Cuma, Ocak 30, 2009

Gigi'den inciler...

Dün akşam eve gittiğimde kaprislere karşı hazırlıklıydım ama çalışmadığım yerden geldi sorular:) Cigi'yi çok kıskandı, kucağıma almamı dahi istemedi. Oğlan da sürekli mızıklanarak bana gelmeye çalıştı. Ben de yerde oturup ikisiyle de ilgilenmeye çalıştım. Bir ara Gigi kardeşine vurdu, ben de çok kızdım ve bu akşam Disney TV seyretmeyeceksin dedim (der demez de pişman oldum tabii.) Neyse sonra babası geldi, Gigi tuvaletteydi. Dolphin benim yasağımı duyunca üzüldü, neden bunu yasaklıyorsun, ben onunla Disney seyretmeyi çok seviyorum, beni de yasaklamış oldun dedi. ben de başka bir ceza bulamadım, en sevdiği şeyden mahrum etmek istedim ne yapayım yaa şeklinde söylenerek tuvalete gittim. Gigi dedi ki:

-Anne siz kavga mı ediyorsunuz?
-Yok kızım ne kavgası?
-Tartışıyor musunuz? Kavga mı ediyorsunuz?
-Sadece konuşuyoruz kızım.
-Biraz kötü bir konuşma galiba bu?
-Hö? Nerden anladın kızım?
-Yaa'lı maa'lı konuşuyordunuz da.
-EEööee, kızım, biz sadece konuşuyorduk babanla. Hem tartışsak ne olur ki?
-(Dudaklar büzülerek) Ben çoook üzülürüm anne.

Hadi bakalım, ağız tadıyla kavga bile edemeyeceğim artık Dolphin'le:)
(Sonuçta benden özür diledi Gigi, bir daha kardeşine vurmayacağına söz verdi, ben de yasağı kaldırdım, bi de gidip onunla Disney TV'de Vinnie ve Tigger seyrettim, sonunu kaçırmışım ama, çok merak ediyorum, İyor'a ne oldu sonunda?)

İmza: kararlı anne.

Perşembe, Ocak 29, 2009

Gigi işe gidiyor...



Dün akşam Gigi kulağım ağrıyor deyince doktoru arayıp sabaha randevu aldık. Bir haftadır devam eden grip, öksürük sonunda orta kulak iltihabı olarak geri döndü bize. Gigi hastalığın da verdiği güçle iyice şımardı, hem bana, hem babasına yapmadığı kapris kalmadı. Babası ile oynadı, benimle oynadı, kitap okuduk, sütünü içti ve sonra ben yattığımda baba ile Disney TV seyrediyordu.

Sabah uyandığında giydirdim, saçını topuz istedi yaptım. Sim koyalım dedi, sim döktük. Paa teyzesinin hediyesi pembe pullu çantasını da aldı ve doktora gittik. Antibiyotik verdi, Cigi'yi sordu, şimdilik iyi dedik ama mikrobik olduğundan ona da bulaşabilir tabii.

Çıkışta Gigi'yi eve bırakıp işe gelmemiz gerekiyordu, hemen eve gitmeyelim deyince önce beni bırakın dedim ve buraya geldik. Küçükhanım çok mutlu oldu, resimlere baktı, hesap makinası ile oynadı, arkadaşlarımla sohbet etti. babasının elini tuttu ve hoşçakal deyip gitti. (Biraz buruktu beni bıraktığı için, anladım ben.)

Eve gidince aradığımda ilk sözü anne ne zaman geliyorsun? oldu. kızım akşama geleceğim dedim, "görürsün anne sen, görürsün" deyip çat diye kapattı telefonu:)

Bir an önce akşam olsa da eve gitsem... Kimbilir bana ne cezalar, kaprisler hazırlıyordur şimdi.

Çarşamba, Ocak 28, 2009

4 x 4 mimleme...

