Salı, Şubat 28, 2012

HAFTASONU ve DOĞUMGÜNÜ

Mutlu bir haftasonu daha geçti. Cumartesi günü çocuklarla evde keyif yaptık, Gigi yeni aldığım Ebru kiti ile şahaserler yarattı, Cigi de yapmak isteyip ona karıştı, "anneaaa, bana karışıyo buuu" "anneeee, bana yaptırmıyooo"'lar hava uçuştu, ben de yapma kızım, yapma oğlum diyerek arayı bulmaya çalıştım. İleride baş müzakereci olmaya adayım.
 
Pazar günü ise Eloşumuzun doğumgünü partisine gittik. Geleneksel  1.yaş Doğumgünleri mekanımızda olacaktı. Bu geleneği başlatmış olmaktan dolayı mutluyum:) İyi ki Cagassi orada çalışıyor da başka yer aramıyoruz. Gigi'nin ilk yaş doğumgünü çok süperdi, tüm akrabalar gelmişti, anneannem ve babaanneciğim de oradaydılar, ikisi de artık yok.
 
Dolphin hasta olduğu için gelemedi, biz de amcamlarla gittik. Eloş çok tatlı olmuş, pembe tacı, tütüsü ve çizgili çoraplarıyla prenses gibiydi. Çocuklar hemen oynamaya başladılar, Sergio'nun bilgisayarında oyun oynarken çektiğim fotoğraftaki gibi, kuzenler olarak çok iyi anlaştılar. Hele Gigi ve Eylül, sürekli beraberdi. Gigi bana gelip anne Eylüller bize gelsin noolur dedi, ben de annesinden söz aldım, bir Pazar günü gelecekler, beraber kurabiye pişirip süsleyecekler. (Ben çocukları ona bırakıp keyif yapacağım, hehehe).
 
Tüm akrabalarımız, arkadaşlar oradaydı diyebilirim. Çok şahane bir gün oldu, daha sık olmalı bu buluşmalar bence. Gerçi Ozzy ve Sesi bir şey anlamadı ama biz çok eğlendik. Onlar davet sahibi olarak biraz yoruldular tabii.
 
Cigi ise hemen uyudu. Oğlumun bir garip özelliği var, çok kalabalıkta sıkılıyor, hemen uykuya veriyor kendini. Gigi'nin bizim evdeki doğumgününde de aynısı olmuştu. Arife'yi odaya götürmüş, sıkılırsın sen orada diye kadını yanımıza göndermemişti, uyumuştu sonra.
 
Neyse ki mekanda kocaman koltuklar vardı, yatırdım bir güzel, üzerini de annemin mantosu ile örttüm, neredeyse iki saat uyudu orada. Akşam evde fotoğraflara bakarken pastayı gördü, ben neredeydim anne diyor bana:)
 
Eloşun doğumgünü aslında bugün, yazıyı da bugün yazmak istedim. Nice yaşlara minik prenses...
 
 
 
 

Salı, Şubat 21, 2012

Mim...

Asortik Krep beni mimlemişti, ancak vakit bulabiliyorum yazmaya:

1. Ölmeden görmeyi istediğin bir ülke var mı? Neden orası?
Amerika, Disneyland'ı çocuklarımla beraber görmek istiyorum. Onların oradaki heyecanı ve mutluluğunu hayal ettikçe ben de mutlu oluyorum. Ayrıca kendi payıma da görmeyi en çok istediğim yer orası.

2. Kış mı? Yaz mı?
Sonbaharı daha çok severim, kış ve yaz da zaman zaman benim mevsimimdir. Ama soğuğa daha meyilliyim sanki. Üstelik Ağustos'ta doğmama rağmen.

3. Hiç saçının tamamını boyattın mı? Pişman mısın?
Boyattım, üniversitede sarıya boyatmıştım, hayatımın hatasını yaptım. Bana hiç yakışmadı, soluk tenimle daha da soluk oldum. Uzun süredir kızıla boyuyorum, Koleston'un köpük boyasını kullanıyorum, çok memnunum.

4. Bloğumda en çok ne tarz konular görmek isterdin?
Beni Asortik mimlediğine göre onun blogu hakkında yazmam lazım. Bence blogu bu haliyle süper, Fethiye hakkında, doğa hakkında, insanlar hakkında harika yazılar var. Çiçekler, el sanatları yazılarını ayrıca seviyorum.


5. Yaptığın en çılgınca şey neydi?
15 gün sürecek otobüsle Avrupa seyahati yapmıştık, gündüz gezip gece otobüste uyuyorduk. Yolculuğun yarısında Hollanda'da 4 gün kaldık, ilk gün başımı yastığa koymadan uyumuştum. Ama hayatımın en güzel tatiliydi diyebilirim.

