Perşembe, Temmuz 09, 2009

Grip x 2



Anne baba için en zor şeylerden biri nedir bilir misiniz? Çocuğunun hasta olması, elinizden bir şey gelmemesi, çaresizce ilaçların etkisini göstermesini bekleyip çocuğun acı çektiğini seyretmesidir.

Peki daha fenası nedir bilir misiniz? 2 çocuğun aynı anda hasta olması. İşte bu anne baba için eziyetin kaymaklı ekmek kadayıfı olanıdır. Kendi kendine yaptığın manevi işkencenin on katını çocukların zaten yapıyordur, tüm gün (veya çalışan şanslı! anneler) tüm gece bir çocuktan diğerine seyirterek ateş, sümük ve ağrı kontrolü yapar. Bebek kah babanın omzunda, kah annenin kucağında dolaşır odaları. Hastalıktan başını kaldıramaz, kaldırsa da melül melül güler, daha bir kanırtır kalbindeki bıçağın ucunu. Ah keşke dün akşam yoruldum demeseydim, şu çocuklar bir an önce uyusa da balkonda kocamla keyifli keyifli sohbet edeyim diye düşünmeseydim dersin kendi kendine. Vicdan azabı öyle büyür ki bir noktada, bir iyileşsinler, asssla şikayet etmiycem, ne kadar haylazlık yaparlarsa yapsınlar hoş görücem diye hiç tutamayacağın sözler vermeye başlarsın içinden.

Gecenin uykusuzluğu, yorgunluğu sabah olup ta göreceğin bir gülümseme, hareketlenme, yenilecek bir lokma ile uçar gider. Tüm gün başın ağrımış, esnemişsin ne gam, hastalığı yendin ya bir kez daha, gerisi vız gelir tırıs gider. Gelsin saklambaçlar, gitsin kitap okumalar, mutluluk budur işte bir anne baba için.

Çarşamba, Temmuz 08, 2009

Aydede Aydede, Senin evin nerde?



Akşamları balkon resmen kurtarıcımız oldu. Sitenin en güzel evi bizde:) Manzara olarak yani. Bir tarafta askeri havaalanı var, yani uçsuz bucaksız yeşillikler, tam karşımızda bir dağ, diğer tarafta park ve çocuk cıvıltıları, çatı katında oturmanın keyfi bambaşka. Balkonda oturup esintiyi hissetmek, yıldızları seyretmek, Aydede'nin doğuşunu adım adım izlemek muhteşem.



Askeri havaalanı dedim ya, genellikle helikopterler oluyor, ikmal yeri olduğu için. Uçak inmiyor mesela, bazen eğitim uçakları görüyoruz, çoğunlukla helikopterler var. Geceleri sanırım eğitim yapıyorlar, pat pat pat sesini duyduğumuz anda balkona koşuyoruz Cigi ile. Hemen parmağı ile gösteriyor ve "Ep" diyor. Dolphin'e acaba komşuluk hakkı olarak bizi de bindirirler mi diyorum:) "İstersen komutana sor, direğe kadar binip gelicem de" diyor bana. Bazen o kadar yakından geçiyorlar ki, içeridekileri göreceğiz neredeyse, çok keyifli. Bir gün gezmek isterim helikopterle. (Gigi de küçükken Opeter derdi).



Gigi 2 gündür hasta. Buzdolabına şişeyle su koymuş, akşama kadar içmiş, Arife'yi dinlememiş (kimi dinliyor ki zaten). Geçen akşam balkonda babası ile yatıyorlardı (yer minderini koyup yastığını da alıyor, yorganı da sürükleyerek götürüyor, babası masal anlatıyor orada). Tam uyuyacakken kustu ama ne kusmak (henüz kahvaltı etmeyenler okumasın). Zavallı kızım midesinde ne varsa çıkardı. Temizledim her yerini, balkonu yıkadım, yatağı, yorganı yıkadım, sabah konuşurken öğrendim dolaptan su içtiğini. neyse ki anlatınca bir daha içmemiş sonra.