BENİM HAYATIM tarafından sobelenmişim, bayılırım. Ben de bizim bilumum kuzen, akraba ve burayı okuyanları sobeliyorum, isteyen istediği soruyu yanıtlasın bakalım:)

Hadi bismillah:

Yaptığım 4 iş:
*Astronotluk (3 kere aya gittim, 1 kez de Mars'a)
*Stand Up'cılık (Özel TV'lerde yaptım uzun süre)
*Tiyatro Oyunculuğu (Broadway'de sahneye çıktım)
*CEO (LANCOME.'da)

Şimdi de gerçekler:
*Satış (nefret ettim)
*İngilizce Öğretmenliği (Dershanede, hafta sonları çocuklara öğrettim, süperdi)
*Dış Ticaret (o yea, tam benlik)
*Satınalma (Başkasının parasını harcamaya bayılıyorum)

Defalarca izleyebileceğim 4 film:
*Jane Eyre (Muhteşem)
*Sense and Sensibility (İngiliz Tarihi, kabarık etekler, tam benlik)
*Pretty Woman (Sadece müzikleri için, yerseniz:)
*Gone with the wind (Rüzgar gibi geçti, tam bir klasik)



Yaşadığım 4 yer:


*Fatsa (Çocukluğum, yaz tatillerim hala)
*Londra (6 ay kaldım, oraya yerleşebilirim)
*İstanbul (Sevgi-nefret ilişkimiz var)
*Antalya (sadece tatillerde ama ileride yerleşme planlarım var)

İzlediğim 4 TV Programı:
*Elveda Rumeli (Bu sezon başladım ama muhteşem, Ne ka güzel anlatamam)
*Canım Ailem (Uğur Yücel yine döktürüyor, Melihaa, ciğerimmm)
*Asi (Demir'le kavuştular ama bir türlü mutlu olamıyorlar, Hatay'ı görmeliyim mutlaka)
*Heroes (çok acayip)

Tatil için gittiğim 4 yer:
*Köyüm (Babaannem, Fındık, Şelaleler, Yeşillik, Yağmur, Yayla, Ihlamur, Közde mısır,)
*Fatsa (Deniz, Sahilde yürüyüş, Pide, Akrabalar,Kahkaha, Çocukluğumun Anıları)
*Didim (Altınkum,muhteşem deniz,Gigi'nin en sevdiği yer)
*Avrupa (Almanya,Londra,Paris,Roma bayıldığım,Venedik'te gondol sefası,Monaco küçük, Monte Carlo kumar, Hollanda görülesi)

En sevdiğim 4 yemek:
*Etli yaprak sarması (annem yapsa)
*Kara Lahana yemeği (yine anneden)
*Hamsi tava (Nereli olduğum anlaşıldı mı?)
*Bilumum et yemekleri (etoburum bennn)


Hemen şimdi olmak istediğim 4 yer:
*Sabancı Müzesi Dali Sergisi (Bu hafta sonu bitiyormuş, gidemedim ühü ühü)
*Fatsa (Babaannemi özledim)
*Antalya (Güneşli bir havada Dolphin'le yürümek isterdim)
*Londra (Oxford Street, Hyde Park, Soho)

Salı, Ocak 27, 2009

Gigi'den inciler... (Dolphin bildiriyor)

Dün gece Disney TV seyrediyoruz saat gecenin körü suları :

Gigi: Baba neden kızların karnında bebek oluyor da erkeklerin karnında olmuyor?

Dolphin: Çünkü kızların karınlarında bebek için hazırlanmış bir yer var ama erkeklerinkinde yok o yüzden, erkek ve kızların farklarından biri de bu...

Gigi: hımmm anladım...

Saat 1 suları evdeki herkes uyurken ...

Pazartesi, Ocak 26, 2009

Gigi'den İnciler...

Zırrrr....
-Alo anne, sen misin?
-Evet kızım, nasılsın?
-iyiyim anne (ses boğuk), annee, sen işe gitmiştin ya?
-Evet?
-İşte ben o zaman çooook ağlamıştım.
-Ah canım benim, ben o zaman işlerimi bitirip koşa koşa gelirim yanına.
-Elinden geleni yap anne.
-???

