi uyudu, biz de diğer çocukları alıp Viaport'a gittik. Gigi ve Kayriş arabada uyuyunca Güyel ben beklerim dedi, biz de Nayanla birlikte hızlı bir tur attık. Çok farklı fiyatlar görmedim açıkçası, sadece Adidas'ta güzel indirim vardı.

Akşam biz Yasilere gidecektik, Güyeller de Kayriş'i bırakıp bir arkadaşlarının doğumgününe gittiler. Gece geldiğimizde bir de baktık ki bunlar bizde kalmış:) Kayriş uyuyunca hadi kalalım demişler, yataklarını da ayarlamışla bir güzel, biz evsahipleri olarak en geç geldik tabii, hemen uyuduk.

Pazar sabahı güzel bir kahvaltının ardından dolaşmaya çıktık, yağmura rağmen çok keyifliydi. Nayan illa orman, yeşillik görelim deyince Hidiv Kasrı'na gittik. Bahçesi muhteşemdi, çiçek bahçesi olmuş sanki. Birer çay içip tatlı yedik ve eve geldik.

Hafta başından bu yana yazmak istedim ama ilham perim yurtdışına gitmişti, ancak bugün geldi işte. Bu akşam da annem geliyor, Gigi'nin deyimiyle: oleyy! Hamsi yiyeceğim bol salatayla. Yarın da anneciğimle evdeyiz. Pazar günü seçim var malum, oy vermeye gideceğiz eski semtimize. Çocukları da götüreceğim, Gigi için değişik bir gün olacağına eminim.

Çarşamba, Mart 18, 2009

18 Mart 1991...

'den Bir yıl önce...Üniversitedeyim. Öğrencilerin kurduğu Tiyatro Klübü bir oyun sergiliyor. Paa da o günlerde okula beni ziyaret gelmiş. Beraber izledik oyunu, başroldeki dede rolünü oynayan kişiye hayran olmuştum. Sonra kantinde ortak arkadaşlar sayesinde tanıştık, arkadaş olduk. Gel zaman git zaman bakışları değişti sanki. Bana daha bir güzel bakmaya başladı. O zamanlar reklamlarda cırrrt Ayşe Teyze çok popülerdi. Ben kantindeyken ne zaman yanından geçsem kazağımın bir ucundan tutup Ayşe Teyze derdi, ben de kızardım yalancıktan. Meğer ben de bir başka bakıyormuşum, sonradan söyledi.

18 Mart 1991 Çarşamba günü ortak arkadaşımıza benimle çıkmak istediğini söylemiş. O da bana söyleyince çıksam mı ki? dedim. "Çık tabi kızım, deli misin?" dedi arkadaşım. Öyle çok aşık filan değildim yani. Bence o da değildi. Neyse, yağmurlu bir günde (gerçekten öyleydi) okul çıkışı şemsiyenin altında otobüs durağına kadar yürüdük. Çıkmaya başlamamız böyle oldu. Ama ben ısrarla özel bir yerde çiçeklerle teklif etmesini istedim. Çok klişe filan dedi ama dinlemedim. O da beni bir gün Yıldız Parkına götürdü, bir bankta çok güzel bir konuşma yaptı, çiçeklerimi verdi. Ne diyorsun? dedi. Ben de "Dolphinciğim, ne gerek vardı böyle formalitelere?" dedim!!! O gün bugündür bana aşık işte zavallı, peşimden ayrılmıyor:)))

Bugün tam 18 yıl bitti. 1997'de evlendik. Harika günlerimiz, iğrenç günlerimiz, aşık günlerimiz, kavgalı günlerimiz oldu. Bir gün bile pişman olmadım, bir gün bile (kızınca aksini söylesem de) kalbimden çıkmadı sevgisi. O benim sevgilim, arkadaşım, eşim, çocuklarımın babası, hayattaki tek gerçek dostum oldu. Beni benden çok düşündü, üzülmemi istemedi, kötülere karşı korudu. Ne zaman darda kalsam koşa koşa geldi, ne kadar eziyet ettiysem gık demedi. Hala bana bakarken gözlerinde görüyorum sevgisini, bir ömür boyu da görmeye devam edeceğimi biliyorum.

