Pazartesi, Şubat 08, 2010

5.prenses kim?



Tabii ki benim GİGİ'm! Disney müzikaline gittik Cumartesi günü. Paa teyzesinin sponsorluğunda güzel bir gösteri izledik. Masalların canlandırılması, kostümlerin şahaneliği, müzikler, danslar öyle güzeldi ki şu yaşımda beni hayran bıraktığına göre Gigi'nin yüzündeki gülümseme ve hayranlığı hayal etmenize bile gerek yok aslında:)

Yeğenim Ozzy ve annesi N. da geldiler. N. bizi dışarıda bekledi. Gösteriden önce biraz bekledik.



Standlarda çeşitli satışlar ve aktiviteler vardı. Satılan oyuncaklar, yiyecekler öyle pahalıydı ki klasik Türkiye gerçeği diyebiliriz. Oysa fiyatlar makul olsaydı daha çok satış yapabilir ve birçok çocuğu daha mutlu edebilirlerdi bence. En basit oyuncak 20 TL civarındaydı, bebekler 35-40 TL (ki bilet zaten pahalı). Patlamış mısır bile 8-10 TL olunca ben ve benim gibi bazı anneler çantalarına su, bisküvi koyup gelmişlerdi. Çocuklara gösteri boyunca yetti de arttı bile abur cuburlar.



Başlangıçta Mickey ve arkadaşları çıktı (ben Mini'ye bayıldım:)



Konuşmalar ve şarkılar Türkçeleştirilmişti, çocuklar kolayca anladılar. Sorulara yanıtlar verip oyuna katıldılar. Pamuk prenses'teki yedi cüceler süperdi. Sindrella'nın üvey kardeşleri, hele de üvey anne sanki kitaptan hoplamış gibiydi. Makyaj, kostümler süper şahaneydi. Pırıltılı kumaşlar, kabarık etekler, kitaptakilerin bire bir renkleri ve tarzları olunca seyrederken okuyor gibi de oluyorsunuz aynı zamanda.



Pazar günü de geleneksel aylık toplantımızı yaptık Burçak'larda. Kahvaltı, öğleden sonra atıştırması derken akşama kadar oturduk. 5 çocuk (Gigi,Cigi, Burçağın kızları, E. ve C. ayrıca Yasi'nin oğlu E) koşturdu, kavga etti, uyudu, evin altını üstüne getirdiler. Biz de bir ara erkeklerin dışarı çıkmasını fırsat bilip mutfakta kahve içtik, sohbet ettik. 3 arkadaş aile olarak çok güzel bir gün geçirdik.

Pazartesi, Şubat 01, 2010

Doğumgünü...


Küçük hanıma nihayet doğumgünü yaptık. Annemin deyimiyle "bi kısırla olayı bitirdim" :) Ama ne yapayım bir organizasyon dahisiysem ve herkesi acayip güzel örgütlüyorsam? Ben böyleyim işte, başarılı ve güzel. Ama bir kötü huyum var, asla kendimi övmeyi beceremiyorum, olsun, o kadar kusur kadı kızında da olur. Ben de bir kadı kızı olarak (sülalenin başı Kadı'ya kadar gider, soyadımızı da öyle almışız zaten) kusurlarımla yaşıyorum işte:)

Evet, ayrıca kısır yaptım ama muhteşem oldu. İnanmayan Tifeffi'ye sorabilir, hiç kısır sevmiyormuş ama 2 tabak yemiş, valla bak:)

Pan Börek'ten aldığım su böreği ve kıymalı kol böreği de şahaneydi. Tavsiye ederim herkese. Annemin poğaçaları ve üzümlü kurabiyesi, Arife'nin haşhaşlı çöreği, Güyel amcanın getirdiği doğumgünü pastası (evet peki, onu da ben örgütledim. Hediye alma, pasta senin hediyen olsun dedim, ne var?) ile herkes karnını doyurdu, bol bol çay içildi, meşrubatlar yetti, bir doğumgünü daha böylece geçti gitti.