Gigi'nin doğumgünü kokteyli...


Kalabalık bir gruba parti yapıp hiçbir şey hazırlamadan günü başarmak için ne gerekiyor biliyor musunuz? Bir adet iyi yürekli kayınvalde, bir fedakar anne, süper bir bakıcı Arife, kocanın parası ve bir organizasyon guru'su, yani bennn.

Dün Dolphin ile aramızda şöyle bir konuşma geçti:
-Ee, neler hazırlandı bakalım?
-Börek aldım, pastayı sen alıyosun, G.annem zeytinyağlı dolma, elmalı pasta, revani, kek ve mısır ekmeği yapacak. Annem poğaça, kurabiye, turşu getirecek. Arife de haşhaşlı çörek ve dolma yapacak. (Görümcem de masa örtüsü, süslü kağıt tabaklar, bardakları aldı bu arada).
-Ulen koskoca partide sen hiç bir şey yapmıyor musun? Bu ne biçim parti?
-Eeeööe, hayatım, ben bu organizasyonun arkasındaki beyin'im. Hem KISIR yapacağım ya!

Ve o kısırın bütün yeşilliklerini BİLE Nayan'a doğrattım! Ben hepsini karıştırıp limon, yağ ve tuz koydum, sonra da övgüleri kabul ettim. Valla ben bile kendimden nefret ettim şu an diyeceğim ama diyemiyorum, kendimi seviyorum, bu organizasyonu da benden başka kimse yapamazdı. Hadi bakalım, hodri meydan!

Dün çok güzeldi. Gigi sabahtan başladı doğumgünüm ne zaman başlayacak'lamalara. Uzun uğraşlardan sonra(!) babasını uyandırdı, beraber salonu süslediler, biz Cigi ile bakıp eleştirdik sadece (çok zor bir iş). Sonra Gigi'yi giydirme faslı başladı. Tifeffi sağolsun her doğumgününde kızıma bir kıyafet alıyor, hepsi de şahane. Bu yıl siyah taftadan tüllü bir eteği vardı, üzerine de çok cici bir gömleği ama gömleği biraz uzun olduğu için başka bir kombin(!) ile giyecek küçük hanım. Cigi'nin kıyafet sponsoru da zaten Sergio, çok rahatız bu yüzden:) Oğlum şimdiden çok trendy giyiniyor, kargo pantolonlar, atletler ve şortları da yazı bekliyor giyilmek için.

Ev süslendi, Gigi süslendi, Dolphin pastayı almaya gitti ve annemler geldi önce. Annem hemen teftişe başladı tabii:) Neler gelecek, ev hazırlanmış mı, biz nasılız? Kadınceyiz ömrü hayatı boyunca başkaları için çalıştığından bir türlü kendini salıp rahatlayamıyor. Canım annem, iyi ki yanımdasın, sensiz ne yaparım ben? (bu yazıyı bitirince arayacağım, dünün kritiğini yapacağız) En baştan ben anneme çok minik bir doğumgünü yaparız, ev çok küçük dediğimde tabii canım, sadece AİLE'yi çağırırsın deyince tırsmıştım ben. Bizimki gibi kalabalık sülalelerde AİLE değin zaman en yakınların 50 kişi filan oluyor. Benim ve Dolphin'in ailesi, kardeşler, kuzenler, amca, yenge yani çekirdek kadro bu kadar. Genişlettiğinizde sayı 100'ü geçer:) Keşke yerimiz büyük olsaydı da 100 kişi çağırsaydım, severiz biz kalabalığı.

Ben de hazırlandım ve diğer misafirleri beklemeye başladık. Kayınvaldeler geldi, Güyellerle beraber. Arife geldi sağolsun ve hemen Cigi ile ilgilenmeye başladı. Oğlan ateşlendi dün, uyudu çokca, ona biraz üzüldüm aslında.

