Gigi hasta. Yavru kuşum Pazartesi okula güle oynaya gitti, o akşam iyiydi, hatta Tifeffi'lere gittik, uzun zamandır görüşmüyorduk. Çocuklar oynadılar, biz sohbet ettik. (Mutfaktaki masa başı sohbeti süperdi bu arada, en kısa zamanda baş başa görüşmemiz lazım Tifeffi:)
Dün sabah hafif ateşi vardı, Calpol verdim. Arife gün içinde yine vermiş, ama iyiydi keyfi. Dün akşam ben eve gittiğimde sesi kısılmıştı, burnu akıyordu ve ateşi vardı. Gece boyunca ateşi düşmedi, ilaç verdim sürekli. Ihlamur çayı yaptım, bal koydum içine, bir bardak içti zorla. Yemek yiyemedi, gündüz de çikolata istemiş, yer yemez kusmuş halıya. Koltuğa yatırdım, inleye inleye uyudu garibim.
Dolphin de felaket hasta, o da diğer koltukta sızdı. Annem de bize gelmişti akşam. Biz oğlanı alıp odaya gittik, biraz konuştuk, Cigi bizi konuşturmadı ki! Çok geveze bir oğlum var, öyle şeyler söylüyor ki, hele de şarkı. Ben ona uyuturken "Bir küçücük Cigi varmış, kırlarda koşar oynarmış, annesi onu çok çok severmiş, babası... ablası,,, Arife..." diye tekrarladığım bir şarkıyı söylerim sürekli (Gigi'yi de böyle uyuturdum). Şimdi oğlan bu şarkıyı söylüyor "annesi çot çot şememiiiiş" filan diye ama melodi mükemmel çıkıyor ağzından. Tüm akşam şarkı söyledi. Annem yorgundu, ben kızı kontrol etmek için hemen uyumadım.
Sabaha dek belki 10 kez uyandım, oğlan uyanıp kucağıma gelmek istedi, kıza bakıp ilaç içirdim, Dolphin'e baktım, ilaç verdim. Saat 6 olduğunda bir an önce sabah olsun diye beklemeye başladım. Nedense uykum da yoktu (böyle zamanlarda acayip bir kuvvet geliyor bana, sonra acısı çıkıyor ama.)
Annem kalktı, sigara böreği için malzeme alıp dolaba koymuştum, onları sardı. Arife geldi. Dolphin klakamayacak gibiydi, ben de doktoru aradım ve Arife ile götürmeye karar verdim. Annemi de evine bıraktık.
Doktor önce Gigi'ye baktı, boğazından kültür alıp test yaptı, negatif dedi. Kan tahlili istedi. D.omuz g.ribi olabilir mi dedim, olabilir, önemli değil. Olsa bile kendiliğinden geçer, merak etme dedi. Sonra aramızda şu konuşma geçti:
-Bir vitamin verseniz?
-Neden? Yumurta yiyor mu?
-Yiyor ama her gün değil.
-Olsun, yeter ona. Peynir, yoğurt, süt, ekmek, bunları yiyor mu?
-Evet, hepsinden yiyor ama meyve fazla yemiyor, sebze yemiyor. Sadece havuç yiyor, salatayı seviyor. Biraz zayıf, bünyesi güçlense diyorum.
-Gerek yok, onun bünyesi güçlü zaten.
-Bari balık yağı versem?
-Balık yiyor mu? Et?
-İkisini de seviyor.
-O zaman balık yağına da gerek yok.
Yine vitamin alamadım:) Bu arada, boyu 115 cm olmuş, kilosu ise 19,6 kg. Yaşına göre kilosu normal, boyu uzunmuş.
Oğlan doktoru görüp çıplak kalınca mızıklanmaya başladı. Arada "anne bak" diye bir şeyleri gösterip sonra yine nerede olduğu aklına geldi ve ağlamaya devam:) Onun boyu da 89 cm, kilosu 10,7 kg. "Bunun boyu ne olacak böyle?" diyor doktor. Basketbolcu olacak herhalde (NBA?)