Seni çok seviyorum aşkım, çıkma yıldönümümüz kutlu olsun.

Salı, Mart 17, 2009

Sen koyunsun,büyük düşünmene gerek yok...

Nasılsa onlar senin adına düşünüyor. Bir tarafta ApaK parti diğer tarafta CeHePıst karşılıklı kolbastı oynuyorlar. Avşar'ın bir sözü vardı ya, birinci belli, ikinci kim? diye, işte şu anda bu komediyi izliyoruz hep beraber.

Ne denirse densin, AK Parti kazanacak, e zaten Baykal da kazanmasını istiyor, ikinciliğe çoktan razı, o zaman da benim aklıma şu soru geliyor. Be adamlar, madem baştan sonu belli bir film olacak, neden bu filme dünyanın parasını harcıyorsunuz?

Kriz diyoruz, işsizlik diyoruz, ekmek alacak paramız yok diyoruz, siz bütün sokakları iğrenç bayraklarla dolduruyorsunuz, afişlere, seçim gezilerine (RTE'nin seçim harcamalarını kim ödüyor? Maaşından mı kesilecek?) milyonlarca para akıtıyorsunuz, siz deli misiniz? Hiç çalışma yapmasanız da sonuç aynı olacak zaten.

Her geçen gün daha umutsuz, daha kızgın, daha çaresiz hissediyorum kendimi. Teknolojisi geride olan hızlı tren projesine harcanan trilyonlar, Metrobüs alıyoruz diye Hollanda'ya ödenen milyonlarca Euro, Tübitak gibi bir Bilim Merkezini siyasete alet edenler, kendi cebini doldurmaya çalışanlar, seçimi sadece kendine rant sağlamak için kazanmaya çalışanları gördükçe üzülüyorum. Bir tek Yılmaz Büyükerşen'i takdir ediyorum. Adam gerçekten muhteşem bir şehir yaratmış, lütfen Eskişehir'in tanıtımını bulup seyredin. Ben böyle bir şehir görmedim. Demek ki yapılabiliyor, sadece Avrupa'da olmuyor planlamacılık, modern binalar, yeşil alanlar ve düzenli, temiz sokaklar.

İstanbul'un dünyanın 1 (BİR) numaralı şehri olması için gereken şey dürüst, çalışkan,zeki ve başarılı bir işadamıdır bence. Burayı bir şirket gibi yönetmesi gerekir. Büyükşehir Belediye Başkanı değil, CEO seçmeliyiz yani. Ben Kılıçdaroğlu'na da güveniyorum. Keşke seçilebilse, başlangıcı yapardı diyorum.

Çocuklarım için hayal ettiğim gelecek ne yazık ki bu şehirde değil. "Bu ülkede değil" demek de istemiyorum ileride, ama hiç ümidim yok.

Pazartesi, Mart 16, 2009

Düm tek tek...

Nedense dilime dolandı bu şarkı. Acaba çocuklar (evet, oğlan bile!) sürekli dinleyip kafamı şişirdikleri için olabilir mi? Oğlan başka şarkılara bu kadar hoplamıyor ya. Gigi zaten olayı çözdü, Hadise Cigi'nin aşkıymış:))

Hafta sonumuz evde geçti ama hareketliydi. Cumartesi akşamı Shemetall, kocası kocakafa (burayı okumuyor, yani umarım:)) ve tatlı kızları İyem geldiler. Ben tabii bütün gün ne güzel yemekler yapacağım diye hayal etmiştim. Güya Paa gelecekti, oğlanla ilgilenirken ben yemek yapacaktım. Paa gelmedi, Dolphin de erken gelirim, et alırım, ben pişiririm dedi. Bi umut da buna bağladım mı. Sonra ne oldu? Dolphin herkesten sonra alışveriş torbalarıyla geldi, pizza söyledik! Neyse ki çok eski arkadaşız, ta üniversiteden beri, 20 yıllığız neredeyse(vay beee) o yüzden sorun değil ama ben gerçekten kendim hazırlamak isterdim. Shemetalciğim, artık bir daha ki sefere.