Sonra herkes geldi. Ben aralarda konuşmaya çalıştım tümüyle ama çocuklarla ilgilenmekten ve yiyecekleri organize etmekten(!) başka bir şeye de bakamadım. Sağolsun herkes istediğini aldı, sohbet ettiler, çocuklar oynadı, Gigi hediyeleri açtı (bir ara anne, çok yoruldum hediye açmaktan dedi!)

Şimdi gelelim kim şık, kim rüküştü köşesine!!! Tifeffi pembe bluz giyerek Gigi'nin gönlünü çaldı hemen. Paa da pembe hırka seçmişti. Sesi beyaz gömleği, gri hırkası ve bayıldığım gümüş küpeleri ile çok şıktı (her zamanki gibi). Gelen herrkes incecikti, gözümden kaçmadı tabii ama ben de çok iltifat aldım. Kat kat kesilmiş, fönlenmiş saçlarım, siyah ve yakası boncuklu bluzum, kot pantolonumla "ne kadar zayıflamışsın" iltifatlarını kibar bir gülümsemeyle kabul ettim. (Annem ısrarla sen geçen hafta şişmandın, nasıl oldu bu deyip durdu. Yok anne, valla billa korse filan giymedim, zayıflıyorum yahu). Hediyeler harikaydı, Gigi'nin bir sezon kıyafeti tamamlandı. Çok şık pijama takımları, bluzlar, pantolonlar geldi, puzzle ve bebeğine bayıldı. Berfuş'un hediyesi patenlerde aklı kaldı. Durmadan anne ben bunları takıp dışarı çıkmak istiyorum dedi. Paten maceramız başladı böylece.

Pastayı Barbili ve pembe istemişti, mavi renkli bir havuzun yanında şezlonga uzanan barbie yapmışlar. Tadı da güzeldi ama o havuzun mavisi var ya, herkesin dişlerini ve dilini boyadı:) Çok komik resimler çıktı (herkes resimleri bana göndersin).

Misafirler gittikten sonra G.annemler ve görümcemler kaldı, bu arada Cigi'nin ateşi düşmedi, hemen banyo yaptırdım ama zavallım kimin kucağına gitse kafasını kaldıramadan uyudu. Sabaha dek 2-3 kez uyandı, ilaç verdim, kucağımda sallayıp uyuttum. Sanırım dişleri çıkamadığı için ateş yapıyor, ablası da öksürüyordu 3 gündür, ondan da geçmiş olabilir. Tüm çocuklar hasta zaten.

Şimdi sırada 29 Nisan'da Cigi'nin doğumgünü var, kuzeni Kayrik de 3 Nisan'da doğdu, dün akşam konuşurken ikisine bir düğün salonu mu tutsak diye şakalaştık:) Fena fikir değil aslında.

Hiç bir şey hazırlamadım ama herkes gidince ortalığı topladım, 2 posta bulaşık yıkadım, makinadakileri çıkardım (gün içinde herkes yardım etti, yine sağolsunlar) ve kalan yiyecekleri paketledim, G.annemler bizde kaldı, Cigi uyurken ben de uyuyayım diye 10'da sızmışım. 2-3 kez de gece kalkınca sabah öyle yorgun uyandım ki bir an işe gitmesem mi diye düşündüm. Ama vicdanım elvermedi, Arife gelince Cigi'yi ona bırakıp yarım saat daha uyudum, giyinip koşarak evden çıktım. Umarım bugün oğlan daha iyi olur, Gigi de dünün yorgunluğunu huysuzluk ve Arife'ye eziyet, işkence ederek çıkarmaz.

Perşembe, Ocak 22, 2009

Gülse'me...(Nam'ı diğer Gigi...)


Sevgili kızım,canım,birtanem,komik prensesim. Seni ne kadar sevdiğimizi biliyor musun? Sen hayatımıza girene kadar babanla fink fink gezdik, aklımıza eseni yaptık, gitmediğimiz film,tiyatro kalmadı. Barlara gittik, Beyoğlu, Ortaköy günleri yaptık, konserler, hafta sonu sahilde kahvaltılar, geceyarısı arkadaşlara gitmeler, pat diye hafta sonu tatilleri.... Böyle uzayıp giden şahane bir hayatımız vardı.