Çocuklarla beraber 40 kişiydik evde. Yani 2,3 metrekareye 1 kişi düşüyordu:) Bir ara geleni oturtacak yerim olmayacak diye tedirgin oldum ama baktım ki herkes halinden memnun, koyverdim ben de:) Annemler, kayınvaldeler, görümcemler, eltimgiller, amcamlar, teyzem, kuzenler ve kuzenler geldiler. Gigi hediyelerini pek beğendi, büyükler sohbete doydu, küçükler bol bol oynadı. En küçükler Kayriş ve Cigi ortalarda koşturdu. Sanki pek güzel bir gün oldu:) Babam "Gigi'nin değil, seninle Dolphin'in doğumgünü gibiydi" dedi. İnşallah Cigi 'nin doğumgününü havuz başındaki Kafede yaparız Mayıs ayında, o zaman hedefim 70-80 kişi çünkü!

Güzel kızım kıyafet krizi yarattı evde. Tifeffi'nin geleneksel olarak her doğumgününde aldığı kıyafetleri var, bu sene de muhteşem bir bluz ve bolerosunu almış. Önce giydi bizimki, bolero kollarını kaşındırmış, çıkardı. Bluz pullarla işlemeli ve süper, altına da kot şortunu ve beyaz çorabını giydi. Tam resim çekecektim ki, Berfuş geldi. Berfuş leylak rengi bluz ve sarı bir tayt giymiş, bunu gören Gigi odasına seyirtip eski bir mor tişört ve sarı penye taytını giymez mi? Tutturdu mumları böyle üfleyeceğim diye. Yalvar yakar bluzunu giydirdik, pastayı üfledi ve hemen değiştirdi yine kıyafetini. Sesi'nin aldığı (resimlerde görülen) gri bluzu ve geçen yıl Tifeffi'nin aldığı tafta/tüllü eteği giydi. Bu akşam diğer bluzu ile resmini çekmeyi planlıyorum, izin verirse artık:)


Hediye gelen oyuncaklarla oynarken:


Bu arada Cumartesi günü de Cigi'nin saçlarını kestirdim. Kucağıma oturdu, saçı kesilirken gıkı bile çıkmadı. Abi saçını nasıl kesti diye soracak olursanız : "abi, kıyt kıyt kesti" diyor, haberiniz olsun:)

Çarşamba, Ocak 27, 2010

Gigi'den inciler...

Geçen hafta sonu arabada:

-Anne, Hedefler iyi olur değil mi?
-Nasıl yani kızım?
-Yani kötü hedef olmaz, hep iyi hedefler olur.
-Benim yerime işe git kızım.

Dün akşam evde:

-Baba, biliyor musun ben hep yarın'ı bir gün adı sanıyordum. Oysa ki her gün yarın diyebiliyormuşuz. Günler Pazartesi, Salı, Çarşamba diye gidiyor, yarın hepsi olabilirmiş.
-Sen aslında kaç yaşındasın kızım?

Daha eskilerde bir gün :

-(Okula gitmeyi hiç istemiyor ya) Anne, ben evde büyüyebilir miyim?
-Nasıl yani?
-Yani okula gitmesem, evde yetişip büyüsem olur mu?
-Olur, ben sularım seni arada bir kızım.

Pazartesi, Ocak 25, 2010

Haftasonu...



Gönül isterdi ki bugün Gigi'nin doğumgünü resimleri ile bu yazıyı süsleyeyim.Onun yerine Gigi ve babasının yaptığı şaheser(!) kardan adam eşlik ediyor yazıma.

Doğumgünü partisini iptal etmek zorunda kaldık, iyi ki de etmişiz çünkü kimse gelemeyecekmiş. Cumartesi günü annemin günü vardı, orada baktım ki karşı taraftan kimse gelemeyecek, tüm akrabaları aradım ben de. Gigi çok üzüldü ama arkadaşların gelemeyecek, Berfuş bile dedim ve sihirli kelime Berfuş'u duyunca tamam dedi:)

Anneme de birçok kişi gelemedi ama gelenler yine de 15 kişiden fazlaydı. Paa'nın dediği gibi "Sa...." sülalesine gezme deyin, kar kış vız gelir:) Akrabalarımızdan biri de giderken benim botlarımı giymemiş mi:) Benzemiyor bile aslında, renkleri farklı, giyim şekilleri farklı, dalgınlığına gelmiş Fatma Teyzenin, annemden aldığım spor ayakkabı ile eve gittim. Dün annemler değiştirmiş ama ben ne zaman alacağım bakalım. Yoksa bu bana yeni bir bot almam için ulvi bir işaret mi? (Bahane hazır:)

Dün sabah uyandığımızda kar epeyce yağmıştı, devam da etti. Gigi ve babası balkonda oynadılar, Cigi uyuyordu, uyanınca balkona baktı ve çıldırdı:) anne, kaydan adaaam deyip durdu. Ama dışarıda kar hoşuna gitmedi. Yüzüne yağdıkça sinir oldu:)