Dün akşam da ateşi vardı, burnu da tıkanmış, hafta sonu havuzda da üşütmüş olabilir gerçi. Pazar günü o kadar çok kaldı ki, anne biraz daha diye diye saatlerce çıkmadı sudan. Kıyamıyorum o anda, aslında aklım mantığım hayır diyor, ama onun güzel gözleri ve yalvaran sesini duyan kalbim eveti basıyor. Hep kalbim kazanıyor. Bugün de geçsin bakalım, ilaçlar işe yaramazsa doktora götüreceğim.

İşyerinde işler o kadar yoğun ki, yanımdaki eleman tatilde, tüm işler bana kaldı. Öğle tatilinde 5 dakika yemek yiyip koşarak yerime geliyorum. Bu arada genel müdür bir de rapor istemesin mi? 2 gün çalıştım üstünde, dün akşam verdim, çok teşekkür etti, emeğime değer vermesine çok sevindim.

Perşembe, Temmuz 02, 2009

Web sayfasına isim aranıyor...


Tahta bloklarla oynamayı sever misiniz? Ben küçükken abimle bir sürü bloktan oluşan tahtalarla evler, yollar, maketler yaptığımızı hatırlıyorum. Uzun zaman oynardık ve sıkılmazdık da.

Şimdi oyuncakların çoğu birkaç kez oynandığında bozulacak şekilde üretiliyor. Ucuz Çin malı oyuncaklar çocukları bir kaç saat oyalıyor, sonra kolu bacağı kopmuş bebekler, tekerleği çıkmış arabalar, havası inmiş toplar bir süre kutularda saklanıp atılıyor veya birileri isterse veriliyor.

Ben Gigi'ye çoğunlukla kitap alırdım bebekken. Sert yapraklı kitaplarla çok zaman geçirdik beraber, oyuncak da alıyordum tabii. Topa bayılırdı, her yerden top alırdık. Bir ara irili ufaklı 20-30 topu olduğunu biliyorum.

Geçen yıl internette 8 yaşındaki yeğenime oyuncak ararken eğitici bir şeyler olsun istedim. Tahta blokların tümü 2-5 yaş arası çocuklar içindi. Ben de yurt dışında araştırma yapmaya başladım. İşte Walachia böyle karşıma çıktı. ürünlerini o kadar çok beğendim ki Türkiye'de distribütörleri olup olmadığını sordum. Olmadığını öğrenince Dolphin'in şirketi adına Distribütörlük aldım. Çalıştığım şirketin kapanması, hamileliğim ve bir sürü sıkıntı derken bu işle hiç ilgilenemedik. Ama şimdi faaliyete geçiyoruz ve çok mutluyum. Çalışmaya devam ediyorum tabii ki, bu işi Dolphin yürütecek. Çok zengin olunca ben de onunla çalışacağım:)

*Müstakil ev : 154 parçadan oluşuyor. Maket boyutu 24*20*15 cm

İlk partiyi getirdik. Ürünler 2 tip. Doğal Kayın ağacından üretilmiş bloklarla isterseniz maket evler yapıyorsunuz, veya kütük ev formunda yuvarlak olanlarla evler, şekiller yapıp tekrar bozabiliyorsunuz. Birbirine geçme şeklinde yapılmış bloklar bunlar.

Maketler ise ayrı alem. Pencereleri, kapısı, bacası, çatısı, yapıştırıcısı, talaş tozu, zımparası, kısacası her şeyi içinde bir kutu ile geliyor. Açıklama şablonu da içinde var (Türkçe de var). Buna göre çocuklar anne babalarıyla, ablalarıyla veya kendi kendilerine çeşitli maketler yapabiliyorlar. Daha sonra bu maketleri boyayıp renklendirebilir, içine ampul takıp gece lambası yapabilirler.

*Yeldeğirmeni: 137 parça , boyutu 14*10*32 cm

Maketler 6-8 yaş ve sonrası için hazırlanmış. Maket / Model meraklısı yetişkinler de severek yapabilir. Ürünlerin en güzel yanı Çin malı olmaması (Çek Cumhuriyetinden geliyor), organik olması ve el becerilerini geliştirmeye yönelik hobi kitleri şeklinde tasarlanması bence.