Ve sonra sen geldin. Yukarıda sayıp döktüğüm o şahane hayatı hiç tahmin edemeyeceğim muhteşem bir maceraya çevirdin. 22 Ocak 2005 Cumartesi sabahı saat 10:20'de pembe bantı taktılar bileklerimize, ben sezeryandan gözümü zor açmışım, odaya giren pembe yanaklı, siyah saçlı bebeğe bakıp babana "bu bizim mi şimdi" derken ağlamaya başlamışım. O günden beri sana her bakışımda içim bi tuhaf oluyor, mutluluktan burnum sızlıyor, her akşam eve döndüğümde kapıyı açınca "annee, biliyo musun.." diye başlayan cümlelerine bayılıyorum, yere oturup sana sarılmaya, saçlarını öpüp koklamaya doyamıyorum. Nasıl anlatsam sana olan sevgimi, bilemiyorum ki. Benzetemiyorum hiç bir şeye, bana baktığında gözlerinin gülmesini, yorganın altına saklanıp ben seni bulunca kıkırdamanı neye benzetip de anlatayım? Seninle yaşadığım hangi güzelliği anlatsam sana? Beraber dışarı çıktığımızda banklarda poğaça molası vermemizi mi, kek yaparken ciddi ciddi malzemeleri karıştırıp biraz da şekerinden katmak için tişörtünü çekiştirmeni mi, saçını tararken anne çok acıdı deyip yine de sabretmeni mi, banyoda suyun altında oynamanı mı, günde 10 kez kıyafet değiştirip bana mankenlik yapmanı mı anlatsam?

Ne kadar anlatsam, anlatamam sana olan sevgimi. İyi ki geldin, iyi ki bizim kızımızsın, babanın aşkı, benim bi tanem, şekerparemsin. iyi ki doğdun Gülse'm, iyi ki doğdun.

Çarşamba, Ocak 21, 2009

Kendime çok kızıyorum, hep senin yüzünden Blog!

Öncelikle aşağıdaki yazıya gelen yorumları cevapladım, okuyabilirsiniz.

Ben böyle bişi görmedim yahu! Her gün, ama her gün şimdi sayfaya yazı yazcam diye karar veriyorum, ya bir iş çıkıyor, ya da bir bloğa dalıp gidiyorum. Yeni keşfettiğim bloglar var, çok şahaneler. En güzeli Nil Karaibrahimgilinki (soyadını yazana kadar canım çıktı ha! İnşallah evlenince 3 harfli bi soyadı olur, mesela Gök, 6 harfle isim soyisim olayını bitirir, ama çok güzel kadın, sayfasına da bayıldım, arayın bulun bakın derim).

Yepyeni bir projeyi hayata geçirmek üzereyim, yarıdan fazlası oldu, az kaldı. Bir tamamlayayım, ondan sonra gelsin paralar:) Secret, secret, secret...

Hafta sonu Cumartesi teyzeme gittim. Şimdi bunların akraba altın günleri oluyor, ben altın filan vermeden takılıyorum. Arada yanılıp bana da verseler ne güzel olur. Teyzem ve 2 yardımcısı döktürmüşler. Kıymalı poğaça, elmalı kurabiye, paçanga böreği, zeytinyağlı yaprak sarması, Amerikan Salatası (ben yemedim, salata ya, kalorisi yok, o bakımdan), Keşkek (bilen bilir), Su böreği (nefisti şerefsizim), Aşure (yemedim, sevmem) ve irmik tatlısı (harikaydı). Kendimden nefret ede ede yedim hepsinden. "Nasıl şişman ve güzel olunur?" Ya da "Şişmansınız ama çok Mutlusunuz" isimli kitapları bulursam alıp okuyacağım hemen. Şişmanlarla dalga geçtiğimi düşünmeyin sakın, ben mutsuzum sadece, kendi görüntümü sevmiyorum aynaya bakınca. Yıllar yılı 36-38 beden gezen biri olarak 42-44 bedenler beni mutsuz ediyor. Neyse, bu tatsız konuyu bıraktım gitti.