Akşamüstü Güyellere gittik. Yollar açıktı. Yemek yedik, çocuklar oynadı. Sanırım yediğim kızartma bana dokundu orada, korkunç bir mide bulantısı ve sancısı çektim. Dolphin de bir kaç gündür rahatsızdı mideden, eve döndüğümüzde çocukların yanına uzandım salonda, TV seyrettik. Gigi uyudu zaten, oğlan da yanımda oturdu, yattı, beni çekiştirdi uyumayayım diye. "Anne gözünü aç" diyor, ben tekini açıyorum, "iki tane aç" diyor:) Sanırım uyuyakalmışım, Dolhin hadi yatın diye kaldırdı beni, oğlanı alıp yatağa gittim, yanıma yatırdım, bir iki debelendi, sonra uyumuşuz.

Sabah kalkınca mide ağrım yoktu, bugün çok hafif yiyeceğim, kar hala yağıyor, akşam eve servisle gideceğim, sabah beni Dolphin bıraktı.

Bu hafta içinde yine soğuk hava gelecekmiş diyorlar, bakalım hafta sonuna doğru hava düzelmezse planlar yine değişecek mi?

Cuma, Ocak 22, 2010

Komik Prensesim...



5 yıldır hayatımıza dünyanın tüm renklerini ve coşkusunu katıyorsun. Doğduğun günden bu yana seninle dopdolu hayatımda beni mutluluktan ağlattın, güldürdün, peşinden koşturttun, sinirden kudurttun, sevinçten geberttin, her bi şeyi yaptın kızım.

İnşallah bundan sonra da böyle devam edersin. Seni çok seviyorum şekerparem, annesinin bitanesi, komik prensesim benim. Doğum günün kutlu olsun.

Salı, Ocak 19, 2010

Ne düşünüyorsam yazmış yine...

Dilimize yapışıp kalmış: İnsanlıktan söz ederken hep insanoğlu diyoruz. Böylelikle de dünya nüfusunun yarısını, yani erkekleri kastediyoruz. Ama bu kullanım zaman zaman da işe yaramıyor değil.

Mesela savaştan söz açtığınızda “insanoğlu” demenizden daha doğru bir kullanım olamaz.

Çünkü savaşları insanoğlu yapıyor, insankızı değil. Eğer Amazon söylencesini saymazsanız tarih boyunca yüz milyonlarca erkek birbirine giriyor, dönemin silahlarıyla birbirini parçalıyor.

İnsankızları ise çocuk doğuruyor, besleyip büyütüyor, savaşa gönderiyor ve sonra da yasını tutuyor.

Bu yüzden “Savaş bir erkek davranışıdır!” dersek pek de haksız olmayız.

Erkek yığınlarının alışkanlığı bu.

Belki çözüm de burada.

Dünyanın yönetiminde kadınların ağırlığı ne kadar artarsa, savaş tehlikesi de o oranda azalır.

Bir kadın, erkek gibi yok edici olamaz.

Çünkü bir insan doğurmanın ve yetiştirmenin ne demek olduğunu bilir.

Erkek gibi dölleyip yoluna gitmemiştir o. Çocuk doğurmanın acısını, sancısını çekmiş, canından can kopmasının şiddetini yaşamıştır.

Sonra o çocuğu emzirmiş, beslemiş, yirmi yıl üstüne titremiştir.

Erkekler çocuğu alır, asker yapar, cepheye gönderirler ve “bum!”; çocuk artık yok!

Kadınlar, bu yok oluşun ne derece yanlış, vahşi ve doğaya aykırı bir durum olduğunu iliğinde kemiğinde duyar.

Hırslarına kapılmış ve egemenlik peşindeki erkekler anlayamaz bunu.

Çocukluğumuzdan beri böyle yetiştirildiğimiz için, savaşı ülkelere ve insan soyuna mal ediyoruz.

Oysa anlamalıyız ki savaş sözünü ağzımıza aldığımız anda erkeklerden söz etmekteyiz.

Bugün bazı ordularda, göstermelik bir miktar kadın subaya da yer veriliyor ama bu durum, savaş vahşetini bir kadın davranışına dönüştürmeye yetmiyor.

Belki de ileride, bu çıldırmış dünyayı kadınlar düzeltecek.

Zülfü Livaneli