İşte bu ürünleri şimdi kendi web sitemizden satacağız. Bunun için de bir isim bulmamız gerekiyor. Bana yardımcı olur musunuz?

*Tren İstasyonu: 115 parça, boyutu 24*17*13 cm

Pazartesi, Haziran 29, 2009

Hafta Sonu...


Bu suçluluk duygusu hiç geçiyor mu? Çocukları evde bırakıp bir yerlere gitmek, eğlenmek ama onlar evde diye vicdan azabı çekmek normal mi yani?

Cuma akşamı Dolphin'in işyeri komşuları ile şahane bir mangal partisi yaptık. Bağdat Caddesinin yanında, evlerinin kocaman arka bahçesinde, sanki ormana gitmişiz gibi oldu. Tavuk kanatları, köfte, sucuk ve şarap eşliğinde geceyarısına kadar süren yeme içme ve sohbet dolu akşam haftanın tüm yorgunluğunu aldı benden.

Tabii bu arada evde Gigi Arife'ye kök söktürmüş. "Sen evde kalırım dediğin için annem geç geliyor" diyerek kadına bir sürü eziyet etmiş.

Cumartesi Dolphin işe gittiği için ben çocuklarla evdeydim. Akşamüstü havuzdan Cagassi aradı, biz ufaklığa bakarız gel dedi. Ben ikisini idare edemem diye gitmemiştim. Gigi öyle sevindi ki, hemen hazırlandık, havuza gittik. Nisanın altısı ve Sesi de vardı, Sergio bıcır bıcır konuşarak bizi karşıladı, havuzda kendi kendine yüzüyor, çok tatlı delikanlımız canım. Tifeffi de acayip zayıflamış, aha da buraya yazıyorum. Kız, ne güzel olmuşsun öyle, vallahi kıskandım seni.

Sesi ve Ozzy oğlana patates yedirirken ben Gigi ile havuza girdim, biraz yüzdük. Oğlan ayaklarını suya soktu ama beline kadar girince üşüyor galiba, hemen çıkmak istiyordu. Bir saat kadar kalıp eve döndük. Ozzyler de geldi. Pizza söyledik Domino's tan. Karışık pizzası çok güzel, Sesi için de Pizza fit istedik. O sırada Dolphin de geldi. Gigi uyuduğu için Cigi ile oynadılar. Neler neler yaptı:) Sobee diyoruz, koşup ablasının saklambaç oynarken sobelediği duvara vuruyor, sandalyeleri çekiyor, "begek" en çok kullandığı kelime, ne demek bilmiyorum? Bir de emzik (meme) nerde oğlum deyince "memmee?" deyişi var ki!

Ben bir gece önceden de çok yorgun olduğumdan bir ara oğlanı uyutayım diye odaya gidip sızmışım. Sabah uyandığımda ne oğlanı yatıran Dolphin'i, ne de çocukların gidişini hatırlıyordum. Ayıp olmadığını umuyorum çünkü dün havuzda karşılaşınca benimle çok normal konuştular:)

Dün abimle yengem (ay böyle de söyleyince komik oldu) Nazo gelin geldiler. Biraz havuza girdik, yağmur başlayınca çıktık. Balkonda yağmuru seyrettik, çok güzel bir yaz yağmuruydu. Yemek yedik, çay içtik. Bol bol muhabbet ettik.

Akşam da BKM Mutfak Oyuncularını seyrettik (ÇGH Bunlar dıbı dıb dıb dıb). Birand esprileri süperdi, bazılarını çok beğendim. Bir kaçını beğenmedik. Özellikle replikleri unutup oyun dışı şakalaşmalar hoşumuza gitmedi. Zaten komik de olmuyor bu şekilde.

İşte böyle, 2 gün evde kalıp bu kadar çok anlatan yoktur herhalde benim gibi:)

I'm bad.