Gigi her zamanki gibi çok şekerdi. Kuzeni Ozzy ile deli gibi oynadılar. Ozzy bir ara bana "hala, ben Urfa'ya gittim, Antep'e gittim, Edirne'ye gittim" diye sallamaya başladı. Ben de Gigi'ye yok kızım, Ozzy atıyor dedim. Hemen bana çemkirdi. "Hayırrr anne, Ozzy abim yalan söylemez, o sizin gibi büyük olduğu için -8 yaşında- hep doğruyu söyler" dedi küçük hanım. Zavallı, bizim ne kadar yalan söylediğimizi bir bilse?!



Annem her zamanki gibi Cigi'yi ben alayım mı deyip deyip sıvıştı. Bir salonda, bir mutfakta gördüm kendisini, neyse ki Rabiş ile Nazan oğlanı tuttu da ben de azıcık(!) yemek yedim bu arada. Cigi de çok tatlıydı bea, hiç üzmedi beni. Bir saat kadar da uyudu, mis gibi sohbet ettim ben de herkesle.



Pazar günü ise Arife'ye davetliydik. Bıkmadın mı bizden hafta içi dedim ama illa ki gelin dedi. Bana söz vermişti sobada kestane yapacağım diye. Gittik tabii öğleden sonra. Gigi'yle güzel bir de kek yapmıştık, onu götürdük. (Bir gün Gigi'yi kek yaparken filme alıp buraya koyacağım, inanamayacaksınız.) Sıcacık odada soba başında harika zaman geçirdik. Gigi ilk defa soba gördü:) Çok ilginç geldi ona, odun atmak istedi. "Anne şömine gibi" dedi züppeler gibi. Ben abartısız 1 kilo kestane yedim, kuruyemişler, çaylar derken abur cuburu abarttık iyice. Cigi gene uyudu (hep eğlenceyi kaçırıyor zavallım). Çok mutlu oldular ailece, Arife'nin kocası Gigi'ye bayılıyor zaten, torunu gibi seviyor. Oğlu Onur abisi de bilgisayarında oyun oynattı, bizim hatun şımardı da şımardı. Bir ara başparmağını sobaya değdirdi, canı yandı tabii, biraz mızmızlandı.

Çıkışta Güyellere gittik. Nayan'ın doğum günüydü, pasta yemeye gittik ama bir sürü de yemek yapmışlardı yemeden olmazdı (onlar abur cuburdu canım, karnımız doymamıştı ki). Gigi 5 tane pirzolayı yedi barbarlar gibi, biz de kibar kibar yedik 2-3 kalem pilavla beraber. Salata da muhteşemdi canım (bak, bu kez yedim naber?)

Saat 18.00 olmak üzere, eve gidiyorum. Yarın daha da yazarım, ay coştum duramıyorum.

Çarşamba, Ocak 14, 2009

Kızım ve Oğlum:)



Bir anne için bunu söylemekten daha güzel bir şey olamaz: kızım ve oğlum. "Bakın, bunlar benim kızım ve oğlum" "kızım ve oğlumla tanışmış mıydınız?" "kızım ve oğlum da benimle beraberler" "kızım ve oğlum sağolsun, beni unutmamışlar"

Kendi kendime fısıldıyorum "kızım ve oğlum" diye, gülüyorum sessiz sessiz, seslendirmek çok hoşuma gidiyor. "kızlarım" ya da "oğullarım" da olabilirdi, farketmezdi. O -ler ve - lar ekleri var ya, işte beni mutlu eden o.

Pazartesi, Ocak 12, 2009

12 gün çabuk geçmiş...