Çıkışta hastaneye gidip kan aldırmak istedim. Çok tatlı 2 hemşire abla ilgilendi bizimle. Gigi'nin kollarında damar bulamadılar, çok ince ve derindeymiş. Ellerinin üzerine baktılar, tam sağ elinden alırken eli acıyınca çekti bizimki, iğne çıktı. O kadar ağladı ki acıyor diye, biraz sakinleşsin mi dedim. Dışarı çıktık, "anneee, sonra gelelim nolur?" diye ağlıyordu. 5-10 dakika sonra tekrar gittim, Gigi gelip "annee, ama ben daha sakinleşmedim ki" dedi. Neyse, bir doktor abla geldi, sol elinin bileğinden kanı almayı başardı. Zavallı kızımı kucağımda sımsıkı tuttum, bacaklarını iyice sıkıştırdım hareket etmesin diye, ben ondan çok daha fena oldum aslında ama anneliğe b.k sürdürmemek için sakinmişim gibi davrandım.
Çıkışta onları eve bırakıp işe geldim. Öğlen olmuştu bile. O kadar da iş var ki, ne yapacağım bilmiyorum. Tahlil sonucunu birazdan alacağım, doktora fakslayacaklar.
Çarşamba, Kasım 11, 2009
Salı, Kasım 10, 2009
Mimlendim...
Asortik Krep'im beni mimlemişti, yoğun (!) gündemim nedeniyle ancak bugün yanıtlayabiliyorum. Asortik Krepcim de İstanbul'a geliyormuş bayramda, belki çocuklarla el öpmeye gideriz bu kez,belli mi olur?
Bloguna neden bu ismi verdin?
Çünkü benim için Aile Önemlidir. Enne (anne) adını ise kızımın ilk söylediği kelime olduğu için seçmiştim. enne enne diye dolaşırdı peşimde.
Bloguna yazarken star tribiyle olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Var tabii, olmaz mı? Bir kere, resim olmalı, yoksa çok zor yazıyorum. Ayrıca kimsenin beni rahatsız etmeyeceği bir anda, sessizce, fazla düşünmeden yazıyorum. Yazmadan önce düşünüyorum ama yazarken kendiliğinden çıkıyor cümleler (yetenekliyim anacığım).
En son satın aldığın garip şey nedir?
Tchibo'dan tuhaf bir rende aparatı aldım.
Şeker gibi olduğun anlar?
Her zaman demek isterim aslında. Genellikle beni sinirli göremezsiniz. Çok sakinimdir (trafikte bile). Sadece çok açsam ve uykusuzsam sabırsız olurum, etrafıma pek dikkat edemem.
Arkadaşım, artık sormayın dediğin şeyler?
Sanırım yok. Ben çok soru sorarım, sorulmasından da hiç rahatsız olmam.
Aynaya bakınca gördüğün?
Mutlu bir kadın.
Kendini okutan blog dediğin?
Sık güncellenen, resimle destekleyen, samimi, kişisel tecrübelerden bahseden bloglar.
Bu blog sahibi-sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Organize Sanayi Siteleri:) (Sanayi alanında çalıştığım için firma ziyaretleri de buralara oluyor işte). Bizim sitede oturuyorsanız hafta sonu balkonda görebilirsiniz beni. Kahve içerken gazetemi okurum. Ya da plastik ambalaj fuarlarında olurum. Düşündüm de şimdi, beni görebileceğiniz pek yer yok aslında:) En azından normal insanların normal zamanlarda olacağı yerlerde (sinema, tiyatro, AVM'ler) olmuyorum ben. Çocuklar bi büyüsün, caddeye atacağım kendimi:)
Peki ben kimleri mimliyorum?
Yanıtlamak isteyen herkesi.
Bloguna neden bu ismi verdin?
Çünkü benim için Aile Önemlidir. Enne (anne) adını ise kızımın ilk söylediği kelime olduğu için seçmiştim. enne enne diye dolaşırdı peşimde.
Bloguna yazarken star tribiyle olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Var tabii, olmaz mı? Bir kere, resim olmalı, yoksa çok zor yazıyorum. Ayrıca kimsenin beni rahatsız etmeyeceği bir anda, sessizce, fazla düşünmeden yazıyorum. Yazmadan önce düşünüyorum ama yazarken kendiliğinden çıkıyor cümleler (yetenekliyim anacığım).
En son satın aldığın garip şey nedir?
Tchibo'dan tuhaf bir rende aparatı aldım.
Şeker gibi olduğun anlar?
Her zaman demek isterim aslında. Genellikle beni sinirli göremezsiniz. Çok sakinimdir (trafikte bile). Sadece çok açsam ve uykusuzsam sabırsız olurum, etrafıma pek dikkat edemem.