Ama çok güzeldi. Ne özlemişim. Gigi zaten İyem'le odasına kapandı, acayip oynadılar. Cigi de bir süre sonra uyudu. Uzun zamandır rahatça oturup sohbet etmemiştim, bana çok iyi geldi. Borsacı (namı diğer kocakafa) Dolphin'le facebook muhabbetine başladı. Aman allah, üniversitede çıktıkları kızlar, resimleri, abi şunu da ekleyelim muhabbetleri çok komikti ama bunu erkeklere söylemedik tabii!

Dün Tifeffi ve Sergio geldiler. Ya bu Sergio da tam bir küçük adam canım. Öyle güzel konuşuyor ki, sürekli bir şeyler söyletmek istiyor insan. Tifeffi Cigi'ye bir sürü kıyafet getirmiş, Zara Kids, Nike, Adidas takımlar derken oğlanın gardrobu bizden trendy oldu valla! Tam Tifeffi çıkarken abimler geldi. Ozzy Gigi ile oynadı bir süre, fazla kalmadılar ama. Ben Cigi'yi uyutunca bulgur pilavı pişirdim, Gigi ile yedik. Dolphin de meşhur wok tavasında (bunu her söyleyişte Gigi anne bok dedin diyor) et pişirdi. Bize kısmet oldu yani, bi güzel yedik. Yalnız caaanım kocam salatayı 10 kişilik yaptığı için onu bitiremedik, pembiş tuppercığıma koydum kaldırdım şekerim.

Bir ara Dolphinle tartıştık bir konuda, Gigi de babasına gidip annem haklı dedi. Tam afferim kızıma diyordum ki bir süre sonra bana gelip anne babam haklı demez mi? Politikacı mı olacak ne?

Ben Cigi'yi odada ayağımda sallarken Gigi bebeği Ahmet ve yastığıyla geldi, yanıma oturdu. Bebeğini sallamaya başlarken bana dönüp "Benimki erkek, seninki?" diye sordu. İçimden kocaman bir kahkaha atıp ciddi ciddi "benimki de erkek" dedim. "benimkinin adı Ahmet, seninkinin?" geldi sonra. "Benimki de Cigi" dedim. "Benimki 1 yıl sonra ölecek" dedi. "Neden" dedim, "İşte öyle, o zamana kadar yaşayacak" dedi. Tam ben ne diyeceğimi düşünürken (fena çuvallamıştım) "anne ben ölmek istemiyorum" diye ağlamaya başladı. Kızım sen ölmeyeceksin dedim. "Nereden biliyorsun" dedi. "Biliyorum, çünkü ben büyüğüm" dedim. Ama ikna edemedim sanırım. "Ben hep sizi görmek istiyorum, ölmek istemiyorum" diye biraz ağladı, Dolphin de gelip noluyor dedi ama Cigi de uyuduğu için konuşamadım. İçim cız etti. Konuyu değiştirdim, biraz güldürdüm ve sonra unuttu sanırım. Ben unutamıyorum.

Tam akşam Cigi azmış ve tüm dolapları açmaya çalışarak beni deli ediyorken Güyeller geldi. Kayriş de çok tatlıydı, epeyce oynadılar. Kayriş yemek yerken Cigi de istedi, ona da yedirdim. 26 gün araları var ve ikiz gibiler, 2 afacan oğlan, çok seviyorum bu oğlanları ben. Gigi de 4 yaşında abla olarak ikisiyle ilgilendi, kovalara plastik çekiçle vurarak müzik yaptı, kulaklarımızın pasını aldı!