Sanırım bu yıl hemen bitecek. Bugün yazarım, yarın yazarım derken 12 gün geçti bile. Yılbaşında çok eğlendik. Çalıştığımız bir firma bana hediye olarak iç pilavlı hindi gönderdi! Kelime anlamıyla da rüşveti yedim yani:) Ben istemeym dedim ama tüm çalışanlarına veriyorlarmış, bana da ajanda ve takvim yerine hindiyi gönderdiler. Hayatımda ilk defa yılbaşında hindi yedim. kalabalıktık, 10 kişiydik ve sadece bir salata yaptım, meyveler, kuruyemiş, hindi derken çok kolay bir yılbaşı hazırlığı oldu bana. Gigi ve Berfuş doyasıya oynadı, Berfuşlar bizde kaldılar ben de Gigi'yi 2 gün boyunca hiç görmedim böylece:) Sadece arada anneee çişim var dediğinde veya sofraya geldiğinde gördük kendisini. Berfuşun peşinden ayrılmadı, odasında oynadılar sürekli.

Cigi ve kuzeni Kayriş de bol bol emekleyip aguladılar, ikisini yanyana görünce biz de duygulandık, bol sohbetli, neşeli bir gece geçirdik. Ertesi gün de büyük bir kahvaltının peşinden kalan hindiyi yedik. Cuma günü de çalışmadım ben, böylece Pazartesi gününe dek tatil yapmış oldum.

Geçen hafta ise işyerinde çok yoğundu, bir çırpıda geçiverdi. Çocukların ikisi de hastaydı, evde 2 hasta çocuk olunca hiç bir şeye bakamıyorsun, bunu öğrenmiş oldum. Geceleri burunları tıkanıyor, uyuyamıyorlar. Cigi sürekli kucağımda uyumak istedi, Dolphin ile nöbetleşe uyuduk. yatağında yatmadı serserik, salonda yer yatağında ayağımda sallayıp uyuyunca orada bıraktım, ben de koltuğa uzanıp uyudum. 2-3 saat uyku ile işe geldiğim günler oldu. Neyse ki şimdi daha iyiler.

Cumartesi akşamı sesi ve Nisan'ın altısı geldiler, yemek yedik, çocuklarla oynadılar, çok güzel zaman geçirdik. özlemişim ikisini de. Benim kehanetler tutmaya başladı bu arada:)

Dün sabah ise Gigi'nin arkadaşı Nil ve anne babası kahvaltıya geldiler, sonra da Arife'yi Cigi'ye bir kaç saat baksın diye çağırıp kızları tiyatroya götürdük. Gigi ilk defa tiyatro izledi, sevmez diye düşünüyordum (ne zaman gidelim desem hayır istemem diyordu çünkü) ama o kadar pür dikkat izledi ki, hoşuma gitti. Nil biraz ağladı, annesine sarılıp izlemedi, 2. perdede (evet ya, çocuk oyunu ama 2 perdelik, çok saçma bence) izledi o da. uzun zamandır tiyatroya gitmiyordum, Adı "Kırmızı Başlıklı Kız" da olsa çok eğlendim. Sahneden çocuklara "kurt nerde arkadaşlaar?" diye sorduklarında ben de "orada, ağaçların arkasındaaaa" diye bağırdım:) Bundan sonra ayda en az 1 kez kızımı tiyatroya götüreceğim.

2009'da hedeflediğim en önemli şey kilo vermek. Ayda 1 kilo verebilirsem bana yetecek, böylece yıl sonunda en az 10 kilo eder ki, fıstık olurum o zaman. Şimdi de fıstığım ama yer fıstığı gibiyim, ben Şam fıstığı olmak istiyorum:)

Dün akşam üstü de Paa ve amcam yemeğe geldiler. Dolphin meşhur wok tavasında et sote yaptı, makarna ve salata yaptı. ben de yemekteyiz:) programındaki gibi yorumlarda bulundum. Sanırım biraz kızdı, yorumlar şöyleydi mesela:
-Dolphin bey basit bir menü hazırlamış.
-Havuç salatası nedir ki? rendelemiş işte, ben daha güzelini yaparım.
-Şimdi makarna bir yemek sayılmaz, çoook kolay bişi.
-tatlı olarak misafirin getirdiği profiterolü servis yapıyor, hıh!

Niye kızdı ki?...