Arkadaşım, artık sormayın dediğin şeyler?
Sanırım yok. Ben çok soru sorarım, sorulmasından da hiç rahatsız olmam.
Aynaya bakınca gördüğün?
Mutlu bir kadın.
Kendini okutan blog dediğin?
Sık güncellenen, resimle destekleyen, samimi, kişisel tecrübelerden bahseden bloglar.
Bu blog sahibi-sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Organize Sanayi Siteleri:) (Sanayi alanında çalıştığım için firma ziyaretleri de buralara oluyor işte). Bizim sitede oturuyorsanız hafta sonu balkonda görebilirsiniz beni. Kahve içerken gazetemi okurum. Ya da plastik ambalaj fuarlarında olurum. Düşündüm de şimdi, beni görebileceğiniz pek yer yok aslında:) En azından normal insanların normal zamanlarda olacağı yerlerde (sinema, tiyatro, AVM'ler) olmuyorum ben. Çocuklar bi büyüsün, caddeye atacağım kendimi:)
Peki ben kimleri mimliyorum?
Yanıtlamak isteyen herkesi.
Pazartesi, Kasım 09, 2009
Şimdi okullu olduk...

Bugün Gigi okula başladı. Bu cümleyi yazmak o kadar keyifli ki anlatamam. Ben okulu çok severdim ve öğrenim hayatım boyunca hep isteyerek, şevkle okula gittim. İnşallah kızım da aynı şekilde sever ve başarılı olur.
Neden bu kadar geç derseniz, evimize yakın bir Kız Meslek Lisesi var. Çocuk Gelişim Bölümü için bu sene MEB orada anasınıfı açmaya karar vermiş, öğretmen ataması yeni yapıldığı için bekledik. Gigi resmen kayıtlı oldu, 295 sınıf numarası ile kendisi gibi 8 arkadaşı ile bugün başladı.
Bir süredir oldukça heyecanlıydı zaten. Sürekli sorular soruyordu, sabah babası ile gittik, bahçede kız öğrenciler vardı, Tekstil Bölümünde okuyun bir kız Gigi'ye "sana elbise dikeceğim" dedi. Hepsi çocukların etrafındalar zaten. Öğretmeni genç, güleryüzlü bir kadın, sınıfa her hafta Çocuk Gelişimi Bölümünden 2 abla gelecek, neredeyse bire bir ilgilenecekler bizimkilerle.
09.00 - 13.00 arasında gidecek, bizim servis sorunumuz vardı, tüm anne babalar kendileri getirip alabiliyorlar ama bizim için imkansız, bu nedenle neredeyse geri alacaktık Gigi'yi. Servisi yapan firma yetkilisi ben her gün ufak araba ile gelip alırım, öğlen de bırakırım dedi. Zaten ev 3 km uzakta, ayrıca siteden başka çocuklar da okula gidebilir, bu durumda servis ücretini de paylaşabiliriz (şu anda biraz yüksek tabii). Ama okul ücreti yok denecek kadar az, o nedenle sorun olmayacak.
Sınıftaki tüm eşyalar, oyuncaklar yeni, tuvaletler çok güzel. Okulun bir bölümü sadece çocuklara ayrılmış ve onlara göre yapılmış. Yeni bir okul, İnşaat Mühendisi bir baba genç yaşta ölen oğlu için yaptırmış.
Öğretmen bizden kırtasiye istedi, liste verdi. Ayrıca her gün bir veli çocuklara yiyecek gönderecek. Mesela ben Cuma günü sigara böreği yapıp meyve suyu ve meyve ile göndereceğim. İleride öğretmen herkesten para toplayıp burada yaptırırız dedi. (Uygulama okulu olduğundan mutfağı var, zaten çocuklar ara öğün yiyecekler.) Poğaça, kek, börek gibi şeyler yapılacak. Diğer velilerle tanıştım. Hepsi çok iyiler, sınıfta ise 5 kız, 4 erkek çocuk olacaklar şimdilik.
Biz dışarıda beklerken Gigi bize bakmadı bile. Oyuncaklara dalmıştı. Bir ara gidip sınıfın penceresinden baktım, ablalarıyla masada oyun oynuyordu. Bu hafta içinde renkli dolapları, sınıf perdeleri ve diğer eksikleri de tamamlayacaklarmış.