Canımız tatlı istedi, Mado'yu arayıp eltişle bana kazandibi,Dolphin'e fıstıklı dolama, Güyel'e fırın sütlaç ve hepimize dondurma söyledik. Kornet de veriyor Mado, Gigi dondurma yedi, biz tatlılara gömüldük. Ama sütlü tatlı canım, kilo yapmaz:)

Bir ara görümcem Ö. abla aradı, çocuklara kıyafet almış. Her hafta sonu birşeyler alıyor, Süper Loto'nun onlara çıktığından şüpheleniyorum. C&A mağazasının müdavimi oldu, indirimden süper şeyler buluyor. Dolphin'e de Tiffany'den 9.90 TL'ye harika kanvas pantolonlar almıştı geçen hafta. Ben zayıflayana dek birşey almamaya kararlıyım, zayıflayınca eski kıyafetlerimi de giyebilirim hem. Tabii bu cümleler yukarıdaki tatlı itirafını okuyunca çok tuhaf gelecek size ama cidden zayıflıycim. Şimdiki hedefim açlık ve tokluk şekerimi ölçtürüp buna göre önerilen vitamini almak. Tifeffi yaptırmış, bana da tavsiye etti. Eğer onun gibi bir tatlı canavarına tatlıyı aratmıyorsa bende de işe yarar mutlaka. Her şeye dayanıyorum ama tatlıya asla. Önümüzdeki 4 ayda 10 kilo verebilirsem Ağustos'ta doğumgünümü 1 haftalık şenliklerle kutlayacağım.

Bugün annem evde. Arife memleketine gitti hafta sonu için, annem de bir gün idare ederim dedi, yarın sabah gelecek. Annem sabah geldi, ödü kopuyordu:) Ben hiç iş yapmam, bu çocuğa ne yedireceğim diye sayıkladı. Anne korkma, hiç bir şey yapma, sadece oğlanla ilgilen dedim. Gigi'den yardım isteyecekti, az önce aradım, araları çok iyiymiş. Akşam maceralarını dinlerim artık.

Perşembe, Mart 12, 2009

Gigi'den inciler...

Sabah ben salonda Arife ile konuşup Cigi'yi severken odadan seslendi:
-Anneeee!
-Efendim kızım?
-Gelir misin?
-Tamam geliyorum kızım
-Peçete de getir.
-?? Tamam

Gittim, yatakta yatıyor, babasına sokulmuş:
-Anneee, bacağımın altında ıstakoz var, bacağımı ısırdı.
-Kızım sakın bacağın uyuşup karıncalanmış olmasın?
-Hayır anne, ıstakoz ısırdııı.
-Tamam canım benim, şimdi kovalarım o ıstakozu.
Bacağını güzelce ovdum, gitti ıstakoz.

Salı, Mart 10, 2009

En çatlak kim?

Tiffany firmasının bir yarışması var, çatlak tshirt tasarlayıp gönderiyorsun, kazanan ödülü alıyor. Benim çok çatlak bir fikrim var, eğer yardımını istediğim kişi kabul ederse tasarımı hazırlayıp göndereceğiz, sonra buraya da yazacağım. Sizlerin de fikirleriniz varsa bana yazın, ya da yarışmaya katılın.

yarışma bilgileri burada

Pazartesi, Mart 09, 2009

Nur topu gibi bir bel fıtığınız olmuş...

dedi doktor bana:)

Cumartesi günü Gigi'yi de alarak eve yakın bir özel hastaneye gitmiştim. Ortopedist'e muayene oldum, kas sıkışması var dedi ve ilaç verdi. Gigi'yi de hazır gitmişken çocuk doktoruna gösterip karnındaki kaşıntıları sordum, yeni alınmış ve yıkanmamış bluz giydiği için (düşüncesiz enne) olmuştur dedi doktor hanım.

Mutlu mesut eve geldik, A.abladaki akrabalar gününe gittik. Bu kez annemleri getirdiği için babam da "güne" dahil oldu. Cigi çok tatlıydı, herkes bayıldı. Gigi de kuzenleriyle oynadı, ben de rahatça sohbete katıldım. Eve gelmek en keyiflisiydi çünkü 2 blok yandan geldik:) Keşke tüm akrabalar aynı sitede otursak. Süper Loto bana çıkınca herkese birer ev alayım bari, mahalle gibi yaşarız ne güzel.

O akşam da Ö.ablalar ve güyeller geldi. Çok eğlendik, konuştuk, güldük. Dün sabah bir uyandım ki aman Allah, ağrıdan duramıyorum. Oturamıyorum, kalkamıyorum, eğilemiyorum. Tüm gün canım yandı. Cigi'yi mecburen kucağıma alıyorum, ayağımda sallıyorum fakat kıvranıyorum. Dolphin yardım ediyor ama benim yapmam gerekenler de var. Derken akşam oldu ve zor bela uyudum. Tabii gece Cigi ile uğraşmaktan yine zorladım biraz belimi.