En çok bu şarkısını sevdim nedense. Öldüğünü duyduğum günden beri içimden seslendiriyorum. Dünya'dan bir yıldız daha gitti. Bir devir de böylece kapandı.

Duygularımı en iyi anlatan yazı, Nil Karaibrahimgil'den gelsin o zaman (Bugün Kelebek'te yazmış):

"Kötüyüm biliyorsun, kötüyüm ben

Dünyadan çok büyük birşey kalkıp gitti gibi hissediyorum. Tuhaf bir şekilde yalnızlaştım.

Sanki çocukluğumun bir bölümü montajda atıldı. Dünyada ay yürüyüşü yapan o adam, gitti. Bir renk, boya kutusundan atıldı. İçimde bir oda, apar topar boşaltıldı.

Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum ama küçüktüm işte. Bütün küçük şeyler gibi, kocaman koskocaman şeylere bakıyordum o sıra. İki kişi vardı kafamda pırlantadan çerçevelere oturtulmuş. Gerçeklerden büyüklerdi. Muhteşemlerdi. Dünya böyle bir yerse gerçekten kıyak bir yolculuk olacaktı bu. Geceleri lambamı söndürmeden, karşımda Madonna posteri, elimde Michael Jackson’un ‘Bad’ kasedi uyurdum. Hastasıydım ben bu ikisinin. Kral ve kraliçe.

Kardeşimle, iyi ki var yoksa grup kurulamazdı, teybe Michael’ı koyar, kapıyı kapar, masa lambasını yatağın üstüne doğru spot yapar, iki tenis raketini gitar gibi tutar, sesi açar, zıplar da zıplardık. Yıllar sonra, Michael’ın öldüğü gece ben, gerçek bir sahneye çıkarken, onun tişörtünü giymiş, gözlerim dolu bunu hatırlıyorum. Az sonra, dünyada binlerce şarkıcının yaptığı gibi, pullu ceketimi omuzlarımdan hafifçe düşürüp, kafamı geriye atacağım. Bu numaraları biz Michael’dan kaptık. Müziği, görselleştirdi. Şarkılarına kısa filmler çekti. Ardından da biz. Çok azımız onun kadar güzel şarkılar yazdık, çok azımız onun kadar güzel dansettik, hiçbirimiz onun kadar büyümedi. Dünyanın en ücra köşesinde bile, adı bilinir. Şarkıcı ve Amerika desen hemen onu derler. Öyle büyük. 750 milyon satmak ne demek? Bence, bu gezegene yaydığı frekansla hükmetmek demek. Nokta.

Zamanla çocukluk kahramanlarını hatırlamamamız, içimizdeki tahtlara oturmuş daha başka insanlar falan, hiçbir şeyi silmezmiş meğer. Michael öldü dediler, benim elimin içindeki küçük elim şaşkınlıkla açıldı, içinden ‘Bad’ kasedi düştü.

Ben sesini duydum. Destanımda adı geçen parlak yıldız, nam-ı diğer Michael Jackson artık dünyamızdan görülemeyecek. Anons buydu benim için. Ben bunu duydum.

Onu seviyorum, gözümü kapatınca rüzgarını görüyorum, dinliyorum. Kraliçe de bizi böyle zamansız terk etmesin diliyorum.

Poster dursun bari.

Cuma, Haziran 26, 2009

Gigi'den inciler...

-Kızım sana 10 puanlık bir soru soracağım.
-Anne, 10 puanın karşılığı ödül ne olacak peki? (Bunu soran kişi 4.5 yaşında)
-Ödül mü? eee, kitap okurum sana.
-Tamam sor anne.
-Yerdeki mavi örtü nerde?
-Bilmiyorum anne.
-Üzgünüm, puan alamadın. Yanlış cevap.
-Ama anne, sen bana cevap verirsem puan alacağımı söyledin, ben de cevap verdim, bilmiyorum dedim. Ödülü hakettim.
-??? vallahi doğru, haklısın kızım, getir kitapları, okuyacağım.

Bazen ciddi olarak verecek cevap bulamıyorum, beni alt ediyor ya.