Bugün çıkış saatine kadar tutmadı öğretmen, Gigi çıkarken "anne, nolur biraz daha kalalım" diyordu:) Eve gelirken de "baba, yarın erken uyan tamam mı?" dedi. Yarın da Dolphin götürecek, sonra servisi başlayacak inşallah.
Bu da ayrı bir mutlulukmuş meğer. Kalbim pır pır gitmiştim okula, sevinerek çıktım. Darısı tüm anne babaların başına diyorum.
Hafta sonu yazısı gümbürtüye gitti tabii ama kısacık anlatayım. Çok güzel bir 2 gün geçirdik. Cumartesi gündüz pazara gidip köylü bir aileden hormonsuz salatalık, domates biber aldım (neredeyse altın muamelesi yapıyorum, koklaya koklaya yiyorum inanın, böyle bir tat ve koku olamaz. Resmen plastik yiyormuşuz daha önce). Akşam da arkadaşımıza gittik yemeğe. 3 aile, çocuklar, güzel bir akşamdı. Dün ise Anadolu Hisarına gittik, biraz Boğaz havası alıp Çengelköy'den çinekop alarak evde salatayla ziyafet çektik kendimize. Akşam Berfuşlar geldi, Gigi deliler gibi oynadı.

Cep telefonu ile dün çektiğim resim.

Oğlan sabah biz çıktıktan sonra ağlamış, "anne, baba, aba" diye. Sonra benim kırmızı hırkamı askıdan alıp koklaya koklaya uyumuş. Arife uyuduktan sonra almaya çalıştım ama vermedi dedi. Ben eve gelince uyuyordu, uyanınca ne yaptı diye aradım, abasıyla oynamış, keyfi yerine gelmiş.
Etiketler:
gigi,
Hafta Sonu,
Okul
Salı, Kasım 03, 2009
Issız Adam, Sessiz Ev...

Bu filmi izlemek için kesinlikle sinemaya gitmek gerekliymiş, bunu anladım. Hakkında bu kadar çok fırtına kopartılacak bir durum göremedim ama filmi beğendim. Son sahneye kadar acıklı dedikleri film bu muymuş diyerek izledim,sonunda ağlamaya başladım.
Dolphin ve benim için asıl zor olan çocuklarla birlikte filmi izleme çabamızdı:) Bunun için Oscarı hakediyoruz sanırım. Evin içinde koşturup duran ve aynı anda şarkı söyleyen, konuşan, sorular soran çocuklarla film izlemek gerçekten çaba gerektiriyor. Biri su ister, öbürü emzik arar. Tam Alper Ada ile romantik romantik konuşurken oğlan kaka yapar, ben bok temizlerken kızın çişi gelir, anneee gel der, baba TV'ye bakarken kız gidip kucağına atlar, TV'nin önünde takılır, koltuğun etrafında koşmaya başlar, oğlan onu takip eder, düşecekler diye tek gözümüz onlarda filme bakmaya çalışan biz de ne yapacağımızı şaşırırız.
Bir ara Alper ve Ada arabada giderlerken Dolphin "özledim ben 2 kişi olarak gezmeyi" dedi. Düşündüm de, ben de özledim be! Tamam çocuklar süper, onlara tapıyoruz ama bizim de kadın ve erkek olarak başbaşa bir yerlere gitmeye çok ihtiyacımız var. Çocuklarını bırakıp tatile gidenlere hep çok kızmışımdır, acaba bir kaç gün için iyi mi olur diye düşünmeye başladım şimdi. (Ben böyle derim derim, sonra da ayrılamam onlardan, kendimi bu kadar iyi tanımak istemezdim).
Film güzeldi, Ada ismini çok beğendim, bir kızım daha olursa!!! ismini Ada koyacağım.
Cuma, Ekim 30, 2009
Mami is back...
Ayşe Arman girişi yapayım dedim:) Annem geldiiii. Bu sabah İstanbul toprağına ayak basan R.hanım ile tabii ki konuşamadım uzun süre. Telefon hep meşguldü, zaten annemin geldiğini ya ev telefonlarının meşguliyetinden, veya oradan bize doğru yayılan temizliğin kokusundan anlayabilirsiniz. Neyse ki N.cığım, canım yengem (burayı okuyor olması bir şeyi değiştirmez, seviyorum gelinimi, abimden bile çok:) dün evi temizletmiş, annem bugün tertemiz eve gelmiş. Ben nihayet öğleyin ulaştığımda diyaloğumuz şöyle oldu:
- enne hanım, nihayet arayabildin.