Bu sabah ağlayarak uyandım, giyindim, servise kadar (o da sitenin dışı) Dolphin arabayla bıraktı. İşe geldiğimde hemen hastaneye gittim. Beyin Cerrahisinde bir doktor beni dinledi, bir iki hareket yaptırdı ve fıtık var dedi. Bel filmi çektirdim, MR çektirdim (klostrofobisi olanlar için korkunç bir şey, ben 3-4 dk diye dayandım ama kalbim güm güm attı korkudan). Yarın MR sonucunu alacağım bakalım. Doktor filme bakıp başlangıç aşaması, adale sıkışması olabilir dedi. Ne olursa olsun, bir an önce geçsin. Bu acıya dayanamıyorum. Sağlık en önemli şeymiş, bir kez daha anladım.

Ben artık hasta ve yaşlı bir kadınım ühü.

Cuma, Mart 06, 2009

Baharda kuşlar gibi geldim kondum dalına...



Bahar "ceee" dedi galiba. Bugün hava çok güzeldi. Bahçedeki erik ağaçları tomurcuklanmış bile. Nedense bahar insanda salaklık hissi uyandırıyor:) Ben bööle kendimi bi mutlu, hafif (mecazi) ve her an güzel bir sürpriz olacakmış gibi hissediyorum. Size de oluyor mu? Korkunç bel ağrıları çekmeme rağmen kendimi iyi hissediyorum. Sanırım Cigi'yi kucağıma alıp ters bir hareket yaptım, 2-3 gündür yürürken ve eğilirken canım yanıyor. Oturduğumda ağrı yoksa uzun süre kalkmak gelmiyor içimden. Evde çocukları mecburen kucağa aldığım için de geçmiyor tabii. Dün akşam merhem sürdüm ve sıcak havlu sarıp yattım, sabah daha iyiydim. Bir kaç gün bekleyip geçmezse hastaneye gideceğim artık. MR filan ister diye gidemiyorum, ayrıca izin problemi de var tabii. Bir sürü mırın kırın dinliyorum, doktor ziyaretlerinin hafta sonlarına denk getirilmesi gerekiyormuş, hastalığa bunu nasıl anlatacağız peki? Bak belim, canım benim, ciğerim, sakın hafta arası hastalanma, az dayan, şurda Cumartesi'ye ne kaldı? filan diyerek idare ediyorum işte. Olmazsa acile filan gideyim hafta sonu.


Annem de hasta işin kötüsü. Gel bana yardım et diyemiyorum kadına. O da sırt ağrılarıyla uğraşıyor. Yarın A.ablada akrabalar günü var, oraya gelecek, belki göndermem, gece kalır bizde. Babam da kalsa süper olur aslında, Pazar günü birlikte zaman geçirirdik.

Dün Paa teyzesi geldi Gigi'nin. Aman bi sevindi bizimki bi sevindi. Akşama kadar canını çıkarmış Paa'nın. Bir ara Cigi de ona doğru gidiyormuş kucağına alsın diye, Gigi hemen atlamış, bırak onu Paa teyze, o Arifecidir demiş! Ben eve gittiğimde uyuyordu küçük hanım, uyandı ve yine Paa teyzesiyle oynadı bir süre. Ben de bel ağrımla birlikte yemek yaptım. Makarna, et sote ve salata hazırladım, Gigi istiyor diye puding yaptım, Dolphin gelmeden oturup yedik. Cigi makarnaya bayılıyor, bir şey çiğnerken oynuyor yerinde, ağzı da kapalı kibar kibar bir yemesi var, görmeniz lazım:)