6. En sevdiğin tatlı nedir?
Tulumba tatlısı, ama minik olacak. Bir de dondurmaya dayanamam, limonlusuna bayılırım.

7. Hiç bıkmadan kullanabileceğin oje rengi?
Flormar 348

8. Hayvanları sever misin? Evde beslemeyi istedin mi hiç?
Severim, yavru bir köpek alıp büyütmek isterdim, hem korkumu da yenmiş olurdum ama şartlar hiç buna uygun gelişmedi şimdiye kadar.

9. Düzenli olarak takip ettiğin bir dergi var mı? Varsa hangisi?
Instyle Home, Instyle,Elele

10. Sence Türkiye'de en yaşanılası şehir neresi? Neden?
Antalya diyeceğim sanırım. Gerçi yazın çok sıcak oluyor ama şartları ayarlarsan yaşanılası bir şehir olduğunu düşünüyorum.

11. İnsanların sende gördüğü, dile getirdiği en iyi ve en kötü özelliğin nedir?
Arkadaşlarım ve dostlarım neşeli oluşumu ve pozitifliğimi severler. Ayrıca pratiğimdir, arayıp sorarım, organizasyonlar yaparım birlikte olabilmek için. Kötüye gelince, sabırsızım ve bazen karşımdakini dinlemeden konuşurum, soru sorarım ama cevabı da ben veririm:) Benimle sen dakikada kaç soru sorabiliyorsun diye dalga geçerler.

Ben de Judy ve Lupinin annesini mimliyorum.

Perşembe, Şubat 16, 2012

Kırmızı Ruj Arıyorum...

Saçlarım kızıl, ama koyu, şöyle ciyak ciyak bağırmayacak, badana gibi olmayacak, yapış yapış hiç olmayacak, hafif bordoya dönük, tatlı bir kırmızılık verecek bir ruj arıyorum. Var mı önerisi olan?

Bu kadar beyaz tenli değilim ama ruj güzel bence..

Aslında bu tonu da beğendim..

Pazar, Şubat 12, 2012

It's not right Whitney:(

Perşembe, Şubat 09, 2012

Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur. *

Hani ilkokul ve ortaokulda pen friend olurdu ya,mektup yazardık hiç tanımadığımız arkaaşlarımza,şimdi de artık blog dostları var. Çünkü yazdıklarımız eğer yaşadıklarımızı, duygularımızı, ailemizi içeriyorsa blog dostumuz da bizimle paylaşıyor aynılarını, böylece hiç görüş(e)mesen de arkadaş oluyorsun o kişiyle.

İşte benim ilk blog dostum Asortik Krep'tir. Bana ilk yorumu yazan, yıllar boyu sayfamı takip eden, benim de hayranlıkla izlediğim bir sayfayı yazan şahane kişi. Sesimizi bile duyduk da kavuşamadık yıllardır, o Turkuaz kıyılardan buraya geldikçe İstanbul'un bir ucunda, ben diğer ucunda kaldık. Gerçekleştirmeyi en çok istediğim hayalimi açıklıyorum şimdi, bir gün ailemle yaşadığı yere gidip bürosuna gireceğim, karşısında duracağız hiç konuşmadan. Bizi hemen tanıyacak tabii, gülmeye başlayacağız.

Asortik Krep bana otantik küpe göndereceğini söylemişti, dün kargo ile geldi. O kadar zarif ki arkadaşım, içine çocuklar için çok bayıldıkları birer kalem, zeytinyağlı doğal sabun da ekleyip harika bir kart bile yazmış bana.



Ve tabii ki küpelerim. Beğendim demek yetmez, hem çok şık, hem de çok zarifler.



En güzeli de, öyle özenmiş ki, kurdeleli kutusunu bile unutmamış, seçtiği paketlerden keten çantaya kadar ne kadar özenli. Şimdiye kadar okuduğum, takip ettiğim kişinin canlanmasıydı sanki paket benim için.

Nasıl teşekkür etsem ki sana? Umarım en kısa zamanda tanışırız ve karşılıklı kahvelerimizi içerken yıllar sonra karşılaşmış ama aradan geçen zamanın hiç önemli olmadığı dostlardan oluruz seninle. Turkuaz kıyılara selam ve sevgiler İstanbul'dan.

* Başlıktaki söz Montaigne 'e ait

Cigi'den inciler...



-Ben annemle yaşamayı çok seviyorumm..
-Babamla da yaşamayı çok seviyorum..
-Gigi'yle yaşamayı da seviyorum..
-Arifemle yaşamayı da çok seviyorum..
-Ama anneannemle yaşamayı sevmiyorum.
-Aaa, neden ki oğlum?
-Çünkü anneannem hep Arifemi doktora gönderiyor!

(Annem genellikle Arifenin veya çocuklarının doktor işi olduğunda geliyor çünkü).