-??? ama, ama anneee, ne zaman arasam meşguldü telefon.
-Yok canım, sabah bi tek teyzen aradı, biraz önce öbür teyzen aradı.
-annee, yetmez mi? ikisiyle yarımşar saat konuşsan tamam, benim de işim var herhalde, toplantıdaydım, çıkınca aradım işte.
-tabii kızım tabii, ee, çocuklar nasıl?
-????
Bu bir R. teyze klasiğidir, ailede herkes bilir. Annem söyleyeceğini söyler, gerisini dinlemez. Şu anda kendisini göremesem de aynı şehrin havasını soluyor olmak bile bana yetiyor, yarın sabahtan oradayım çocuklarla, sarılıp öpeceğim anneciğimi,mis gibi kahvaltı yapıp (pide bile getirmiş) akşama kadar konuşacağız. Pazar günü de akrabalar günümüz var, daha doğrusu annem katılıyor, ben şöför kontenjanından dahil oluyorum, annemi götürdüğüm için. Benim evlenmeden önceki soyadım S. ile başlar, biz S. sülalesi olarak biliniriz (Sabancı mı? yok yok, onlar bizim kadar geniş değildir:) bu hafta sonu S. sülalesinden bir çok kişiyi göreceğim, ne güzel yahu!
- enne hanım, nihayet arayabildin.
-??? ama, ama anneee, ne zaman arasam meşguldü telefon.
-Yok canım, sabah bi tek teyzen aradı, biraz önce öbür teyzen aradı.
-annee, yetmez mi? ikisiyle yarımşar saat konuşsan tamam, benim de işim var herhalde, toplantıdaydım, çıkınca aradım işte.
-tabii kızım tabii, ee, çocuklar nasıl?
-????
Bu bir R. teyze klasiğidir, ailede herkes bilir. Annem söyleyeceğini söyler, gerisini dinlemez. Şu anda kendisini göremesem de aynı şehrin havasını soluyor olmak bile bana yetiyor, yarın sabahtan oradayım çocuklarla, sarılıp öpeceğim anneciğimi,mis gibi kahvaltı yapıp (pide bile getirmiş) akşama kadar konuşacağız. Pazar günü de akrabalar günümüz var, daha doğrusu annem katılıyor, ben şöför kontenjanından dahil oluyorum, annemi götürdüğüm için. Benim evlenmeden önceki soyadım S. ile başlar, biz S. sülalesi olarak biliniriz (Sabancı mı? yok yok, onlar bizim kadar geniş değildir:) bu hafta sonu S. sülalesinden bir çok kişiyi göreceğim, ne güzel yahu!
Pazartesi, Ekim 26, 2009
Aşırı doz F Vitamini* aldım, çok iyiyim...
Cumartesi tüm gün Yasi'lerdeydik. Sabah kahvaltı için gittik. Gigi ve Ekin hemen oyuna başladılar, Cigi de peşlerinde oraya buraya koştu. Bol kahkaha ve harika bir kahvaltının ardından Dolphin ve SMMM arabalar için ufak tefek tamir işlerini halletmeye gittiler. Biz de Türk Kahvelerimizi höpürdetip konuştuk da konuştuk.
Yasi öğleden sonrası için Madrid Sirki'ne bilet almış çocuklara. Ben aslında sirke gidilmesine karşıyım, hayvanlara öğretilen hareketlerin bir sürü işkence demek olduğunu ve çok kötü şartlarda bakıldıklarını biliyorum ancak çocuklar deli gibi isteyince gidemeyiz diyemedim. Ayrıca akrobasi gösterilerini de merak etmiyordum desem yalan söylemiş olurum doğrusu.
13.30'da başlayacaktı gösteri, biz yarım saat erken gittik. Cigi pusetinde uyuyakaldı, biz de biraz erken girip oturduk yerimize. Çadırın içi çok sıcaktı (o gün hava da sıcaktı), bir görevli yavru bir aslanı kucağında gezdiriyor, isteyen çocuklarla resmini çekiyordu. Zavallı yavru, pati bile sallamıyordu, etrafa bakıyordu melül melül.