Paa Nil'in albümünü getirmiş, Cigi uyuduktan sonra hoplaya zıplaya oynadılar salonda. Beni de çağırdılar ama bu ağrıyla zıplarsam ya havada kalırım dedim, ya da boylu boyunca yerde. Gigi yatmak bilmedi, hadi şimdi gidip Paa teyzenin yatağında konuşalım dedi. Sütünü de orada içti, biz de biraz sohbet edip puding yedik. Ben geceyarısına doğru yatıyorum dedim, Gigi de yatağa gelip yanıma kıvrıldı. Saat 2 gibi Cigi ağladı, uyandığımda salonda Dolphin ve Gigi çizgi film izliyorlardı:) Hangi arada beni uyuttu da babası ile TV izlemeye başladı anlamadım valla. Cigi Bey de sanırım diş ağrısından uyuyamadı, 2 saat mızıklandı, 4 gibi uyudu yavrum. Paa da bekledi benimle, sabah beni işe giderken görünce nasıl bu kadar enerjik olabiliyorsun dedi. Valla ben de bilmiyorum, içime süperwoman geni kaçmış sanırım. İstemesem de beni zorluyor ve 24 saat yetmiyor neredeyse. Bir gün bir yerde düşmesem çok iyi.

Hele de şu günlerde acayip dinlenmeye ihtiyacım var, vücudum bir süredir alarm veriyordu artık çığlık çığlığa bağırıyor. Bakalım nerede duracak? Birkaç gün rapor mu alsam diyorum ama işler de öyle yoğun ki, bırakamıyorum. Hele de bir sürü işsiz varken benim işten şikayet etmem doğru değil gibi geliyor bana. Neyse, biz Karadenizli gadunlar dayanıklıyızdır, biraz vitamin takviyesi, birkaç ağrı kesici ile toparlanırım ben. Paa'ya haftada bir gün bize gelip kalma şartı koydum. Gigi'nin gazını(!) alsın diye. Ben de mutlu oluyorum, yapacaklarımı rahatça hallediyorum.

Şu aşağıdaki resimdeki yol da hep yürümek istediğim bir yoldur.


*Resimler http://www.buyutec.net sitesinden.

Napalım, bizim Asortik gibi şahane bir bahçemiz, yaşadığımız harika bir doğamız yok. İnternetten bulduklarımızla idare ediyoruz işte::)))

Çarşamba, Mart 04, 2009

Gigi'den inciler...

Dün akşam yanıma oturup göbeğimi elledi:
-Anne, senin karnında bebek mi var?
-(ühü)Yok kızım, o benim göbeğim, biraz kiloluyum ya.
-O zaman sen rejime GİT anne.
-Rejime mi gideyim? Nerde ki?
-Arkadaki parkta anne, biz Arife'yle gidiyoruz. Bir sürü aletler var, rejim yapıyosun.
-Tamam kızım...
imza: şişmanlığı kızı tarafından tescillenmiş anne.

Salı, Mart 03, 2009

Koştur koştur nereye kadar? Bi dur allasen...


Yoruldum. İş,ev,çocuklar,iş,ev,çocuklar,iş,ev... Bir yerde ara vermek zorundayım ama nasıl? Depresyona bile giremiyorum koşturmaktan. Şöyle ayaklarımı uzatıp rahatça depresyona gireyim diyorum ama çocuklar izin vermiyor. İşten kaytarayım bir gün diyorum, müdür izin vermiyor. (Geçenlerde bir akrabamızı kaybettik, cenazeye gitmek için izin alayım dedim, adam bana ailenizde her ölüm olduğunda izin mi alacaksınız dedi. Ben de inşallah o kadar çok ölüm olmaz dedim. 1 hafta geçmeden arkadaşı öldü, sonra da babaannesinin vefatını duyduk. Ben beddua etmemiştim ama çok üzülmüştüm duygusuzluğuna, ilahi adalet demek bile doğru değil ama içimden de geçmedi desem yalan söylemiş olurum.)