Gösteri başlayınca önce trapezciler çıktı:

Gösterilerini çok beğendik. Gerçekten harika hareketler yaptılar.
Sonra bisiklet gösterisi başladı:

O kadar sempatikti ki adam, yapamıyor gibi yapıp alkış aldıktan sonra güzel bir gösteri sundu.
Ben hulahup kıza bayıldım:

Öyle estetik, öyle güzeldi ki, kıza mı bakayım, gösteriyi mi izleyeyim şaşırdım.Genel olarak kadınlar çok bakımlı, pırıl pırıl pullar, süslerle işli kıyafetleri ile çok güzeldi. Erkekler de simli, parlak kıyafetler içindeydi. Hepsi de gösterilerini yaparken gülümseyerek büyük bir neşe içinde sanki çok kolaymış gibi hareket ediyorlardı. İzlerken bir ara ben de sahneye fırlasam mı diye düşündüm. Jonglörlerin arasında bir kadın vardı, saçları dizlerine kadar uzundu. Çok da güzeldi. Gigi çıkışta anne ben de saçlarımı o kadar uzatacağım dedi.
İlk yarı boyunca oğlan uyuduğu için ben de rahattım. İkinci yarıda uyandı ve müzikle dansetmeye başladı ortalarda, insanlar sahnedekileri alkışladığındaysa onu alkışlıyorlar sanıp daha da gaza geldi. Kaçmaya çalıştıkça koşup onu yakalayarak, arada sahneye bakarak bitirdik gösteriyi. Atlar, kaplanlar ve 2 minik köpekle yapılan gösteriyi izlerken içim ezildi. Sanırım hayatımda ilk ve son kez gittim sirke. Oğlan büyüdüğünde gitmek isterse ne yapacağımızı da o zaman düşünürüz artık. Keşke hayvanların olmadığı gösteriler olsa, bence seyirci sayısında hiç azalma olmaz, biraz sihirbazlık, biraz heyecanla yine 2 saat için bir sürü giden olur bu tip gösterilere.
Pazar gününü evde geçirdik. Akşam Dolphin'in Kanada'da yaşayan ama tatile gelmiş bir arkadaşının düğün yemeği vardı (Kanada'da evlenmişler).Gazeteciler Cemiyet Lokali'ne gittik (çocukları Arife'ye bıraktık). Küçük bir gruptuk ve çok güzel, sade bir geceydi. Sanki kocamla başbaşa akşam yemeğine gitmiş gibiydik. 5 kişilik fasıl ekibi mikrofonsuz çalıp söylediler, hem bizi hem kendilerini eğlendirdiler. Bir ara Hababam Sınıfı müziği bile çaldılar:) Klasik düğün müzikleri olmayınca daha da keyifli oldu. Çok geç olmadan kalkıp eve döndük. Dönerken Beşiktaş'tan geçelim dedik, Dolmabahçe sarayı'nın önünde muhteşem gece kıyafetli kadınlar, adamlar gördük. Fashionable Istanbul etkinliği çıkışıydı sanırım.
Pek tabii ki kuduruk çocuklarımız uyumamışlardı, bizi görünce ikisi de çıldırdı. Oğlan uyumuş, uyanınca bizi aramış. Arife evine gitti, biz de geceyarısına kadar onları uyutmaya uğraştık. Ben artık Cigi uyumasa da uyumaya kararlıydım (Dolphin'e bırakıp kaçacaktım odaya) ama son dakikada uyudu şebek. Sabah altıda uyandı tabii, ne kadar yalvarsam da uyumadı, suraatıma şap şap vurup "anniii, kaak" dedi bana. El mecbur kalkıp Arife'yi bekledim. Bu gece erkenden uyumam lazım, yoksa yarın sürünürüm buralarda.
* F Vitamini: Friendship Vitaminiymiş.
Yasi öğleden sonrası için Madrid Sirki'ne bilet almış çocuklara. Ben aslında sirke gidilmesine karşıyım, hayvanlara öğretilen hareketlerin bir sürü işkence demek olduğunu ve çok kötü şartlarda bakıldıklarını biliyorum ancak çocuklar deli gibi isteyince gidemeyiz diyemedim. Ayrıca akrobasi gösterilerini de merak etmiyordum desem yalan söylemiş olurum doğrusu.