Geçen hafta Cuma akşamı eve girdiğimde tek düşüncem o gün bulduğum pizza tarifini denemek ve erkenden yatıp uyumaktı. Tam malzemeleri makinaya koyup hamur programını başlatmıştım ki Dolphin hadi ablamlara gidelim dedi. Gigi de Berfuş ile oynamayı çok sevdiği için kıyamadım, makinadan hamuru aldım, bir cam kaba koyup üzerini streçledim. İç malzemelerini de hazırlamıştım (sucuk, domates, biber, mantar az yağda pişirilir). Onu da bir kaba koyup yanımıza aldım, saat 20.15'te evden çıktık. Ö.Ablamlara (görümcem ama ablam gibi severim, o da beni sever,burayı okumaz, o yüzden yağcılık yapmıyorum yani, hoş okusaydı yine yazardım. Biraz yağcılığın kime ne zararı var ki?)

Vardığımızda saat 21.00 olmuştu. Kayınvaldemler, Güyeller de geldi, hemen pizzayı pişirdim fırında, Ö.abla da tuzlu kurabiye yapmıştı, çayla yedik. Güyel çocuk şarkıları bilmiyormuş, Kayra'ya öğretmek için söyleyelim dedik. Ne kadar şarkı biliyorsam söyledik (kırmızı balık göölde, iki inatçı keçi, hırsız karga, bir gün bir gün bir çocuk, kestane gürgen palamut, haftanın günleri, daha bi sürü var), çocuklar çok eğlendi, tabii biz de.

Cumartesi günü annemle babam geldiler. Babam Cigi'ye bayılıyor. Kız artık kendini fazla sevdirmediği için torun sevmeye Cigi'ye geliyorlar. Tabii Gigi ile de oynuyorlar, babam önce Gigi ile epeyce oynadı, sonra Cigi'yi sevdi. A. abla da geldi, çok güzel sohbet ettik, çay içip kek yedik.

Pazar günü de babaanneye gidecektik. Aslında Cuma akşamı görüştük ama yine de gelin dediler, biz de öğleden sonra gittik. İtalyan aileleri gibiyiz, 3 kardeş ve aileleri olarak toplanıyoruz. Şamata, gırgır, kahkaha hiç eksik olmuyor buluşmalarımızda. G.annem yine döktürmüştü, mercimek çorba, kapuska (ben sevmem), köfte, domates sosu, pilav, salata vardı menüde. Tatlı olarak da şekerpare ve etimek tatlısı. Hepsinden az az yedim. Porsiyonlarımı küçültüyorum, az az ve sık yemeye çalışıyorum, faydası olacak gibi sanki. Kilolarım için artık üzülmemeye karar verdim. Üzülürsem depresyona girmem lazım ama zamanım da yok, en iyisi üzülmemek.

G.annemlerden akşam 20.30 gibi döndük. Tifeffi de sitedeki eve gelmişti, hadi gelin deyince çocukları toplayıp onlara gittik (2 ev uzağa yani:) Sergio çoook tatlı olmuş, maaşallah. Bir arkadaşları da vardı, Gigi Sergio ile oynadı, Tifeffi şahane bir browni yapmıştı, dondurmayla servis yapınca, dayanamadım yedim:( Cigi oynadı, oynadı yoruldu. Tifeffi ekmek yapma makinası almış ama içinin teknesi çok minik. Bir ekmek yapıyor, 2 dilim tost ekmeği kadar:) 2 kişi için uygun ama aynı sürede pişiriyor yine de. Daha çok hamur ve kek için kullanılabilir bence. Tifeffi şimdi ne tarifler bulmuştur, bu hafta sonu da gelirlerse tadına bakacağım yaptıklarının.

Dün akşam Elveda Rumeli'yi seyrederken şunu farkettim. Konunun ilerlemesini istemiyorum. Git gide acıklı olacak, sonu kötü bitecek diye korkuyorum hep. Günlük hayatı yaşamaları, birbirleriyle ilişkileri çok hoşuma gidiyor. Namıkla Nevreste çok salaklaştı yalnız, sinir olmaya başladım. Namıçe'nin annesi ve Münevver Hanım ise muhteşem. Münevver Hanım bir hikaye anlattı akşam, kadına hayran oldum. Bir de o köye bayılıyorum, keşke gidip görebilsem.

Kafamı şöyle bir çevirdim ve masanın üstüne yığılmış kağıtları gördüm. Derhal işlere başlauyıp akşama kadar şu dağınıklığı temizlemem lazım.