13.30'da başlayacaktı gösteri, biz yarım saat erken gittik. Cigi pusetinde uyuyakaldı, biz de biraz erken girip oturduk yerimize. Çadırın içi çok sıcaktı (o gün hava da sıcaktı), bir görevli yavru bir aslanı kucağında gezdiriyor, isteyen çocuklarla resmini çekiyordu. Zavallı yavru, pati bile sallamıyordu, etrafa bakıyordu melül melül.
Gösteri başlayınca önce trapezciler çıktı:

Gösterilerini çok beğendik. Gerçekten harika hareketler yaptılar.
Sonra bisiklet gösterisi başladı:

O kadar sempatikti ki adam, yapamıyor gibi yapıp alkış aldıktan sonra güzel bir gösteri sundu.
Ben hulahup kıza bayıldım:

Öyle estetik, öyle güzeldi ki, kıza mı bakayım, gösteriyi mi izleyeyim şaşırdım.Genel olarak kadınlar çok bakımlı, pırıl pırıl pullar, süslerle işli kıyafetleri ile çok güzeldi. Erkekler de simli, parlak kıyafetler içindeydi. Hepsi de gösterilerini yaparken gülümseyerek büyük bir neşe içinde sanki çok kolaymış gibi hareket ediyorlardı. İzlerken bir ara ben de sahneye fırlasam mı diye düşündüm. Jonglörlerin arasında bir kadın vardı, saçları dizlerine kadar uzundu. Çok da güzeldi. Gigi çıkışta anne ben de saçlarımı o kadar uzatacağım dedi.
İlk yarı boyunca oğlan uyuduğu için ben de rahattım. İkinci yarıda uyandı ve müzikle dansetmeye başladı ortalarda, insanlar sahnedekileri alkışladığındaysa onu alkışlıyorlar sanıp daha da gaza geldi. Kaçmaya çalıştıkça koşup onu yakalayarak, arada sahneye bakarak bitirdik gösteriyi. Atlar, kaplanlar ve 2 minik köpekle yapılan gösteriyi izlerken içim ezildi. Sanırım hayatımda ilk ve son kez gittim sirke. Oğlan büyüdüğünde gitmek isterse ne yapacağımızı da o zaman düşünürüz artık. Keşke hayvanların olmadığı gösteriler olsa, bence seyirci sayısında hiç azalma olmaz, biraz sihirbazlık, biraz heyecanla yine 2 saat için bir sürü giden olur bu tip gösterilere.
Pazar gününü evde geçirdik. Akşam Dolphin'in Kanada'da yaşayan ama tatile gelmiş bir arkadaşının düğün yemeği vardı (Kanada'da evlenmişler).Gazeteciler Cemiyet Lokali'ne gittik (çocukları Arife'ye bıraktık). Küçük bir gruptuk ve çok güzel, sade bir geceydi. Sanki kocamla başbaşa akşam yemeğine gitmiş gibiydik. 5 kişilik fasıl ekibi mikrofonsuz çalıp söylediler, hem bizi hem kendilerini eğlendirdiler. Bir ara Hababam Sınıfı müziği bile çaldılar:) Klasik düğün müzikleri olmayınca daha da keyifli oldu. Çok geç olmadan kalkıp eve döndük. Dönerken Beşiktaş'tan geçelim dedik, Dolmabahçe sarayı'nın önünde muhteşem gece kıyafetli kadınlar, adamlar gördük. Fashionable Istanbul etkinliği çıkışıydı sanırım.
Pek tabii ki kuduruk çocuklarımız uyumamışlardı, bizi görünce ikisi de çıldırdı. Oğlan uyumuş, uyanınca bizi aramış. Arife evine gitti, biz de geceyarısına kadar onları uyutmaya uğraştık. Ben artık Cigi uyumasa da uyumaya kararlıydım (Dolphin'e bırakıp kaçacaktım odaya) ama son dakikada uyudu şebek. Sabah altıda uyandı tabii, ne kadar yalvarsam da uyumadı, suraatıma şap şap vurup "anniii, kaak" dedi bana. El mecbur kalkıp Arife'yi bekledim. Bu gece erkenden uyumam lazım, yoksa yarın sürünürüm buralarda.
* F Vitamini: Friendship Vitaminiymiş.
Etiketler:
Hafta Sonu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

